K ile kelimeler
Bu harfte toplam 1600 kelime var. Sozlukteki toplam madde sayisi: 11461.
- kaanhakan, padişah, hükümdar, han, hakan, kağan
- kabakuyruk sokumunun her iki yanındaki şişkin yer
- kabacakaba bir biçimde
- kabadayıKendine özgü namus kurallarını esas alıp toplum kurallarının dışına çıkarak zorbalık yapan, etrafa meydan okuyan kimse; bıçkın, dayı, efe.
- kabahatuygunsuz hareket, çirkin, yakışıksız davranış
- kabakkabakgillerden, sürüngen gövdeli, sarı çiçekli, birçok türü olan bir bitki (Cucurbita)
- kabakulaktükürük bezlerinin, özellikle kulak altı bezlerinin iltihaplanmasıyla beliren bulaşıcı, salgın ve ateşli bir hastalık, kabaşiş, yazma
- kabalıkkaba olma durumu
- kabanPaltoya benzeyen bir giysi
- kabareçeşitli gösterilerin yapıldığı eğlence yeri
- kabarmakağırlığın artmadan hacmin büyümsei
- kabartmakkabarmasını sağlamak, kabarmasına yol açmak
- kabarıkkabarmış olan
- kabileboy, oymak, klan
- kabiliyetKişinin bir şeyi anlama veya yapabilme vasfı
- kabiliyetlikabiliyeti olan
- kabinKüçük, özel bölme; kabine
- kabineBakanlar kurulu, hükûmet
- kabloelektrik akımı iletiminde kullanılan ve yalıtkan bir madde ile sarılı bulunan metal tel, ileteç
- kabotajbir devletin kendi içinde taşımacılıkta tanıdığı ayrıcalık
- kabristanmezarlık, gömütlük
- kabukbir şeyin üstünü kaplayan ve onu dış etkilere karşı koruyan, kendiliğinden oluşmuş sertçe bölüm, kışır
- kabulbir şeye isteyerek veya istemeyerek razı olma
- kaburgaeğe kemiklerinin oluşturduğu kafes.
- kaburgalıkaburgası olan
- kabzasilah, kılıç vb. şeylerde tutulacak yer; tutak, sap
- kabızdışkılama sıklığının azalması veya zor ve ağrılı dışkılama, peklik, kabızlık, ishal karşıtı
- kadarÖlçüsünde, derecesinde; kadarınca.
- kadastroBir ülkedeki her çeşit arazi ve mülk yerinin, alanının, sınırlarının ve değerlerinin devlet eliyle belirlenip plana bağlanması işi.
- kadavratıp öğretiminde, üzerinde çalışma yapılan ölü insan veya hayvan vücudu, naaş
- kadayıfKurutulmuş ince hamur telleri veya kızartılmış ekmek üzerine şerbet ilave edilerek yapılan bir tür tatlı
- kadağayasak, men, yasak olma durumu.
- kadehİçki içmeye yarayan ayaklı bardak
- kademmetrenin üçte biri kadar olan, on iki parmak uzunluğu, yarım arşın
- kademeAşama, basamak, derece
- kaderezelî takdir
- kadifeüzeyi belirli uzunlukta bırakılmış ham madde lifleriyle kaplı, parlak, yumuşak kumaş; velur
- kadimbaşlangıcı olmayan, eski
- kadirdeğer, kıymet, itibar
- kadmiyumAtom numarası 48, atom ağırlığı 112,40, yoğunluğu 8,6 olan, 320 °C'de eriyen, gümüş beyazlığında, elektrik ve seramik sanayisinde kullanılan yumuşakça bir element (simgesi Cd).
- kadrajSinema ve fotoğrafçılıkta görüntüyü çerçeve içine alma
- kadranSaat, pusula ve radyo gibi araçlarda, üzerinde yazı, rakam veya başka işaretler bulunan düzlem
- kadrilBir tür salon dansı
- kadükDeğerini, önemini yitirmiş, eskimiş, düşmüş
- kadüseYunan mitolojisinde tıp sembolü
- kadıTanzimat'a kadar her türlü davaya, Tanzimat ile Medenî Kanun arasındaki dönemde ise yalnız evlenme, boşanma, nafaka, miras davalarına bakan mahkemenin başkanı
- kadınerişkin dişi insan; hatun, hatun kişi, bayan, karı, nisa, zen .
- kadıncakadına yakışır (biçimde)
- kadınlıkkadın olma durumu
- kadınsıkadına özgü olan, kadına yaraşır
- kadınsızKadını bulunmayan
- kadırgaHem yelken hem kürekle yol alan, özellikle Akdeniz'de kullanılmış bir savaş gemisi
- kafArap alfabesinin yirmi dördüncü harfi
- kafaHayvanlarda genellikle ağız, göz, burun, kulak vb. organların bulunduğu vücudun en ön bölümü.
- kafadargörüş ve anlayışları birbirine uyan kişilerden her biri, kafadaş, kafa dengi, büzüktaş
- kafatasıinsanda ve omurgalılarda içinde beyin bulunan, başın kemik bölümü
- kafeİçecek ve hafif yiyeceklerin satıldığı, bazılarında kapı önlerinde oturacak yerlerin bulunduğu ayaküstü yiyecek ve içecek yerleri
- kafeinKahve ve çayda bulunan, hekimlikte kullanılan, kasları, sinirleri uyarıcı, mide salgısını ve metabolik hızı artırıcı etki yapan bir madde
- kafeinlikafeini olan
- kafeinsizkafeini olmayan
- kafesHayvanlar için aralıklı tel, metal veya ağaç çubuklardan yapılmış taşınabilir bölme.
- kafesliKafesi veya kafes şeklinde olan
- kafesçiKafes yapan veya satan kimse
- kafeteryaÇay, kahve vb. içeceklerle bazı yiyeceklerin satıldığı yer.
- kafilebirlikte hareket eden topluluk
- kafiyeŞiirde mısra sonundaki eş sesli kelime veya aynı görevde olmayan, ses bakımından benzeşen ek
- kaftanÇoğu ipekten yapılan, bir tür uzun, süslü üst giysisi
- kaftancıkaftan yapan veya satan kimse
- kahirbaskın gelen, ezen, ezici
- kahkahayüksek sesle gülme
- kahramanSavaşta veya tehlikeli bir durumda yararlık gösteren kimse; alp, yiğit
- kahramancakahramana yaraşır bir biçimde, kahramancasına, yiğitçe, kahramâne
- kahramanlıkkahramanca davranış, kahraman olma durumu
- kahvaltıGenellikle sabahları yenilen hafif yemek:
- kahvesıcak iklimlerde yetişen, kök boyasıgillerden ağaç, Coffea arabica
- kahveciKahve üreten veya satan kimse
- kahvehanekahve, çay, ıhlamur, bira, nargile içilen, tavla, domino, bilârdo, kâğıt oyunları vb oynanan yer, kahve
- kahverengikırmızı portakal rengi karışımı, kavrulmuş kahve veya çikolata rengi, konur
- kahyaKonak, çiftlik vb. yerlerde türlü işleri yapmakla görevli kimse,
- kaideBir şeyin yere dayanan bölümü veya bir şeyin üzerine oturtulduğu nesne; ayaklık, duraç, taban, tabanlık.
- kaimgeçen (başka bir şeyin yerine)
- kajuAy biçimli, yer fıstığına benzeyen, tadı tatlıyla tuzlu arasında olan, ham hâlde çekirdeğinin yağından böcek ilacı yapılan, çekirdeği işlenince lezzetli çerezlerinden biri olan bitki meyvesi
- kakyağmur suyu biriken çukur
- kakagaita veya dışkı, hayvanların sindirim artıklarından oluşan ve anüs yoluyla vücuttan atılan artık madde
- kakaoİki çeneklilerden Amerika'nın sıcak bölgelerinde yetişen bir ağaç
- kakmakİtmek, vurmak.
- kakofoniSes kakışması, ses uyumsuzluğu
- kaktüsKaktüsgillerden, yaprakları yayvan ve dikenli, güzel, parlak renkte çiçekler açan bir bitki, atlas çiçeği (Cactus)
- kakuleZencefilgillerden, sıcak iklimlerde yetişen güzel kokulu bir bitki .
- kakım(Mustela erminea), sansargillerden, yazın esmer kırmızı, kışın beyaz renkli kürkü değerli, etçil hayvan, as, ermin
- kakırcaFındıkfaresi adıyla bilinen küçük memeli hayvan
- kalabalıkçok sayıda insan topluluğu, insan kalabalığı
- kalamarSekiz bacaklı, iki dokunaçlı, hızlı yüzen, genellikle renk değiştirebilen bir deniz yumuşakçası, (Loligo vulgaris)
- kalanbir çıkarmanın sonucu
- kalasKalın biçilmiş uzun tahta; ağaç
- kalayAtom numarası 50, atom ağırlığı 118,7, yoğunluğu 7,29 olan, 232 °C'de eriyen, gümüş beyazlığında, kolay işlenebilen, yumuşak bir element (simgesi Sn).
- kalaycıBakır kapları pasa ve dış tesirlere karşı korumak üzere kalay ile kaplayan kişi
- kalaylamaKalaylamak işi
- kalaylamakBakır kaplara ateşte kalay sürerek parlatmak
- kalaylanmakKalaylanmak işi yapılmak veya kalaylamak işine konu olmak
- kalaylıKalaylanmış (kap)
- kalaysızKalaylanmamış (kap)
- kalburtahıl ve diğer iri taneli maddeleri elemek için kullanılan büyük delikli veya seyrek telli elek
- kalburcuKalbur yapan veya satan kimse
- kalburüstüSeçkin, sivrilmiş (kimse).
- kalcıKal işi yapan kimse
- kaldıraçküçük bir güçle büyük bir dienci yenmeyi sağlayan araç,ki bir dayanma noktası üzerinde oynayabilen bir çubuktur.
- kaldırmaKaldırmak işi.
- kaldırmakbulunduğu yerden almak
- kaldırılmakaldırılmak işi
- kaldırılmakkaldırmak işi yapılmak
- kaldırımaraba yollarının iki kenarında bulunan ve yayaların yürüdüğü, genellikle taştan yapılmış yol bölümü
- kaledüşmanın gelmesi beklenebilen yollar üzerinde, askerî önem taşıyan şehirlerde, geçit ve dar boğazlarda güvenliği sağlamak için yapılan kalın duvarlı, burçlu, mazgallı yapı, kermen, kamal, korugan, sencer
- kalecitop oyunlarında kaleyi korumakla vazifeli oyuncu
- kalecilikKaleci olma durumu veya kalecinin görevi
- kalemYazma, çizme vb. işlerde kullanılan çeşitli biçimlerde araç.
- kalembekBir cins kokulu sandal ağacı.
- kalemlikKalem kutusu
- kalemtıraşkurşun kalemlerin ucunu açmak için kullanılan türlü biçimlerdeki keski, kalem açacağı
- kalendergösterişsiz, sade yaşamaktan yana olan, alçak gönüllü kimse, ehlidil, rint
- kalfabir mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını kazanmış ve bu meslekle ilgili iş ve işlemleri ustanın gözetimi altında kabul edilebilir standartlarda yapabilen, kalfalık belgesi sahibi olan kişi
- kalibremermilerde, ateşli silâhlarda çap
- kaliforniyumAtom numarası 98 olan bir kimyasal element.
- kalinisBir tür yağmur kuşu
- kalitatifNitelik bakımından, nitel, nitelikle ilgili
- kaliteOsmanlı donanmasında çektiri türünden bir savaş gemisi.
- kalitesizNiteliksiz, kaliteden yoksun.
- kalkankılıç, mızrak ve ok gibi silahlardan korunmak için kullanılan yarım küre şeklinde, deri ve tahtanın metal ile desteklenmesi ile yapılmış koruma.
- kalkmakoturma durumundan dik duruma gelmek, doğrulmak
- kalkınmaKalkınmak işi
- kalkışmakYetenek, imkân ve gücü aşan bir işe girişmek
- kalleşsözünde durmayıp bir işin yüzüstü kalmasına yol açan
- kalleşçeKalleşe yaraşır
- kalmakolduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek
- kalomelTatlı sülümen
- kaloriNormal atmosfer basıncında, ısınma ısısı 15 °C'lik suyunkine eşit olan bir cismin, bir gramının sıcaklığını 10 °C yükseltmek için gerekli ısı miktarına eşit olan ısı birimi, ısın
- kaloriferMerkez ve depo durumunda olan bir kazandan çıkan sıcak havayı, su veya buharı, borularla dolaştırmak yoluyla bir yapının her yanını ısıtan araç veya tesisat
- kalpakciğerlerin arasında, göğüs boşluğunda bulunan kanı akciğerlere oradan gelen temiz kanı da vücuda pompalayan organ, yürek
- kalpakKesik koni biçiminde deri, kürk veya kumaştan yapılmış başlık.
- kalpakçıKalpak yapan veya satan kimse
- kalpazanSahte para basan veya piyasaya süren kimse
- kalseduanKadıköy taşı
- kalsiyumatom numarası 20 olan bir kimyasal element
- kalsiyumlubirleşiminde kalsiyum bulunan
- kaltakÜzeri meşin, halı vb. şeylerle kaplanmamış olan eyerin tahta bölümü.
- kalyonİngilizler tarafından 16. yüzyılda geliştirilen rüzgarla giden, üç direkli, yelkenli, büyük savaş gemisi
- kalyoncuKalyonculuk yapan kimse
- kalçaGövdenin arka bölümünde, bacakların birleştiği yerle bel arasındaki şişkin bölge; kıç.
- kalçalıKalçası geniş olan
- kalıcısürekli, geçici karşıtı
- kalıkKalmış, artmış.
- kalınCisimlerde uzunluk ve genişlik dışında üçüncü boyutu çok olan (cisim), ince karşıtı.
- kalınlaştırmaKalınlaştırmak işi veya durumu.
- kalınlaştırmakkalın duruma getirmek
- kalıntıartıp kalan şey; bakiye
- kalıpBir şeye biçim vermeye veya eski biçimini korumaya yarayan araç.
- kalıplamaKalıplamak işi
- kalıtÖlen bir kimseden yakınlarına geçen mal ya da mülk, °miras.
- kalıtsalkalıtımsal, irsî
- kalıtçıBir kalıttan yasalar gereğince yararlanan kimse, mirasçı, varis, muris
- kalıtımÇevre etkileriyle köklü olarak değiştirilemediğine inanılan özelliklerin, döllenme sırasında, dişi ve erkeğin kromozomları yoluyla bir kuşaktan ötekine geçmesi, soya çekim, irsiyet, veraset
- kalıtımsalsoydan geçme, soydan kalma, kalıtımla ilgili, irsî
- kambüyü, efsun, sihir
- kamasilah olarak kullanılan, ucu sivri, iki ağzı da keskin uzun bıçak
- kamaraGemilerde oda
- kamarotGemilerde yolcuların hizmetine bakan görevli.
- kamaşmaKamaşmak işi
- kamaşmak(göz) Güçlü bir ışık sebebiyle bakamaz olmak
- kamaştırmakamaştırmak işi
- kamaştırmakkamaşmasına neden olmak
- kambiyoİki ayrı ülke parasının birbiriyle değiştirilmesi
- kamburbel veya göğüs kemiğinin eğrilmesi, raşitizm sonucu sırtta ve göğüste oluşan tümsek, kambur zambur
- kamelyaÇaygillerden, büyük, beyaz, pembe veya kırmızı renkte çiçekler açan, dayanıklı yapraklı bir bitki
- kameraGörüntülerin filme alınmasını sağlayan alet; alıcı.
- kameriyeBahçelerde yazın oturulmak için yapılan, kafes biçiminde, kubbeli, üstü yeşilliklerle sarılan süslü çardak
- kametBoy, endam
- kampanyaPolitika, ekonomi, kültür vb. alanlarda belirli bir süredeki etkinlik dönemi
- kamuhalk hizmeti gören devlet organlarının genel adı
- kamufleGörünmeyecek, tanınmayacak biçimde örtülmüş, saklanmış, gizlenmiş, alalanmış, maskelenmiş
- kamuoyuToplumu, kişileri, kurumları, kuruluşları hatta hükümetleri bile etkileyen, sağduyulu bir toplulukta büyük bir çoğunlukça kabul edilmiş olan düşünce
- kamussözlük, büyük sözlük
- kamusalkamu ile ilgili
- kamyonAğır yük taşımak için kullanılan büyük taşıt
- kamyonetYük taşıyan küçük kamyon, pikap
- kamçıhayvanları terbiyede kullanılan bir alet
- kamçılamaKamçılamak işi
- kamçılamakKamçı vurarak sürmek.
- kamışsulak yerlerde yetişen, uzun, boğumlu bitki cinsi (Phragmites australis)
- kanatardamar ve toplardamarların içinde dolaşarak hücrelerde anabolizma, katabolizma vazifelerini sağlayan plazma ve yuvarlardan oluşmuş kırmızı renkli sıvı, hun
- kanaatgörüş, düşünce
- kanalbazı bölgeleri sulamak, kurutmak amacıyla veya gemilerin işlemesine elverişli, insan eliyle açılmış su yolu.
- kanalizasyonpis ve atık suların özel kanallar aracılığıyla belli merkezlerde toplanıp atılmasını sağlayan sistem, lağım döşemi, şebeke, lağım döşemi
- kanamakanamak işi, nezif
- kanamakVücudun herhangi bir yerinden kan akmak, kan gelmek, kan kaybetmek
- kanarkanmak fiilinin bildirme kipi geniş zaman 3. teklik şahıs olumlu çekimi
- kanaryaispinozgillerden, yeşilimsi veya sarı tüylü, koni biçiminde küçük gagalı, ötücü kuş, (Serinus canaria)
- kanatKuşlarda ve böceklerde uçmayı sağlayan organ:
- kanatlanmakUçmaya başlamak
- kanatlıevin iki yana açılan sokak kapısı
- kanatmakkanamasına yol açmak veya kanamasını sağlamak
- kanatsızKanadı olmayan
- kancabir şey çekmeye yarar, ucu çengelli demir çubuk
- kandaşaynı kanı taşıyan, aynı soydan olan
- kandiliçine konulan yağlı bir fitil yakılarak kullanılan aydınlatma aracı
- kandırmakandırmak işi
- kandırmakkanmasını sağlamak, inandırmak, ikna etmek
- kanepeüzerinde oturulmaya yarayan eşya
- kangrenvücudun herhangi bir yerindeki dokunun oraya kan gelmemesi sonucu ölmesi, gangren
- kanguruKangurugillerden, Avustralya'da yaşayan, iri, otçul, memeli, ön ayakları kısa, art ayakları ile kuyruğu uzun ve güçlü, başı küçük, dişisinin karnında yavrularını taşıyacak kesesi bulunan keseli hayvan
- kanişUzun, kıvırcık tüylü bir cins köpek
- kankaKardeş kadar yakın olan kimse
- kanlıkan davasında taraf olan kimse
- kanlılıkKanlı olma durumu
- kanmaksöylenilen sözün, anlatılan konunun doğruluğuna inanmak
- kanokürekle yürütülen dar, uzun, hafif tekne
- kanserbir organ veya dokudaki hücrelerin kontrolsüz olarak bölünüp çoğalmasıyla beliren kötü urların yol açtığı hastalık
- kanserliKanser niteliğinde olan
- kanserojenKanser yapıcı özelliği olan.
- kanserolojiKanser bilimi
- kanserolojikKanser bilimi ile ilgili
- kansızKanı olmayan
- kansızlıkKanda alyuvar sayısının ve hemoglobin miktarının azalmasından ileri gelen bir hastalık durumu, anemi
- kantarağırlık sıfırken yatay duran bir kaldıraç koluna dik olarak tutturulmuş bir ibrenin sapmasıyla kütleleri tartan araç
- kantarcıKantar yapıp satan kimse
- kantaronKızıl kantarongillerden, hekimlikte kullanılan, sarı çiçekli, acı köklü, küçük bir bitki (Gentiana lutca)
- kantatKahramanlık ya da din konularında yazılıp bestelenen koşuk ya da bu koşuğun orkestra eşliğindeki tek ya da çok sesli bestesi
- kantinKışla, fabrika, okul vb. yerlerde yiyecek ve içecek maddelerinin satıldığı yer.
- kantinciKantin işleten kimse
- kantincilikKantin işletme işi
- kantotulûat tiyatrolarında oyundan önce genellikle kadın sanatçıların şarkı söyleyip dans ederek yaptığı gösteri
- kantonBir ülkenin idari veya politik nedenlerle oluşturulmuş bölümlerinden her biri
- kanunenyasa gereğince, yasal olarak
- kanıdüşünce, inanç, itikat, kanaat
- kanırmaKanırmak işi
- kanırmak(bir şeyi) Eğip zorlayarak yerinden çıkarmak veya çıkarmaya çalışmak
- kanıtbir şeyin doğruluğu, gerçekliği konusunda kanaat verici belge, delil, iz, argüman
- kanıtlamaKanıtlamak işi.
- kanıtlamakBir şeyin gerçekliğini kanıtla ortaya koymak.
- kaosevrenin düzene girmeden önceki biçimden yoksun, uyumsuz ve karışık durumu
- kaotikKarmaşık, dolaşmış, altüst olmuş
- kapakHer türlü kabın üstünü örtmeye veya bir deliği kapamaya yarayan nesne:
- kapakçıkKüçük kapak.
- kapalıaçılmamış, kapanmış olan, açık karşıtı
- kapamaKapamak işi.
- kapamakbir açıklığı örtmek için, bir şeyi, açık yerin üzerine getirmek
- kapanbazı hayvanları yakalamak için kullanılan, hayvanın ayağının değmesiyle işleyen tuzak
- kapanmakapanmak işi
- kapanmakkapalı duruma gelmek
- kapanışKapanmak işi veya biçimi
- kapasitebir şeyi içine alma, sığdırma sınırı, kapsama gücü, sığa
- kapatmakapatmak işi
- kapatmakAçık bir şeyin niteliğini tersine çevirmek, kapalı konuma getirmek; açmak karşıtı
- kapatılmakkapatma işine konu olmak veya kapatma işi yapılmak
- kapikRublenin yüzde biri değerindeki para
- kapitülasyonBir ülkede yurttaşların zararına olarak yabancılara verilen ayrıcalık hakları, yabancı ayrıcalığı
- kapişanlaşıldı mı?, anladın mı?
- kapkaraÇok kara, her yanı kara, simsiyah.
- kaplamakaplamak işi
- kaplamacıGümüş, altın gibi değerli madenlerle kaplama işi yapan kimse
- kaplamakher yanını örtmek, istila etmek
- kaplankedigillerden, enine siyah çizgili, koyu sarı postu olan, Asya'da yaşayan çevik ve yırtıcı hayvan
- kaplanmakkaplamak işi yapılmak
- kaplatmakKaplamak işini yaptırmak
- kaplumbağakaplumbağalardan, çok sert ve kemiksi kabuk içinde yaşayan, ağır yürüyüşlü, dört ayaklı, uzun ömürlü, sürüngen hayvan; bağa, tosbağa
- kaplıkaplanmış olan
- kapmakBirdenbire yakalayarak, çekerek almak:
- kaprisDeğişken, geçici, düşüncesizce ve huysuzca istek ya davranış
- kapsamsınırları içine başka konuları veya anlamları alma durumu, şümul
- kapsamakapsamak işi
- kapsamakiçine almak, sınırları içine almak, şamil olmak
- kapsamlıkapsamı olan
- kapsülateşli silahlarda horozun veya iğnenin çarpmasıyla ateş alan, bir tür özel barutla dolu, küçük, yuvarlak metal parça
- kaptanbir geminin sevk ve idaresinden sorumlu olan en yetkili amir sıfatına sahip olan gemi adamı olup, aynı zamanda hukuken de şirketi gemi personeline ve üçüncü taraflara karşı temsil eden kişi
- kaptanlıkKaptan olma durumu
- kaptırmaKaptırmak işi.
- kaptırmakbir şeyin ele geçirilmesine, kapılmasına yol açmak
- kapuskaLahana içine pirinç veya et konularak yapılan yemek
- kaputAsker paltosu
- kapuçinLâtin çiçeği
- kapuçinoKremalı, sütlü İtalyan kahvesi
- kapıBir yere girip çıkarken geçilen ve açılıp kapanma düzeni olan duvar veya bölme açıklığı; bap
- kapıcıApartman, site vb. yerlerde bekçilik, temizlik, alışveriş gibi işlerle görevli kimse.
- kapıcıkYumurtacığın tepesinde bulunan ve yumurtacık zarlarının iyice bitişmemesinden oluşan ağız
- kapılganKolayca etkilenen, her şeye çabuk kapılan
- kapılmaKapılmak işi
- kapılmakkapmak işine konu olmak
- kapışmakBirlikte bir şeyin üzerine üşüşüp aceleyle almak, kapmak
- karayeryüzünün denizle örtülü olmayan bölümü; toprak, yeryüzü
- karaağaçkaraağaçgillerin örnek bitkisi olan, kerestesi değerli bir ağaç; narven, .
- karabasansıkıntılı ve korkulu düş, kâbus
- karabatakkarabatakgillerden balıkla beslenen, gagası uzun ve sivri, kara tüylü bir deniz kuşu (Phalacrocorax)
- karabiberkarabibergillerin örnek bitkisi olan, zeytinsi, meyvelerin taneleri yuvarlak, yaprakları kalp biçiminde, tırmanıcı bitki, bu bitkinin baharat olarak kullanılan kuru ve siyah tanesi, bu tanelerin kurutulup öğütülmesiyle yapılan toz baharat
- karaborsaPiyasada olmayan malın gizlice yüksek fiyatla alınıp satılması işi
- karaborsacıkaraborsacılık yapan kimse
- karaburçakBaklagillerden, hayvan yemi ve gübre olarak kullanılan bitki.
- karabuğdaykarabuğdaygillerden, tohumları için yetiştirilen, bir yıllık bitki (Fagopyrum)
- karacaGeyikgillerden, boynuzları küçük ve çatallı bir av hayvanı.
- karaciğerkarın boşluğunun sağ üst bölgesinde bulunan, öd salgılayan, şeker depolayan, iri, açık kahverengi organ
- karadulSokması büyük acı veren, iri, esmer, zehirli örümcek (Latrodectus mactans)
- karadutsiyah renkte olan dut (Morus nigra)
- karafatmaKın kanatlılardan, organik besinlerle beslenen, evlerde, mahzen ve kilerlerde rastlanan siyah renkli bir böcek.
- karahindibabirleşikgillerden, uzun ve dişli yapraklı, çiçekleri sarı ve kömeç biçiminde bitki (Taraxacum officinale), acıgünek, güneyik, radika, çıtlık
- karakafesSığırdiligillerden, çiçekleri beyaz ve menekşeye çalan kırmızı renkte, eczacılıkta kullanılan bir bitki, eşekkulağı
- karakargaekin kargası
- karakavak35 m ye kadar yükselebilen, kabuğu koyu renkli bir kavak türü (Populus nigra)
- karakavzayaban havucu
- karakolgüvenliği sağlamakla görevli kimselerin bulunduğu yapı, polis karakolu
- karakterayırt edici nitelik
- karakterizeAyırıcı niteliği ortaya konulmuş, ayırt edilmiş
- karakulakKedigillerden, çakala benzer vahşi bir hayvan.
- karakuşKartal türünden karakuşlara verilen ad
- karalamakaralamak işi.
- karalamakBoya veya kalemle birtakım şekiller çizerek bir yeri kirletmek.
- karalatmaKaralatmak işi
- karalatmakkaralama işini yapmak
- karambolBilârdo oyununda istaka ile vurulan bilyenin öbürlerine dokunması
- karamelaeritilmiş ve biraz yakılmış şekerle yapılan şekerleme, karamel
- karamukKaranfilgillerden, ekin tarlalarında biten, yaprakları karşılıklı, çiçeği pembe mor renkte, zararlı bir bitki.
- karanfilikiçenekliler sınıfının, karanfilgiller familyasından; karşılıklı ensiz sivri yapraklı, düğüm düğüm ince saplı, 300 kadar çeşidi bulunan, yaprakları pembe, beyaz veya kırmızı olan, hoş kokulu, otsu bir süs bitkisi, .
- karanlıkIşık olmama durumu; zulmet.
- karantinaBulaşıcı bir hastalığın yaygın olduğu bir yerden gelen kişileri, gemileri ve malları geçici olarak ayırma biçiminde alınan önlem, sağlık yalıtımı
- karaokeSözlerin çıkarıldığı orijinal şarkı eşliğinde kişinin önündeki ekrandan veya kağıttan sözlerini takip ederek mikrofonla topluluğa şarkıyı söylemesine verilen ad.
- kararBir iş veya sorun hakkında düşünülerek verilen kesin yargı:
- karargâhAskerî birlikte kurmay heyetinin toplandığı yer.
- kararlaştırmakbir konunun, bir işin herhangi bir yolda yapılmasıyla ilgili kesin düşünce belirlemek, tayin etmek
- kararlaştırılmakKararlaştırmak işi yapılmak
- kararmakrengi karaya dönmek, siyahlaşmak
- kararnameCumhurbaşkanının onayladığı hükûmet kararı
- kararsızkararı olmayan, karar vermekte güçlük çeken, bir kararda durmayan; duruksun, mütereddit
- karasinekböcekler sınıfının çift kanatlılar takımından, insan ve evcil hayvanların kanını emen, görünüşü ev sineğine benzeyen bir eklem bacaklı türü ((Musca domestica))
- karatavukkaratavukgillerden, tüyleri kara, meyve ve böceklerle beslenen ötücü kuş, bukal
- karateciKarate yapan kimse
- karaturpTurpgillerden, etli, iri beyaz köklü çok yıllık bir bitki (Raphanus sativusvar niger)
- karavankara taşıtının arkasına takılan, hem taşıt hem konut olarak kullanılan üstü kapalı araç
- karavaşSavaşta tutsak edilen veya satın alınan ve sahibinin üzerinde tam bir kullanma hakkı bulunan kadın, kul.
- karayılanBoyu uzun, başı iri pullarla örtülü, zararı hayvanları yediği için tarıma yararlı, tehlikesiz bir yılan (Coluber)
- karaçamBir tür çam (Pinus nigra)
- karaçayırBuğdaygillerden, çimen biçiminde veya geniş çayır olarak yetiştirilen bir park bitkisi (Lolium)
- karbonAtom numarası 6 olan bir kimyasal element
- karbonatKarbonik asidin bazlarla bileşerek oluşturduğu tuzların genel adı.
- karbondioksitrenksiz, kokusuz, yoğunluğu 152,0 °C de ve 36 atmosfer basıncında kolayca sıvılaşan ekşimsi tatta gaz, CO2
- karbonhidratyağ, yumurta akı vb. maddelerin yanı sıra, insan ve hayvanların organik besinlerinden en önemlisi olan organik kimya bileşiklerinin genel adı
- karbonikkarbonla ilgili olan
- karbonluBirleşiminde karbon bulunan
- karbonmonoksit0,97 yoğunluğunda, renksiz, kokusuz, zehirleyici gaz. Bol miktarda ısı açığa çıkararak mavi bir alevle yanar ve hava ile birleşerek birçok uygulama alanı olan patlayıcı bir karışım oluşturur (CO)
- karbüratörPatlamalı motorlarda akaryakıtı buharlaştırıp hava ile karışmasını sağlayan cihaz
- kardelenNergisgillerden, baharda çok erken çiçek açan ve eczacılıkta kullanılan soğanlı bitki.
- kardeşaynı ebeveynlerden olma kişilere verilen ad, ahî, anda
- kardeşlikKardeş olma durumu, uhuvvet
- kardeşçeKardeşe yaraşır
- kardiyografKalbin hareketlerini, grafik biçiminde kaydeden cihaz, elektrokardiyograf
- kardiyografikalp hareketlerini kaydetme yöntemi
- kardiyolojianatomi, fizyoloji ve patolojinin kalp ile ilgili bölümleri, kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarını inceleyen bilim dalı
- kardiyolojikKardiyoloji ile ilgili
- karekenarları ve açıları birbirine eşit olan dörtgen, dördül, murabba
- karfiçeOrta boy demir çivi
- kargakargagiller familyasından, iri yapılı, düz gagalı, pençeli, tüyleri çoğunlukla siyah, yüksek ve rahatsız edici sesli kuş.
- kargabeyniPekmezle tatlı yoğurt karıştırılarak yapılan yiyecek.
- kargaşakışkırtma ve karışıklık yoluyla toplumda ortaya çıkan düzen bozukluğu, anarşi
- kargocuKargo işiyle uğraşan kimse
- kargı(Arundo donax), Gövdesi 5–6 m yüksekliğe erişebilen çok yıllık bir bitki, kamış, saz
- kargışkargıma iş veya bu maksatla söylenen sözler; lanet, telin, beddua, ilenç, alkış karşıtı
- kariokuyucu, okur
- karidesDenizlerde veya tatlı sularda yaşayan, yüzücü, orta büyüklükte kabuklu, eti yenir bir deniz hayvanı
- karikatürinsan ve toplumla ilgili her tür olayı konu alarak mübalağlı bir şekilde veren, düşündürücü ve güldürücü çizim
- karikatüristkarikatürcü.
- karinealâmet, belirti
- kariyermeslekte uzmanlık
- karizmaKimsenin kişiliği etrafında oluştuğu kabul edilen ve niteliği kolay açıklanamayan, hayranlık uyandıran etkileyici güç
- karlıüstünde kar bulunan
- karmakKarıştırmak, birbirine katmak.
- karmakarışıkdağınık, düzensiz, çok karışık
- karmaşakarmaşık olma durumu
- karmaşıkiçinde aynı cinsten birçok öge bulunan, birbirine az çok aykırı birçok şeyden oluşan, mudil
- karnabaharTurpgillerden, çiçekleri etli ve tanecikli bir görünüşte olan, yaprakları lahana yaprağına benzeyen, sebze olarak kullanılan bitki ve bu bitkinin yenilen parçası
- karnavalHristiyanların büyük perhizden önce et kesiminde renkli, komik ve şaşırtıcı kılıklara girerek yaptıkları şenlik ve eğlence dönemi
- karneÖğrencilere dönem sonlarında okul yönetimlerince verilen ve her dersin başarı durumu ile devam, sağlık, yetenek ve genel gidiş durumlarını gösteren belge
- karobetondan yapılmış dört köşe döşeme taşı, seramik, doğal taş, kiremit
- karotenbitkilerde sentezlenen, sütte ve yumurta sarısında bulunan, A vitamininin öncüsü olan, sarı ve portakal renkli pigment
- karpuzkabakgillerden, parçalı sert yapraklı, sarı çiçekler açan sarılgan bitki ve bu bitkinin dışı yeşil kabuklu, içi kırmızı ve sulu, iri meyvesi
- karsanbaçÜzerine vişne vb. şerbet dökülerek yenen rendelenmiş buz.
- kartTazeliği geçmiş; körpe karşıtı.
- kartalAtmacagiller (Accipitridae) ailesinden, yuvasını yüksek kayalıklar üzerinde kuran, etçil, güçlü, keskin görüşe sahip, iri bir yırtıcı kuş.
- kartlaşmaKartlaşmak işi
- kartonkâğıt hamuruyla yapılan, ayrıca içinde bir veya birkaç lif tabakası bulunan kalın ve sert kâğıt
- kartopuHanımeligillerden, birçok türü süs bitkisi olarak yetiştirilen, zeytinimsi, meyvemsi, kırmızı renkte bir ağaççık, viburnum
- kartpostalgenellikle dikdörtgen biçiminde ince kartondan yapılmış, bir yüzü resimli, zarflı veya zarfsız gönderilen posta kartı, kart.
- kartuşMerminin, içine barut doldurulmuş silindir biçimindeki bölümü
- karyolaüzerine yatak konulup yatılan tahta veya metal ev eşyası, yataklık
- karılı(herhangi bir nitelik veya nicelikte) Karısı olan
- karılıkKadın olma durumu
- karımakYaşlanmak, kocamak, ihtiyarlamak
- karınİnsan ve hayvanlarda gövdenin kaburga kenarlarından kasıklara kadar olan ön bölgesi; batın
- karıncazar kanatlılardan, birçok türü bulunan böceklerin genel adı
- karıncayiyenKarıncayiyengillerden, Avustralya'da yaşayan, karıncayla beslenen burnu uzun bir memeli türü.
- karışparmaklar birbirinden uzak duracak biçimde gergin duran elde, başparmak ile serçe parmağın uçları arasındaki açıklık
- karışmakarışmak işi, dahil
- karışmakiki veya ikiden çok şey bir araya gelip birbirinin içinde dağılmak, birbirinin içine girmek
- karıştırmakarıştırmak işi
- karıştırmakkarışma işini yaptırmak
- karıştırıcıİki veya daha çok maddeyi birbiri içinde dağıtmaya, karıştırmaya yarayan araçların genel adı.
- karışıkayrı nitelikteki şeylerden oluşmuş, katışık
- karışıklıkkarışık olma durumu, keşmekeş, keşmekeşlik, teşevvüş
- karışımçok şeyin karıştırılmasıyla elde edilen veya ortaya çıkan şey, kokteyl
- karşıBir şeyin, bir yerin, bir kimsenin esas tutulan yüzünün ilerisi; ön.
- karşılamakarşılamak işi, istikbal
- karşılamakdışarıdan gelen bir kimseye karşılayıcı olarak çıkmak, istikbal etmek
- karşılaşmakkarşı karşıya gelmek, rastlaşmak
- karşılaştırmakişi ve nesnelerin benzer veya aynı yanlarını incelemek için kıyaslama, mukayese
- karşılaştırmakkarşılaştırma işini yaptırmak
- karşılıkdavranışın karşı tarafta uyandırdığı, gerektirdiği başka davranış, mukabele
- karşılıklıbirbiriyle ilgili olarak
- karşıngerekenin veya mantığın tersine olarak, rağmen
- karşıtnitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast
- karşıtlıkkarşıt olma durumu, zıddiyet, mübayenet, tezat, zıtlık, kontrast
- kasTellerden oluşan ve kasılarak vücut hareketlerini sağlayan organ ve bu organın telsi dokusu; adale
- kasapara veya değerli eşya saklamaya yarayan çelik dolap
- kasabaİlçeden küçük, köyden büyük, nüfusu iki bin ile yirmi bin arasında olan, belediye ile yönetilen, henüz kırsal özelliklerini yitirmemiş yerleşim merkezi; belde.
- kasapsığır, koyun gibi eti yenecek hayvanları kesen veya dükkânında perakende olarak satan kişi, etçi
- kasaturaPiyade tüfeklerinin uç kısmına takılarak süngü olarak kullanılan, uzun, delici ve kesici bıçak.
- kasavetüzülmek, tasalanmak
- kasemant, yemin
- kasetİçinde, görüntü ve seslerin kaydedildiği, gerektiğinde yeniden kullanılmasını sağlayan bir manyetik şeridin bulunduğu küçük kutu
- kasideOn beş beyitten az olmayan, bütün beyitlerin ikinci dizeleri en baştaki beyit ile uyaklı olan ve çoğu kez büyükleri övmek için yazılan divan edebiyatı şiir türü.
- kasiyerTicari kuruluşlarda kasa başında oturarak para alıp kasa fişi veya para üstü veren kimse; kasadar.
- kaskdarbelerden başı korumak için, sertleştirilmiş sentetik maddelerden yapılmış sağlam başlık
- kaskatıAcımasız, hoşgörüsüz.
- kasketGenellikle erkeklerin giydiği, önü siperli başlık
- kaslıkasları sıkı gelişmiş, adaleli
- kasmakkasları gergin duruma getirmek
- kassızkası olmayan, adelesiz
- kastanyetParmaklara takılarak çalınan bir tür zil
- kastenkasıtla, bile bile, isteyerek, zihinde tasarlayarak, taammüden
- kastetmekdemek istemek
- kastikasıtlı olarak, bilerek, isteyerek
- kastorKunduz kürkü
- kasvetSıkıntı, iç sıkıntısı
- kasvetliİç sıkıntısı veren.
- kasıkVücudun karın ile uyluk arasındaki bölümü.
- kasılmakkasmak işi yapılmak
- kasımyılın 30 gün süren on birinci ayı
- kasımpatıBileşikgillerden, çiçekleri iri, katmerli ve çeşitli renkte, sonbahardan kışa değin açan birçok çeşidi olan çok yıllık bir süs bitkisi.
- kasıntıGiyeceği daraltmak veya kısaltmak için yapılan eğreti dikiş
- kasırgarüzgâr çizelgesinde hızı 64 veya daha fazla deniz mili olan ve kuvveti 12 ile gösterilen rüzgâr
- kasıtamaç, istek, maksat
- katbir yapıda yer alan daire veya odaların bütünü.
- kat'îaçıkça, kesin
- katabolizmaCanlı protoplâzmayı yapan büyük ve karmaşık yapılı moleküllerin enerji çıkararak yanması, yadımlama
- katakulliYalan dolan, oyun, tuzak, düzen
- katalogkitaplıktaki kitapları veya belli bir daldaki gereçleri, nitelikleri bakımından tanıtmak, arandıklarında bulunmalarını sağlamak amacıyla, yer numaraları belirtilerek hazırlanmış kitap, defter veya fişten oluşan bütün, fihrist
- katalpaİki çeneklilerden, yaprakları çok iri ve kalp biçiminde, çiçekli bir süs bitkisi (Bignonia catalpa)
- katamaranBirbirine paralel tutulmuş iki ağaç kütükten yapılan tekne
- katarBirbiri arkasına sıralanmış hayvan veya taşıt dizisi.
- kataraktgözdeki billur cismin saydamlığını yitirerek ağarmasından ileri gelen ve görmeyi engelleyen rahatsızlık, perde, akbasma, aksu
- katastrofYıkım, felaket
- kategoriaralarında herhangi bir bakımdan alaka veya benzerlik bulunan şeylerin tamamı
- kategorizeSınıflamak, ayıklamak anlamlarındaki "kategorize etmek" birleşik fiilinde kullanılan bir söz
- katilkasten ve haksız yere insan öldüren kişi, kıyacı, cani
- katiyenhiçbir zaman
- katiyetşüphesizlik
- katkıbir işin yapılmasına, gerçekleşmesine emek, bilgi, para vb. ile katılma, yardım
- katlamakKâğıt, kumaş vb. nesneleri üst üste kat oluşturacak biçimde bükmek.
- katlanmaKatlanmak işi.
- katlanmakkatlama işinin yapılması.
- katlatmakKatlatmak işini başkasına yaptırmak
- katmakatmak işi, ilhak
- katmakBir şeyin içine, üstüne veya yanına, niteliğini değiştirmek veya niteliğini artırmak için başka bir şey eklemek, karıştırmak, ilâve etmek, dâhil etmek
- katmanbirbiri üzerinde bulunan yassıca maddelerin her biri
- katmerYağda veya sacda pişirilen bir tür börek.
- katotNegatif yüklü elektrot
- katranOrganik maddelerden kuru damıtma yoluyla elde edilen, sıvı yağ kıvamında, kara renkte, ağır, is kokulu, suda erimeyen bir madde.
- katrancıKatran satan veya bir yeri, bir şeyi katranlayan kimse
- katranköpüğüÇayır mantarlarından, şapkasının alt yüzü dilim dilim ve bir halka ile çevrili bulunan bir cins mantar .
- katranlıÜzerine katran sürülmüş olan
- katrilyonTrilyon kere bir milyon (1024)
- katsayıbir niceliğin kaç katı alındığını gösteren sayı, emsal
- katyonbir çözeltinin elektrolizi sırasında katotta toplanan pozitif iyon, artın
- katısert, yumuşak karşıtı.
- katıkMerzifon yöresinde sütten yapılan süzme yoğurt benzeri süt ürünü
- katılaşmaKatılaşmak işi
- katılaşmakKatı duruma gelmek.
- katılaştırmakatılaştırmak işi
- katılaştırmakkatı duruma getirmek
- katılmakkatma işi yapılmak
- katırdişi at ile erkek eşeğin çiftleşmesinden meydana gelen melez hayvan
- katışıksıziçine başka şeyler karışmamış olan, arı, saf
- kauçukgövdesi odunsu, öz suyu yapışkan, süt kıvamında, yaprakları oval biçimli, parlak ve kalın, sıcak ülke bitkisi, lastik ağacı, (Ficus elastica), kauçuk ağacı
- kavKav mantarlarından kurutularak elde edilen, çabuk tutuşan, süngerimsi madde
- kavaksöğütgillerden, sulak bölgelerde yetişen, boyu bazı türlerinde 30-40 m'ye değin çıkan, kerestesinden yararlanılan uzun boylu bir ağaç, tozağacı
- kavakçılıkKavak yetiştirme işi
- kavalyeKadına, dansta eş olan veya bir yerde, toplantıda arkadaşlık eden erkek.
- kavanozPlastik, cam vb. maddelerden yapılmış ağzı geniş, çeşitli boylarda kap
- kavgadüşmanca davranış ve sözlerle ortaya çıkan çekişme veya dövüş, münazaa
- kavgacıbir amaç uğruna çaba harcayan, mücadele veren kişi, savaşçı, muharip
- kavilanlaşma, sözleşme
- kavimAralarında töre, dil ve kültür ortaklığı bulunan, boy ve soy bakımından da birbirine bağlı insan topluluğu
- kavisYay, yay biçiminde olan şey
- kavmiyetçilikKavmiyetçi olma durumu
- kavramnesnenin veya düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı, mefhum, fehva, konsept, nosyon
- kavramakavramak işi, anlama, anlamaklık, algılama
- kavramakelle sıkıca tutmak
- kavrulmaKavrulmak işi
- kavrulmakkavurma işi yapılmak
- kavukpamuktan yapılmış, üzerine sarık sarılan erkek başlığı
- kavunkabakgillerden, sürüngen gövdeli, iri meyveli bitkinin genellikle güzel kokulu, sulu ve etli meyvesi
- kavuniçiPembeye çalan sarı renk.
- kavurmakavurmak işi.
- kavurmakBir şeyi bir kabın içinde kendisinden başka bir malzeme koymadan karıştıra karıştıra pişirmek
- kavutKavrulmuş ve dövülmüş tahıl ununa şeker veya tatlı yemiş katılarak yapılan yiyecek
- kavuşmakAyrı kalınan, sevilen bir kimseyle bir araya gelmek, onu yeniden görmek; ermek.
- kavuşumyer yuvarlağı bir uçta kalmak üzere, yerin, güneşin ve herhangi bir gezegenin bir doğru üzerine gelmeleri, içtima
- kavşakyol vb. uzayıp giden şeylerin kesiştikleri veya birleştikleri yer, çat
- kayabüyük ve sert taş kütlesi
- kayakbuz ve kar üzerinde yol almayı sağlayan araç
- kayakçıKayak yapan sporcu
- kayalıkkayası çok olan yer
- kayaçYer kabuğu'nun yapı gereci olup bir veya birkaç mineralden oluşan kütle
- kayağanÜzerinde kolaylıkla kayılan, kaypak
- kaybetmeKaybetmek işi, yitirme
- kaybetmekBir işte, bir uğraşta başarısızlığa uğramak; yenilmek.
- kaybolmakaybolmak işi
- kaybolmakGörünür olmaktan çıkmak, görünmez olmak
- kaydetmekherhangi bir şeyi bir yere mal etmek, bir şeyin tarih, numara veya adını bir deftere geçirmek
- kaydolma# Kaydolmak işi.
- kaydırakYassı, kaygan çakıl.
- kaydırmaKaydırmak işi
- kaydırmakKaymasını sağlamak, kaymasına yol açmak
- kaydırıcıkaydırma özelliği olan
- kayganIslak veya düz olduğundan kaydırıcı özelliği bulunan veya üzerinde kayılan; zıypak, kaypıncak
- kayganaMısır ununun, hamsinin, pırasanın, maydonuzun sulu bir şekilde karıştırılıp yağda ince bir şekilde kızartılmasıyla yapılan yemek.
- kaygıüzüntü, endişe duyulan düşünce, tasa
- kaygılanmakKaygı duymak, üzülmek
- kaygılıkaygısı olan, üzüntülü
- kaykaytahtadan yapılmış, altında tekerlekler bulunan üzerinde kayılan alet.
- kaykaycıkaykay yapan kişi.
- kaymaksütün veya yoğurdun yüzünde zar durumunda toplanan, açık sarı renkli, koyu yağlı katman, krem
- kaymakambir ilçede devleti temsil eden en yetkili yönetim görevlisi; ilçebay âyan
- kaymakçıKaymak yapan veya satan kimse
- kaynakyeraltı suyunun yeryüzüne çıktığı yer; bulak, eşme, göz, göze, kaynarca, memba, pınar, su kaynağı
- kaynaklanmaKaynaklanmak işi veya durumu
- kaynaklanmakKaynak hâlini almak
- kaynakçıKaynak yapan kimse
- kaynamakBir sıvının, sıcaklığı belli bir dereceyi bulduğunda buhar durumuna geçerek fokurdaması
- kaynanaKarı kocaya göre birbirlerinin annesi; hanımanne, kayın valide.
- kaynatakocaya veya kadına göre birbirlerinin babası, kayınbaba, kayınpeder, babalık
- kaynatmakaynatmak işi
- kaynatmakkaynamasını sağlamak
- kaynaçVolkan bölgelerinde, belli aralıklarla su ve buhar fışkırtan sıcak kaynak, gayzer
- kaynaşmakayrılmayacak bir biçimde birleşmek
- kaynaştırmaKaynaştırmak işi
- kaynaştırmakKaynaşmasını sağlamak
- kaypakKayagan, kaygan
- kayserRoma, Bizans ve Alman imparatorlarına verilen unvan
- kaytarmakGeri çevirmek, iade etmek
- kaytarıcıİşten kaçan kimse
- kayyumCami hademesi
- kayıkKürek veya yelkenle yürütülen ufak tekne:
- kayıkçıKayıkla insan veya yük taşıyan kimse
- kayınKayıngillerin örnek bitkisi olan, 30-40 metre boyunda, 2 metre çapında, kışın yapraklarını döken, kerestesi beyaz ve değerli olan bir orman ağacı (Fagus orientalis)
- kayınbiraderkarının veya kocanın erkek kardeşi
- kayınçoEşin erkek kardeşi.
- kayıpkaybolma, yitme, yitim
- kayırmakayırmak işi, koruma, himmet, iltimas
- kayırmakkoruyarak başarısını sağlamak, elinden tutmak, himmet etmek
- kayısıgülgillerden, sıcak veya ılık iklimlerde yetişen, çiçekleri pembemsi beyaz bir ağaç ve bu ağacın açık turuncu renkte, eti sulu, güzel kokulu, tek ve sert çekirdekli tatlı meyvesi
- kayıtbir yere mâl ederek deftere geçirme
- kayıtmakBir şeyi yapmaktan vazgeçmek, bir karardan dönmek, nükul etmek, rücu etmek
- kayıtsızkaydı yapılmamış, deftere veya yazıya geçirilmemiş olan
- kayışbağlamak, tutmak veya sıkmak amacıyla kullanılan, dar ve uzun kösele dilimi, kordon
- kazPerde ayaklılardan, uzun, beyaz veya gri boyunlu, karada ve suda yaşayan, uçan, yabanî veya evcil kuş
- kazakadılık görevi
- kazakBaştan geçirilerek giyilen, uzun kollu, örme üst giysisi, pulover
- kazantoprak veya metalden yapılmış büyükçe kap
- kazancıKazan yapan, satan veya onaran usta
- kazandibidibi tutturularak hafif yanık kokusu verilmiş muhallebi
- kazandırmakkazanmasını sağlamak
- kazanmakazanmak işi
- kazanmakçıkmak, isabet etmek
- kazançsatılan bir mal, yapılan iş veya harcanan emek karşılığında elde edilen para, getiri, temettü
- kazançlıkazanmış olan
- kazanılmaKazanılmak işi
- kazanılmakKazanma işi yapılmak:
- kazarabilmeyerek
- kazaskerİlmiye sınıfının yüksek derecesinde bulunan devlet görevlisi.
- kazayağıİki renkli pamuk veya polyester iple yapılan, biçimi kazın ayağına benzeyen desen.
- kazazHam ipeği iplik ve ibrişim durumuna getiren kimse
- kazmakherhangi bir araçla toprağı açmak veya oymak
- kazıbir yeri kazma işi, hafriyat
- kazıkToprağa çakılmak için hazırlanmış, ucu sivri demir veya ağaç
- kazıklamakbir tarla veya arsanın sınırını belirtmek için kazık çakmak
- kazımakbir aleti sürterek bir şeyin yüzündeki tabakayı kaldırmak
- kazıntıKazıyarak çıkarılan parça
- kazıtmaKazıtmak işi
- kazıtmakKazımak işini yaptırmak
- kaçherhangi bir şeyin niceliğini sormak için kullanılan soru sıfatı
- kaçakbir kapalı kaptan, bir borudan sızan gaz veya sıvı, kaçıntı
- kaçakçıYasalara karşı gelerek bir yere mal sokan, bir yerden mal kaçıran veya bir yerde satan kimse.
- kaçakçılıkbir devletin yasalarına karşı gelerek yapılan ticaret
- kaçamakhoş görülmeyen bir şeyi ara sıra yapma
- kaçgöçKadınların yabancı erkeklerle bir arada bulunmama, konuşmama ve onlara görünmeme geleneği.
- kaçkın(isim tamlamalarında belirtilen olarak) Bir yerden veya bir işten kaçmış kimse
- kaçmakHızla koşup bir yere saklanmak.
- kaçıkdengesiz davranan kimse.
- kaçıncıKaç soru sıfatının sıra biçimi
- kaçınmakHerhangi bir işi yapmaktan veya özverili davranmaktan geri durmak; kaçmak.
- kaçınılmazistek ve irade dışında olan
- kaçırmakKaçmasını sağlamak veya kaçmasına imkân yaratmak.
- kaçışmaKaçışmak işi
- kaçışmakHep birden kaçıp çeşitli yönlere dağılmak.
- kağanhanların bağlı olduğu devlet başkanı
- kağnıiki tekerlekli, tekerlekleri tek parça, dingili tekerlekle birlikte dönen öküz arabası
- kaşalotispermeçet balinası
- kaşarKoyun sütünden yapılan, genellikle tekerlek biçiminde, sarımtırak, yağlı bir peynir; kaşar peyniri.
- kaşağıHayvanları tımar etmek için kullanılan, sacdan, dişli araç.
- kaşkavalTekerlek biçiminde, sarı renkte, kaşara benzeyen, bir tür peynir
- kaşkolboyun atkısı, atkı
- kaşıkçıkaşık yapan veya satan kimse
- kaşımakVücudun herhangi bir yerindeki kaşıntıyı gidermek için tırnakla veya başka bir şeyle deriyi hafifçe ovmak.
- kaşındırmakkaşınmasına yol açmak, kaşıntı vermek
- kaşınmaKaşınmak işi
- kaşınmakkaşıntısı olmak, kaşıma isteği duymak
- kaşıntılıKaşıntısı olan
- keTürk alfabesinin on dördüncü harfinin adı
- kebapdoğrudan doğruya ateşte veya kap içinde susuz olarak pişirilmiş et ve kızartma, çevirme veya kavurma yoluyla hazırlanan her türlü yiyecek
- kebzeKürek kemiği
- kederacı, dert, ızdırap, sıkıntı, tasa, üzüntü
- kederliacılı, üzüntülü, mükedder
- kedikedigillerden, köpek dişleri iyi gelişmiş, kasları çevik ve kuvvetli evcil veya yabanî, küçük memeli hayvan, pisik
- kediayağıBileşikgillerden, süs bitkisi olarak da yetiştirilen, beyazımsı, yumuşak, sık tüylü bir bitki
- kedigözüTaşıtların arkasındaki kırmızı renkli işaret lambası
- kefLezzet verme amacıyla tereyağından elde edilen katkı maddesi
- kefalKefalgillerden, orta büyüklükte, çok pullu, küt başlı, gümüş renginde, beyaz etli bir balık; topbaş balık (Mugil cephalus).
- kefaletbirinin borcunu ödememesi veya verdiği sözü yerine getirmemesi durumunda bütün sorumluluğu üzerine alma durumu, kefillik
- kefaretBir günahı Tanrı'ya bağışlatmak umuduyla verilen sadaka veya tutulan oruç.
- kefeTerazi gözlerinden her biri.
- kefenÖlünün gömülmeden önce sarıldığı beyaz bez, yakasız gömlek, yakasız mintan:
- kefenciCenaze gereçleri satan kimse
- kefilborcunu ödemeyenin veya verdiği sözü yerine getirmeyenin bütün sorumluluğunu üzerine alan kimse
- kefirözel bir maya mantarıyla keçi veya inek sütünün mayalanmasıyla hazırlanan ekşi içecek
- kefiyeArapların kullandığı ve omuzları da örten, püsküllü erkek baş örtüsü
- kehanetbir olayın gerçekleşeceğini önceden bilme, kâhinlik, öndeyi, prediksiyon
- kehribarsüs eşyası yapımında kullanılan, açık sarıdan kızıla kadar türlü renklerde, yarı saydam, kolay kırılır ve bir yere hızlıca sürtüldüğünde hafif cisimleri kendine çeken, fosilleşmiş reçine, samankapan, kılkapan
- kekana maddeleri yumurta, un ve şeker olan, içerisine kuru üzüm, kakao, fındık vb. konularak fırında pişirilen tatlı çörek
- kekelemekdamak sesleriyle başlayan sözcükleri ve heceleri tekrarlayarak ve keserek konuşmak
- kekikBallıbabagillerden, karşılıklı küçük yapraklı, beyaz, pembe, kırmızı başak durumunda çiçekleri olan, odunsu saplı, kokulu bir bitki.
- kekliksülüngillerden, güvercin büyüklüğünde, eti için avlanan, tüyü boz, ayakları ve gagası kırmızı renkte bir kuş (Perdrix), çil keklik
- kelsaçsız olan kimse
- kelamsöyleme şekli, söyleme
- kelaynakAynakgiller familyasından bir aynak türü
- kelebekPul kanatlılardan, vücudu, kanatları ince pullarla ve türlü renklerle örtülü, dört kanatlı, çok sayıda türleri olan böceklere verilen genel ad.
- keleciÖz veya kusursuz, düzgün söz
- kelecoşpeskütan ile yapılan bir çeşit koyuca çorba
- kelekolgunlaşmamış, ham kavun
- kelepirDeğerinden çok aşağı bir fiyatla alınan veya alınabilecek olan (şey)
- kelepçeTutukluların kaçmasını önlemek için bileklerine takılan demir halka; bilezik.
- keleterbüyük saman sepeti
- keleşYiğit, cesur, bahadır
- kelimemânâlı ses veya ses birliği, söz, sözcük, lügat
- kelimecikKüçük kelime
- kellekoyun, kuzu ve keçinin pişirilmiş başı
- kelleşmekKel durumuna gelmek
- kellikkel olma durumu
- kemnoksan, eksik
- kemalbilgi ve erdem bakımından olgunluk, yetkinlik, erginlik, eksiksizlik
- kemanbir yaylı çalgı aleti
- kemaneKeman ve kemençe yayı, arşe
- kemençeyayla diz üzerinde çalınan, kemana benzer, üç teli olan küçük bir çalgı
- kemeriki sütun veya ayağı birbirine üstten yarım çember, basık eğri, yonca yaprağı vb. biçimlerde bağlayan ve üzerine gelen duvar ağırlıklarını, iki yanındaki ayaklara bindiren tonoz bağlantı, kubbe
- kemikinsanın ve omurgalı hayvanların çatısını oluşturan türlü şekildeki sert organların genel adı
- kemiklikemiği olan veya çok kemiği olan
- kemiksizKemiği olmayan
- kemirgenkesici dişleri çok iyi gelişmiş olan
- kemiricikemirme özelliği olan memeli
- kemirmeksert bir şeyi dişleriyle azar azar koparmak
- kemosentezorganik bileşiklerin biyosentezi, bazı bakterilerde, biyosentez için enerji kaynağı olarak inorganik bileşiklerin oksidasyonunun kullanılması, ışık enerjisi olmadan organik madde üretilmesi oksitlenmesiyle elde edil
- kenarbir şeyin, bir yerin bitiş kısmı veya yakını, kıyı, yaka
- kendiiyelik ekleri alarak kişilerin öz varlığını anlatmaya yarayan dönüşlülük zamiri, öz, zat
- kendincekendine göre, kendi bakımından, kendisince
- kenekoyun, köpek, at vb. hayvanların veya insanların derisinde asalak olarak yaşayan, bulaşıcı hastalıklara neden olan böceklerin genel adı
- kenetlenmekKenetlemek işi yapılmak
- kenevirKendirgillerden, sapındaki liflerden halat, çuval vb. kaba örgüler yapılan, iki evcikli bir bitki
- kengerBileşikgillerden, yaprakları dikenli yaban bir bitki.
- kental100 kg ağırlığında kütle birimi
- kentleşmekentleşmek işi
- kenttaşAynı kentten olan kimselerin her biri.
- kepBaşlık, sipersiz şapka
- kepazeniteliksiz, değersiz
- kepekun elendikten sonra, elek üstünde kalan kabuk kırıntıları
- kepenkIşık kaynaklarının üzerinde, ışık huzmesinin yönünü ve genişliğini ayarlamakta kullanılan kapakçıklar
- kepmekçökmek, yıkılmak
- kepçesulu yiyecekleri karıştırmaya, dağıtmaya yarayan, uzun saplı, yuvarlak ve derince kaşık
- kerkuvvet, kudret
- kerametErmiş kimselerin gösterdiklerine inanılan, doğaüstü, şaşkınlık uyandırıcı durum
- kerataKarısı tarafından aldatılan erkek.
- kerekez, yol, defa, sefer
- keremCömertlik.
- keresteTomrukların boyuna biçilmesiyle elde edilen ve marangozlukla inşaatta kullanılan nitelikli ağaç
- keresteciKereste satan kimse.
- kerevetÜzerine şilte serilerek yatmaya veya oturmaya yarayan, duvara bitişik, ayakları olan, tahtadan sedir.
- kerevitkabuklular sınıfından, çamurlu tatlı sularda yaşayan bir eklem bacaklı, tatlı su istakozu, karavide
- kerevizMaydanozgillerden, kökleri ve yaprakları sebze olarak kullanılan kokulu bitki ve bu bitkinin yemek için kullanılan kökleri ve yaprakları
- kerhaneseks işçilerinin çalıştıkları yerlere verilen genel ad
- kerimeli açık, cömert
- kerizGeriz, çirkef, pislik
- kerkenezgündüz yırtıcı kuşları (Falconiformes) takımından (Falconidae) familyasına ait (Falco) cinsi kuş türlerinden bazılarını kapsayan kuşlara verilen ortak ad
- kermesBir derneğe, bir çalışmaya yardım sağlamak amacıyla genellikle açık havada satış yapılarak gelir sağlanan toplantı
- kerpetençivi sökmeye veya diş çekmeye yarayan, hareketli bir eksen çevresinde çapraz iki parçadan oluşmuş, kıskaç biçimindeki araç
- kerpiçduvar örmekte kullanılmak için kalıplara dökülüp güneşte kurutulmuş saman ve balçık karışımı ilkel tuğla
- kerpiççiKerpiç yapan veya satan kimse
- kerteişaret için yapılmış çentik veya iz, kerti
- kertenkeleUzun vücutlu, sivri kuyruklu, çevik, böcekçil, organ yenilemesi özelliği ile bilinen, küçük sürüngen hayvan, elöpen
- kerterizBir yerin pusula kertelerine (II) göre bulunduğu yön
- kervanuzak yerlere yolcu ve ticaret eşyası taşıyan yük hayvanı katarı
- kervansarayana yollarda kervanların konaklaması için yapılan büyük han
- kesGenellikle yakmak için kullanılan iri saman.
- kesafetçokluk, sıklık.
- kesatalışverişte durgunluk
- kesecepte taşınan, içine para, tütün gibi şeyler konulan, kumaştan veya örgüden küçük torba
- keselGevşeklik, tembellik
- keserkeskin ağzı tahta, ağaç yontmaya, küt kenarı çivi çakmaya yarayan, kısa saplı çelik alet, aydemir
- kesifsaydam olmayan
- kesikçiğ sütten yapılan yağsız peynir, çökelek, ekşimik
- kesiklikesikleri olan
- kesilmekkesme işine konu olmak
- kesimbölüm, parça, kısım, sektör
- kesinlikkesin olma durumu veya kesin davranış, katiyet
- kesinlikleKesin bir biçimde, kesin olarak, şüphe götürmeyecek derecede; yüzde yüz, elbet, elbette, evelallah, her hâlde, her hâlükârda, katiyetle, behemehâl, illa, katiyen, kesin, kesinkes, muhakkak, mutlak, mutlaka, banko.
- kesintikesilen parça, kırpıntı
- kesirbir birimin bölündüğü eşit parçalardan birini veya birkaçını anlatan sayı
- keskinÇok kesici, iyi kesen.
- kesmekbıçak, makas ve benzeri bir araçla bir şeyi ikiye bölmek, parçalamak, doğramak
- kestaneKayıngillerden, ılıman iklimlerde yetişen, 25-30 metre kadar boylanabilen, kerestesi doğramacılıkta kullanılan bir orman ağacı (Castanea sativa).
- kestaneciKestane kebabı yapan veya satan kimse
- kestanecikAtların her bacağında birer tane çıkan, boynuz dokusunda olan kısa ve yayvan uzantı
- kestanecilikKestaneci olma durumu
- kestirmeKestirmek işi
- kestirmekKesme işini yaptırmak:
- kesyapKumaş, tahta vb. malzemelerle yapılan, kâğıt veya kartona yapıştırılan resim; kolaj.
- keteMayalanmış hamurun, yufka şeklinde açılarak doğrudan sacın üzerinde pişirilmesi ile elde edilen bir çörek
- ketenKetengillerden, çiçekleri mavi renkte ve beş taç yapraklı, lifleri dokumacılıkta kullanılan bir bitki .
- ketçaptemel maddesi baharat katılmış domates olan İngiliz sosu
- kevaşehayat kadını
- kevgirHaşlanmış yiyeceklerin sıvılarını veya bazı sıvıları süzmek için kullanılan; delikli, genellikle yuvarlak biçimli mutfak kabı, süzgeç
- keyfinceİsteğine göre, nasıl isterse, dilediğince, keyfine göre, gönlünce
- keyfîisteğe bağlı olan, keyfi
- keyifvücut esenliği, sağlık
- keyiflikeyfi yerinde, neşeli
- keyifsizsağlığı pek yerinde olmayan, rahatsız
- kezbazı sayı sıfatlarıyla birlikte kullanılarak bir olayın ve olgunun her bir tekrarlanışını bildiren söz, defa, kere, sefer
- kezaAynı biçimde
- kezzapnitrik asit
- keçeyapağı veya keçi kılının dokunmadan, yalnızca dövülmesiyle elde edilen kaba kumaş
- keçiboynuzlugiller (Bovidae) familyasının sığırlar (Bovinae) alt familyasından Capra cinsini oluşturan memelilere verilen ad.
- keşfedilmekKeşfetmek işi yapılmak
- keşfetmeKeşfetmek işi
- keşişhanekeşişlerin bulunduğu yer, manastır
- keşişlemeGüneydoğudan esen yel; akça yel
- keşişlikKeşiş olma durumu
- keşkeDilek anlatan cümlelerin başına getirilerek "ne olurdu" gibi özlem veya pişmanlık anlatır, keşki
- keşkekYarma, nohut ve etten toprak kap içerisinde fırında yapılan bir yemek çeşidi
- kianlam bakımından birbirleriyle ilgili cümleleri birbirine bağlayan söz
- kibarbüyükler, ulular
- kibarcakibar bir insana yakışacak biçimde, kibarcasına
- kibarlaşmakKibar duruma gelmek, kibarlık kazanmak
- kibarlıkkibar olma durumu, incelik
- kibirKendini başkalarından üstün tutma; benlik, böbür, gurur.
- kibirlikendini büyük gören, büyüklenen, gururlu, mütekebbir
- kibirsizKendini büyük görmeyen, büyüklenmeyen
- kibritbir ucu sürtünme sonucu yanabilecek birleşimde olan küçük tahta veya karton parçası, çalma
- kibritçiKibrit satan kimse
- kibutzİsrail'de ortaklaşa kullanılan yerleşim bölgelerine verilen ad
- kifayetyetişir miktarda olma, yetme, kâfi gelme
- kilıslandığı zaman kolayca biçimlendirilebilen yumuşak ve yağlı toprak
- kileryiyecek, içecek ve erzakın saklandığı oda; ambar veya dolap
- kilimdöşeme, divan gibi yerlere serilen, genellikle desenli, havsız, kalın, kıl veya yün dokuma
- kilink(argo) çok zayıf kimse.
- kiliseHristiyanların ibadet etmek için toplandıkları yer
- kilitanahtar, düğme gibi takılıp çıkarılabilen bir parça yardımıyla çalışan kapatma aleti
- kilo"bin" (10³=1000) anlamında bir önek, kilogram
- kilogramBin gramlık bir ağırlık ölçü birimi, kilo
- kilokaloriBüyük kalori
- kilometre1000 metrelik uzunluk ölçü birimi (km)
- kilsKireç taşı
- kim"Hangi kişi?" mânâsında cümlede, özne, tümleç, nesne, yüklem görevinde kullanılan bir kelime
- kimlikToplumsal bir varlık olarak insanın nasıl bir kimse olduğunu gösteren belirti, nitelik ve özelliklerin bütünü; etiket
- kimofobidalgalardan korkma
- kimonoJaponların önden çapraz olarak kavuşan uzun ve geniş kollu ulusal giysisi
- kimseherhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi, biri
- kimsesizannesi babası, yakını, koruyucusu olmayan, sahipsiz
- kimyamaddelerin temel yapılarını, birleşimlerini, dönüşümlerini, çözümleme, birleşim ve üretim yöntemlerini inceleyen bilim
- kimyacıkimya ile uğraşan kişi, kimyager
- kimyasalkimya ile ilgili, kimyaya ait
- kimyonmaydanozgillerden, 50 cm kadar yükseklikte, beyaz veya pembe çiçekli, bir yıllık, güzel kokulu ve otsu bir bitki, (Carum carvi)
- kinbirine karşı duyulan öç alma isteği, garaz
- kinayeDüşünüleni dolaylı olarak anlatan söz
- kindaröç almak isteyen, kin tutan, kinci, kinli
- kinematikcisimlerin hareketlerini yörünge, hız ve ivme gibi konular bakımından inceleyen mekanik kolu, sinematik
- kinetikhareketle ilgili, hareket sebebiyle oluşan
- kipfiillerde belirli bir zamanla birlikte konuşanın, dinleyenin ve hakkında konuşulanın, teklik veya çokluk olarak belirtilmiş biçimi, sıyga
- kirakonutun, mülkün veya taşıt gibi herhangi bir şeyin belli bir bedel karşılığında, süre için sahibi tarafından başkasına verilmesi
- kiracıBir şeyi, bir yeri kira ile tutan kimse, müstecir.
- kiralamakKira ile vermek
- kiralanmakkiraya verilmek
- kiralıkkiraya verilecek olan
- kirazgülgillerden, yabani ılıman iklimlerde yetişen bir meyve ağaç ve bu ağacın kırmızı veya beyaz renkte, etli, sulu, tek çekirdekli meyvesi (Prunus avium)
- kirazlıkKiraz ağaçları çok olan yer, kiraz bahçesi
- kiremityapıların çatılarını örtmekte kullanılan, yan yana dizilerek, suyu aşağıya geçirmeden dışarı akıtacak biçimde yapılmış, kızıl toprağın renginde, pişmiş balçık levha veya betondan yapılmış dört köşe döşeme taşı, karo
- kiremitçiKiremit yapan, satan veya döşeyen kimse
- kireçKireç taşının bu işe mahsus ocaklarda kavrulmasıyle elde edilen, kalsiyum oksitten ibâret taşımsı beyaz madde, (CaO)
- kireçlenmekKireç dökülmek veya saçılmak
- kireçleşmekKireç durumuna gelmek, kireçlenmek, kalkerleşmek
- kireçliBirleşiminde kireç olan veya kireci çok olan
- kireçlikKireç konulan yer
- kireçsizBirleşiminde kireç olmayan veya çok az olan
- kireçsütüBadana için hazırlanmış sulu kireç.
- kireççiKireç taşından kireç elde eden veya satan kimse
- kireççil(bitki için) Kireçli topraktan hoşlanan, kireçli toprakta yetişen, kireçyeren karşıtı
- kirişbazı telli müzik araçlarında kullanılan, hayvan bağırsaklarından yapılan tel
- kirletmeKirletmek işi
- kirletmekkirli duruma getirmek.
- kirlileke, toz vb ile kaplı; pis, murdar, mülevves
- kirlilikkirli olma durumu, pislik, necaset
- kirmenelde yün eğirmeye yarayan tahtadan yapılmış araç, iğ
- kirpikirpigillerden, uzunluğu 25-30 cm olan, sırtı dikenlerle kaplı memeli hayvan
- kispetYağlı güreşte pehlivanların giydikleri, belden baldıra değin uzanan, dana, malak veya manda derisinden yapılmış dar paçalı meşin pantolon.
- kistsporlu bitkilerde, özellikle mantarlar veya su yosunlarında görülen, bir veya birkaç hücreden oluşmuş organ
- kisvekılık kıyafet
- kitabeBinaların kapı üstlerine, mezar taşlarına vb. yerlere konan, taş veya mermer üzerine yazılmış veya kazılmış yazı, yazıt
- kitabetyazmanlık, kâtiplik
- kitabeviKitap satılan yer, kitapçı, kitapçı dükkânı
- kitapCiltli veya ciltsiz olarak bir araya getirilmiş, basılı veya yazılı kâğıt yaprakların bütünü; betik
- kitaplıkkitapların yerleştirildiği lardan oluşan mobilya, kütüphane
- kitapsızKitabı olmayan
- kitapçıKitap satan kimse veya yer.
- kitapçık: Küçük kitap.
- kitlebir yerde toplanmış, bir araya gelmiş insan topluluğu, kütle
- kitreGevenden çıkarılan bir tür zamk, kestere
- kividışı patatese benzeyen, içi yeşil olan sulu bir Çin meyvesi
- kiyanusDoğada serbest olarak bulunmayan fakat birçok cismin birleşimine giren, karbon ve azottan oluşan bir gaz
- kişiçekimli fiillerde ve zamirlerde konuşan, dinleyen, sözü edilen varlık
- kişilikbir kişiye özgü belirgin özellik, manevî ve ruhsal niteliklerinin bütünü, şahsiyet
- kişiselkişi ile ilgili, kişiye ilişkin, kişinin kendi malı olan, şahsî, zatî, ferdî
- kişmişKüçük taneli bir tür çekirdeksiz siyah üzüm
- kişnemeKişnemek işi veya sesi
- kişnemekAtın bağırır gibi yüksek ses çıkarması.
- kişnişMaydanozgillerden yaprakları maydanozu andıran, 20-60 cm yükseklikte, tüysüz, bir yıllık ve otsu bir bitki.
- klaksonkorna, klâkson
- klarnettahtadan, metal perdeli, orkestrada önemli yeri olan bir üflemeli çalgı; gırnata, klarinet
- klasiküzerinden çok zaman geçtiği hâlde değerini yitirmeyen, türünde örnek olarak görülen eser
- klasörYazılı kâğıtları düzenli ve sıralı bir biçimde korumak için kullanılan mukavva veya plastikten telli kap; cilbent, sıralaç
- klavyeparmaklarla hareket ettirilen piyano, org vb. çalgılarda veya yazı ve makinelersinde değişmez bir eksen çevresinde inip kalkabilen, istenilen işe göre düzenlenmiş bazı mekanizmaları çalıştıran kaldıraç kollarının, tuş sıralarının bütünü
- klimasoğuk veya sıcak hava vererek kapalı bir yerin havasını değiştiren elektrikli araç, iklimleme cihazı
- klipgenellikle televizyonda gösterilmek üzere hazırlanan, bir müzik parçasını görüntü eşliğinde veren film
- klitorisKadınlarda cinsiyet organının ön kısmında bulunan, cinsel zevk alma açısından hassas, küçük çıkıntı; dılak, bızır,
- klişeBaskıda kullanılmak amacıyla, üzerine kabartma resim, şekil, yazı çıkarılmış metal levha.
- klonbir canlının aynı türden bir eş benzeri
- kloratom numarası 17, atom ağırlığı 35,5 olan, normal sıcaklıkta gaz durumunda bulunan, halojenlerden element (kimasal sembolü Cl)
- klorlamaKlorlamak işi, klor katma
- klorlamakMikroplardan arındırmak amacıyla suya düşük oranda klor katmak
- klorlanmaKlorlanmak işi
- klorlubirleşiminde klor bulunan
- klorofilgüneş ışığını soğurarak bitkilerde karbon özümlemesini sağlayan ve bitkilere yeşil renklerini veren madde
- kloroformgeçmişte anestezide kullanılmış uçucu ve kokulu bir sıvı, triklorometan
- kloroplastYeşil bitkilerde, gözelerin içinde bulunan, klorofil moleküllerinden oluşan, karmaşık yapılı kromoplast
- klostrofobiKapalı yer korkusu.
- klozetalafranga tuvalet
- koalaAvustralya'ya özgü otobur ve ağaçta yaşayan bir keseli memeli hayvan türü
- koalisyonÇeşitli güçlerin bir araya gelmesiyle oluşturulan birlik, ortak yönetim
- kobaltAtom numarası 27, atom ağırlığı 59 olan, boyacılıkta kullanılan, nikel ve demire benzeyen, gümüş renginde element, (simgesi Co)
- kobayKobaygillerden, bilimsel araştırmalarda kullanılan bir deney hayvanı, Hint domuzu (Cavia porcellus)
- kocaBir kadının evlendiği kişi; eş, zevç, adam, bey
- kocabaşİspinozgillerden, 18 santimetre uzunluğunda, sırtı kahverengi, karnı pembe bir tür kuş; flurcun
- kocakarıyaşlı kadın, acuz
- kocalıKocası olan, evli (kadın)
- kocalıkBir kadına koca olma durumu
- kocamançok iri, büyük, koca
- kocasızKocası olmayan (kadın)
- kodBir bilginin simgesi.
- kofKuruyarak veya çürüyerek içi boşalmış olan
- kofanaLüfer balığının irisi
- koful] sitoplazmada bulunan içi hücre suyu ile dolu boşluklar
- kohumbazlıkHısım akraba kayırıcılığı, nepotizm.
- kokmaden kömürünün damıtılmasıyla elde edilen, bileşiminde kömürden çok daha az oranda uçucu madde bulunan katı yakıt
- kokainKoka yapraklarından çıkarılan ve bağımlılık yapan uyuşturucu bir madde.
- kokarcaetoburlardan, orta boyda, kendini korumak için düşmanına kötü kokulu sıvı fışkırtan, ince, uzun bir kürk hayvanı (Mustela putorius)
- koklamakkokusunu duymak için bir şeyi burnuna yaklaştırmak veya bir yerin havasını içine çekmek, koku almak
- koklatmakKoklamak işini yaptırmak
- koklaşmakBirbirini koklamak
- kokmakkoku çıkarmak
- kokmuşçürüyüp bozularak kötü kokan, kokuşuk
- kokoreçşişe sarılarak korda kızartılan, kekikli kuzu bağırsağı
- kokorozSivri uçlu uzun şey
- kokozParası olmayan, züğürt
- kokteyltürlü içkiler karıştırılarak yapılan içki
- kokukoku alma duyusuyla hissedilen, genelde çok küçük konsantrasyonlarda havada çözülmüş olarak bulunan kimyasal maddelerden her biridir, nesnelerden yayılan küçücük zerrelerin burun zarı üzerindeki özel sinirlerde uyandırdığı duygu
- kokusuzkokusu olmayan
- kokuşmaKokuşmak işi.
- kokuşmakÇürüyüp bozularak kötü bir koku çıkarmak, kokmak, taaffün etmek
- kolİnsan vücudunda omuz başından parmak uçlarına kadar uzanan bölüm; dal.
- kolagömlek, örtü vb. şeyleri kolalamakta kullanılan özel nişasta
- kolajKumaş, tahta vb. malzemelerle yapılan, kâğıt veya kartona yapıştırılan resim; kesyap
- kolalıKola nişastası ile düzgün ve şık görünüm kazandırılmış giyecekler
- kolanAt, eşek vb. hayvanların semerini veya eyerini bağlamak için göğsünden aşırılarak sıkılan yassı kemer.
- kolaykolayca, sıkıntısız bir biçimde, basitçe
- kolaycaOldukça kolay.
- kolaylaşmakKolay duruma gelmek
- kolaylaştırmakkolay bir duruma getirmek, güçlükleri ortadan kaldırmak
- kolaylıkkolay olma durumu
- kolaylıklasıkıntı çekmeden, güçlüklere uğramadan, kolayca
- kolağasıOsmanlı ordusunda yüzbaşı ile binbaşı arasında yer alan rütbe.
- kolcubir şeyi korumak için bekleyen veya kol gezen görevli, muhafız
- kolejÖğretim programında yabancı bir dil öğretimine ağırlık veren lise dengi okul
- koleksiyonÖğrenme, yarar sağlama veya zevk amacıyla bir araya getirilmiş ve özelliklerine göre sınıflara ayrılmış nesnelerin bütünü; derlem
- kolektifBirçok kimseyi veya nesneyi içine alan, birçok kişi ve nesnenin bir araya gelmesi sonucu olan
- kolektörAtık suların akmasını sağlayan boru
- koliPosta paketi
- kolitKalın bağırsak iltihabı
- kollamakolmasını, ortaya çıkmasını beklemek, gözetmek
- kollukgömlek kollarının ucundaki iliklenen bölüm, manşet
- kolodyumFotoğraf makinesi camı yapımında ve cerrahlıkta kullanılan, alkolle eter karışımı içinde sıvı durumuna getirilen nitroselüloz
- kolonkatlardaki döşemeleri birbirlerine bağlayan düşey boru
- kolonigöçmen topluluğu veya bu topluluğun yerleştiği yer
- kolonizasyonbir ülkenin başka bir ülke üzerinde egemenlik kurarak o ülkenin maddi ve manevi kaynaklarını kendi yararına kullanacak şekle getirmesi
- kolonyaİçinde limon, lavanta, tütün vb. bitkilerin yağı bulunan, hafif kokulu alkollü bir madde:
- kolonyalSömürgeyle ilgili
- kolonyalizmsömürgecilik
- kolorduDeğişik sayıda tümen ve savaş destek birliklerinden kurulu büyük birlik
- koltukOmuz başının altında, kolun gövde ile birleştiği yer.
- koltukçuKoltuk yapan veya satan kimse.
- kolyeUcuna süs eşyaları konularak boyna takılan takı.
- kolzaTurpgillerden, yağlı tohumlu mevsimlik bitki; tohumlarından elde edilen yağ, yapay kauçuk yapımında kullanılır (Brassica napus)
- kolçakYalnız baş parmağı ayrı, diğer dört parmağı bir örülmüş yün eldiven
- komaBazı hastalıklar sırasında görülen anlama, duyma ve hareketin büsbütün veya az çok kaybolmasıyla beliren derin dalgınlık durumu
- komakDurdurmak, kaçırmamak.
- komandoBaskın, sabotaj gibi özel görevler yapan, az sayıda askerden kurulu birlik
- komarHododendron ponticum
- kombiIsıtmada kullanılan yakıtı düzenli ve ayarlı yakan araç
- kombinasyonlukombinasyonu olan
- kombinasyonsuzkombinasyonu olmayan
- kombinezonkadınların elbise altına giydiği bir tür içlik
- komediKomik olan ögelerin yansıtıldığı ve bu ögelerin oyunun yapısını oluşturduğu başlıca oyun türlerinden biri
- komedya"Çocukken benim uykudan uyanışlarım komedya gibi bir şeydi."- R. N. Güntekin.
- komedyenGüldürü oyuncusu, güldürü sanatçısı
- komikleşmekGülünçleşmek
- komiserGüvenlik teşkilâtının meslek aşamaları içinde yer alan, en az lise öğrenimi görmüş veya polis okullarının orta ve yüksek bölümlerini bitirmiş, üniformalı veya sivil memur
- komisyonbir işte aracılık yapan kimseye bırakılan yüzde, simsariye
- komitacıSiyasî bir amaca ulaşmak için silâhlı mücadele yapan gizli topluluk veya örgüte bağlı kimse
- komodinkaryolanın yanı başına konulan üstü masa biçimindeki küçük dolap, komot
- kompartımanyolcu trenlerinde vagonların bölmelerle ayrılmış bölümlerinden her biri
- kompilasyonDerleyip toparlama
- kompleEksiksiz, gerekli her şeyi tamam olan, tam
- kompleksvitamin veya proteinlerin oluşturduğu bileşik
- komplocuKomplo kuran kimse
- kompostobütün veya dilimler hâlindeki yaş meyvenin şekerli suyla kaynatılmasıyla yapılan bir tatlı türü, hoşaf
- kompozisyonayrı ayrı parçaları bir araya getirerek bir bütün oluşturma biçimi ve işi
- komutanbir asker topluluğunun başı, kumandan, bey
- komünBeraber çalışıp geliri paylaşmak üzere bir araya gelen topluluk
- komünikasyoniletişim, haberleşme
- komünistkomünizm yanlısı olan kimse, kızıl
- komünizmTüm taşınmaz malların halka ait olduğu, herkesin yetenekleri ve ihtiyaçları oranında pay aldığı politik veya sosyal sistem veya teori
- komşuBinalardaki yakın olan kimselerin birbirine göre aldıkları isim
- konakbüyük ve gösterişli ev
- konakçıtoplu olarak yapılan yolculukta konak yeri sağlamakla görevli kimse
- kondansatörElektronların kutuplanarak elektriksel yükü elektrik alanın içerisinde depolayabilme özelliklerinden faydalanılarak, bir yalıtkan malzemenin iki metal tabaka arasına yerleştirilmesiyle oluşturulan temel elektrik ve elektronik devre elemanı, yoğunlaç
- kondüktöryolcu trenlerinde biletleri denetleyen ve vagon işlerine bakan görevli.
- konfederasyonBirden fazla ülkenin genellikle dış işleri ve savunma alanlarında federasyona göre biraz daha ılımlı bir bağımlılık içinde ortak politika ve yönetim izleyip diğer alanlarda ise bölgesel yönetimlerinde serbest bulundukları devletler topluluğu
- konferansTopluluğa bir konuda bilgi vermek amacıyla yapılan konuşma
- konfigürasyonyapılandırma
- konforgünlük hayatı kolaylaştıran maddi rahatlık
- kongreÇeşitli ülkelerden yöneticilerin, elçilerin, delegelerin katılmasıyla yapılan toplantı
- konidurağan bir noktadan geçen ve kapalı eğriye dayanarak hareket eden bir doğrunun çizdiği yüzey, mahrut
- konjonktürgeçerli durum
- konkresomut, müşahhas
- konmakKuş ve uçak gibi uçan şeylerin bir yere inmesi, bir yerde sabit kalması
- konsantrasyondikkat toplaşımı
- konserBir izleyici kitlesi karşısında gerçekleştirilen müzik performansı, dinleti
- konservatifSağlığın korunması, işlevlerin yeniden kazanılması veya beden yapısının tamirinde bandaj gibi malzemeler kullanılarak yapılan tedavi yöntemi.
- konservatuvarMüzik ve sahne sanatlarında sanatçı yetiştiren yükseköğretim kurumu
- konseybazı sorunları görüşüp tartışmak için toplanan meclis
- konsolDuvar kenarına yerleştirilen, üstüne ayna ve başka süs eşyası konulan, çekmeceli mobilya
- konsolidevadesi uzatılan (borç)
- konsolosYabancı ülkelerde, orada bulunan yurttaşlarının haklarını koruyan, bağlı bulunduğu hükûmete siyasal ve ticari bilgileri veren dış işleri görevlisi; şehbender
- konsoloslukKonsolos olma durumu
- konsomasyonGazino, bar gibi eğlence yerlerinde yenilip içilen şey
- konstrüksiyonYapılmakta olan konut, yol, köprü vb.
- konsultoKonsültasyon
- konsültasyonBir hastalığa tanı koymak veya hastalığı tedavi etmek amacıyla birden fazla hekimin görüş alışverişinde bulunması, konsulto
- kont(Ortaçağ Avrupası) bir İlçe hükümdarı
- kontakkarşıt elektrik taşıyan iki maddenin birbirine dokunması, temas
- kontekstOlaylar, durumlar, ilişkiler örgüsü, bütünlük, bağlam
- kontenjanBir yükümlülük veya yararlanma işinde, o işin kapsamına girenlerin oluşturduğu belirli sayıdaki topluluk
- kontesKontun karısının taşıdığı unvan
- kontlukkont unvanına hak kazandıran yurtluk
- kontrbasKeman türünden, en kalın sesli yaylı çalgı
- kontrfileKesim hayvanlarında, bel kemiğindeki dikensi çıkıntının iki yanında bulunan et dilimi
- kontrolBir şeyin gerçeğe ve aslına uygunluğuna bakma.
- kontrplakSoyularak elde edilen kaplama levhalarının elyaf yönleri birbirine denk gelecek biçimde, üç, beş, yedi gibi tek sayılarda üst üste konup tutkallanmasıyla yapılan, ince, esnek tahta
- kontrpuanÇeşitli melodileri birbirine uydurma sanatı
- kontuarYolcuların uçuş öncesi gerekli işlemlerini yaptırmak için geldiği bölüm
- konukonuşmada, yazıda, eserde ele alınan düşünce, olay veya durum, bap, mevzu, süje
- konukbir yere veya birinin evine kısa bir süre kalmak için gelen kişi, misafir, mihman
- konukseverMisafirperver
- konulmakonulmak işi
- konulmakkoyma veya konma işi yapılmak
- konumbir şehrin uzak ve yakın çevresiyle her türlü ilişkisini sağlayan ve şehrin gelişmesini etkileyen coğrafî şartların bütünü
- konuresmer, açık kestane renginde olan
- konutinsanların içinde yaşadıkları apartman, ev gibi bir yer
- konuşlanmakBelli bir yere veya bölgeye mevzilenmek
- konuşmakonuşmak işi
- konuşmacıBir toplulukta konuşan kimse, hatip, konferansçı
- konuşmakbir dilin kelimeleriyle düşüncesini sözlü olarak anlatmak
- konuşulmakkonuşma işine konu olmak
- konvansiyonelAnlaşma ile ilgili, uzlaşma ile ilgili
- konyakispirto derecesi yüksek, özel kokulu, kiremit renginde içki türü, kanyak
- konçayağa giyilen şeylerde ayak bileğinden baldıra doğru olan bölüm
- koordinasyonBelirli amaçlar için bütünleşen bilişim dizgeleri ya da çalışma takımları arasında, uyumun sağlanması ve ilişkilerin, en yüksek toplam verimi en kolay biçimde sağlayacak bir düzen içerisinde gelişebilmesi için iş ve eylem birliği gütme
- koordinatBelirli bir molekül içinde özel bir konuma sahip bir atoma bağlı olan atom veya atom grubu.
- koordineKoordinasyonla ilgili
- koparmakkopmasını sağlamak, kopmasına yol açmak
- kopernikyumatom numarası 112 olan bir kimyasal element
- kopmakherhangi bir yerinden ikiye ayrılmak.
- kopuntuKopmuş parça, diaspora
- kopuzOzanların çaldığı telli Türk sazı.
- kopyabir sanat eserinin veya yazılı metnin taklidi, asıl karşıtı, replika
- kopyalamakopyalamak işi
- kopyalamakaynısını veya benzerini çoğaltmak
- kopçaGiysinin iki yanını bitiştirmeye yarayan ve metal halka ile bir çengelden oluşan araç, agraf
- korakorGöğüs göğüse, omuz omuza, başa baş
- kordalılarsölomları iyi gelişmiş çok hücreli hayvanlar topluluğu
- kordonÇoğu ipekten yapılmış kalın ip
- korelasyonher ikisi de nicel olan herhangi bir x tesadüfi değişkeniyle y tesadüfi değişkenin aldığı değerler dizisi arasında bir uygunluk hâlinin olup olmadığını araştıran yöntem, bağıntı
- koreografiDans hareketlerini baştan oluşturma veya düzenlenme sanatı
- koridorBir yapıya girmeyi sağlayan veya odaları birleştiren genellikle dar geçit; aralık, geçenek
- korkakçok çabuk ve olmayacak şeylerden korkan
- korkmakkorku duymak, ürkmek, dehşete kapılmak
- korkubir tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında duyulan kaygı, üzüntü
- korkulukorku veren, korkutan
- korkuluktarla, bağ ve bahçelerde kuşların zarar vermesini önlemek için konulan, insana benzer kukla
- korkunççok korkulu, korku veren, dehşete düşüren, müthiş
- korkunçlukKorkunç olma durumu
- korkusuzkorkusu olmayan, yürekli, gözü pek, pervasız
- korkusuzcaKorkusuz olarak, korkmadan
- korkutmakkorkmasına yol açmak
- kornamotorlu taşıtlarda, bisikletlerde sesle işaret vermek için kullanılan ve içinden hava geçirilerek çalınan boru, klâkson
- korsangemilere saldıran deniz haydudu, deniz hırsızı
- korsanlıkkorsan olma durumu
- korseİnce görünmek için kullanılan esnek iç giysisi.
- korttenis oynanan alan
- korubakımlı küçük orman
- korucuOrman veya kır bekçisi
- koruganAğaç gövdeleriyle yapılmış ve çevresinde kazılı çukuru bulunan, korunmaya elverişli, kare biçimindeki ev.
- korumacılıkEkonomik gücü yükseltmek için millî ekonominin gümrük tarifeleri ile dış rekabete karşı korunmasını savunan görüş
- korumakbir kişiyi veya bir şeyi dış etkilerden, tehlikeden, zor bir durumdan uzak tutmak, muhafaza etmek, vikaye etmek, sıyanet etmek
- korungaYabanî yonca, tirfil
- korunmakorunmak işi
- korunmakKendini korumak, bir yere sığınmak, bir şeyden sakınmak:
- korutmakKorunmasını sağlamak, muhafaza ettirmek.
- koruyucukoruyan kişi, muhafız
- korvetDenizaltılara karşı özel olarak silahlandırılan bir çeşit küçük savaş gemisi
- kosinüsTümler açının sinüsü
- koskocaçok büyük, muazzam
- koskocamançok büyük, çok iri, muazzam
- kostümözellikle tiyatro ve sinema gibi sanat türlerinde kıyafetlerin tümüne verilen genel ad, takım elbise
- kotgiysi yapılan bir tür mavi, kaba pamuklu kumaş, blucin
- kotabir ülkede kontenjan sisteminden ithal edilecek malların çeşitlerini ve çeşit oranlarını veya miktarlarını gösteren liste
- kotanPulluk, büyük saban
- kotarmakpişen yemeği başka kaba boşaltmak
- kovagenellikle su veya sulu şeyler taşımaya, denizden veya kuyudan su çekmeye yarayan üstünden kulplu kap
- kovalamakKaçanın arkasından koşmak, yakalamaya çalışmak
- kovanfişeğin kapsül, barut ve kurşun taşıyan yuva bölümü, kapçık
- kovboyAmerika'da sığır çobanlarına verilen ad
- kovdurmakKovmak işini yaptırmak
- kovmaksert ya da küçük düşürücü sözlerle gitmesini söylemek, savmak
- kovukbir şeyin oyuk durumunda bulunan iç bölümü
- kovulmakkovmak işine konu olmak veya kovmak işi yapılmak
- koydenizin, gölün küçük girintiler biçiminde karaya doğru sokulduğu yer, küçük körfez
- koydurmakbirinin bir şeyi yere koymasını sağlamak
- koymakbir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek
- koyuyoğunluğundan dolayı zor akan
- koyulaşmakKoyu duruma gelmek
- koyulmakkoyma işine konu olmak
- koyungeviş getirenlerden, eti, sütü, yapağısı ve derisi için yetiştirilen evcil hayvan
- koyuvermeksalmak, serbest bırakmak
- kozcevizgiller (Juglandaceae) familyasından Juglans cinsinden tek tüysü yaprakları karşılıklı dizilmiş ve aromatik kokulu ağaç türlerinin ortak adı, ceviz
- kozabazı böcek ve güve larvalarının başkalaşım sırasında ördüğü ipeksi koruyucu muhafaza, kozalak
- kozacıIpek kozası alıp satan kimse
- kozalakkozalaklıların, genellikle dibi yuvarlak, tepesi koni biçiminde ve odunsu dokulu meyvesi, kozak
- koçdamızlık erkek koyun
- koçanmarul, lahana vb. sebzelerde yaprakların çıktığı sert gövde.
- koğuşHastahane, kışla, okul, tutuk evi gibi kalabalık yerlerde, içinde birçok kimsenin yattığı veya barındığı büyük oda
- koşahep birlikte
- koşmakadım atışlarını artırarak ileri doğru hızla gitmek
- koşturmakKoşmak işini yaptırmak
- koşulbir antlaşmada belirlenen hükümlerden her biri
- koşulluşartlanmış olan
- koşulmakkoşmak işi yapılmak
- koşuşmakBirlikte ve birden koşmak
- koşuşturmakBir işi izlemek veya birçok işi yapmak amacıyla sürekli olarak gidip gelmek, koşuşmak
- krakerBir tür gevrek ve tuzlu bisküvi
- kralAvrupa monarşilerinde erkek hükümdara verilen unvandır, en yüksek devlet otoritesini, bütün devlet başkanlığı yetkilerini kalıtım veya soylularca seçilme yoluyla elinde bulunduran kişi
- kralcıKrallık yanlısı kimse
- kraliyetkral tarafından yönetilen devlet ve bu devletin toprağı
- kraliçeKral karısı ya da krallığı yöneten kadın, ece
- kraliçelikKraliçe olma durumu
- krallıkkral olma hâli
- krediödünç alınan veya verilen mal, para
- kremtene yumuşaklık vermek veya güneş, yağmur vb. dış etkilerden korunmak için sürülen koyu kıvamlı madde
- kremabir tür yumurtalı süt tatlısı, homojenizasyondan önce süt yüzeyinden toplanan yüksek yağ içeriğine sahip süt ürünü, kaymak
- kremalıkreması olan
- krepYumurta, süt, un ile tavada kızartılarak yapılan, küçük, yuvarlak, tatlı veya tuzlu yiyecek
- kriketOn birer kişilik iki takım arasında, küçük ve ağır bir topu, sopalarla vurarak kaleye sokma temeline dayanan oyun
- kriminologKriminoloji ile uğraşan kimse
- kriptografiGizlilik, kimlik kontrolü, bütünlük gibi bilgi güvenliği kavramlarını sağlamak için çalışan matematiksel metotların tamamı.
- kriptonAtom numarası 36, atom ağırlığı 83,8 olan, atmosferde yarım milyonda bir oranında bulunan, renksiz, kokusuz soy gaz
- kristalleşmebir eriyikten ya da nadiren direkt olarak bir gazdan, çökeltme yoluyla katı kristal yaratma süreci, billurlaşma
- kristalleşmekbillurlaşmak
- kriterölçüt, kıstas
- krizBir organda birdenbire ortaya çıkan fizyolojik bozukluk, akse
- kromAtom numarası 24 olan bir kimyasal element
- kromatografibir sıvı ya da gaz ortamında karışık haldeki moleküllerin birbirlerinden ayrılması tekniği
- kromozom(biyokimya) Karyokinez bölünme sırasında hücre çekirdeğinin içinde beliren ve kromatin ipliklerinin parçalara ayrılmasıyla oluşan, bazı yeteneklerin yeni bireylere geçmesine yarayan, kıvrık çubuk biçimindeki cisim.
- kronometreZamanı hassas bir şekilde ölçmeye yarayan saat, süreölçer
- kroşeBoksta bir yumruk vuruş şekli
- kruvaziyerBüyük gezinti gemisi
- kruvazörDeniz yollarını gözetmek, deniz ve hava filolarına kılavuzluk etmek amacıyla toplarla silahlandırılmış hızlı savaş gemisi:
- ksenonAtom numarası 54 olan bir kimyasal element
- ksilofonDeğişik sayıda akortlu tahta veya metal çubukların gam sırasıyla dizilmesinden oluşan, iki değnekle vurularak çalınan bir çalgı
- kuaförmesleği bir kişinin imajını değiştirmek veya sürdürmek adına saçlarını kesmek veya ona saç modeli şekli veren kişi, perukar
- kuantumbir dalganın olası değerlerinin alt değer kümelerinden biri
- kubbeyarım küre biçiminde olan ve yapıyı örten dam
- kucakaçık kollarla göğüs arasındaki bölüm, aguş
- kucaklamakkollarla sarıp göğüs üzerine bastırmak
- kucaklaşmakBirbirlerini kucaklamak, kucuşmak
- kudretgüç, erk, erke, iktidar, forza
- kudretliGücü olan, güçlü
- kudurmakKuduz hastalığına yakalanmak, kuduz olmak
- kudurukKudurmuş (insan veya hayvan)
- kuduzKöpek, kedi, tilki gibi bazı memeli hayvanlardan insana geçen, genellikle çırpınma, sudan korkma, inme ile beliren, ölümle sonuçlanan hastalık
- kuklahareketli yerleri iplikle sanatçının parmaklarına bağlanarak veya eldiven gibi bir kesiti kullanarak bir perdenin üzerinden oynatılan, bez, karton vb. hafif nesnelerden yapılmış insan ve hayvan figürleri
- kuklacıKukla oynatan kimse
- kuklacılıkkuklacının yaptığı iş
- kukukadın cinsel organı, vajina, vajen, dölyolu
- kulakkulak kepçesi, işitme kanalı, kulak zarı, çekiç kemiği, örs, üzengi kemiği, kulak salyangozundan oluşan işitme organı
- kulaklıKulağı herhangi bir biçimde olan.
- kulaklıkKulakları soğuk, rüzgâr vb. dış etkilerden korumak için kulak kepçesini örtecek biçimde yapılmış kılıf.
- kulaksızKulak kepçesi olmayan
- kulakçıKulak, burun, boğaz hekimi
- kulakçıkkalbin üst bölümünde bulunan ve biri (sağdaki) anatoplar damarlardan, öbürü (soldaki) akciğer toplardamarlarından kanı alıp karıncıklara veren iki boşluğun adı, kulacık
- kulaçgerilerek açılmış iki kolun parmak uçları arasındaki uzaklık, aguş, koyun
- kulağakaçanDüz kanatlılardan, karnında çatal biçiminde iki uzantı bulunan, meyve ve sebzelere zarar veren otçul bir böcek (Forficula auricularia)
- kuleÇoğunlukla kare veya silindir biçimindeki yüksek yapı.
- kulisSahnenin gerisinde ve yanlarında bulunan bölüm
- kullandırmakKullanmak işini yaptırmak
- kullanmakullanmak işi, istimal
- kullanmakbir şeyden belli amaçla yararlanmak, istimal etmek
- kullanıcıbir bilgisayar veya programı kullanan kişi
- kullanılmakkullanma işine konu olmak
- kullanımkullanma, yararlanma, tasarruf
- kullanışKullanmak işi veya biçimi
- kullanışlırahatça kullanılabilen, ergonomik
- kullukkul olma durumu, kölelik, ubudiyet
- kulundoğumdan altı ay sonra kadar olan erkek veya dişi at veya eşek yavrusu
- kuluçkacivciv çıkarmak amacıyla yumurtaya yatmış veya yatmak üzere olan dişi kuş veya kümes hayvanı, gurk
- kulübeKerpiç, saman veya ağaçtan yapılmış küçük, basit, ilkel ev
- kulüpGörüşme, konuşma, okuma, spor yapma v.s. amaçlarla yalnız üye olanların toplandıkları yer
- kumSilisli kütlelerin, kayaların, doğal etkenlerle parçalanarak ufalanmasından oluşan, deniz kıyısı, dere yatağı vb. yerlerde çok bulunan, ufak, sert tanecikler.
- kumaevli bir erkeğin, karısının üzerine getirdiği ikinci kadın, erkeğin birden fazla olan eşlerinden her biri, aynı erkekle evli olan kadınların birbirine göre adı, ortak
- kumandaElektronik aygıtları belli bir uzaklıktan yönetmeye yarayan kablosuz alet
- kumanyaYolculuk için hazırlanan yiyecek
- kumarortaya para koyarak oynanan talih oyunu
- kumarbazkumara düşkün, sürekli kumar oynayan kimse, kumarcı
- kumarhanekumar oynanan yer, çok sayıda oyuncunun aynı anda kumar oynayabildiği, oyun makineleri ve masaları bulunan yapı, bitirim yeri, bitirimhane, kasino
- kumarhaneciKumarhane işleten kimse
- kumaşPamuk, yün, ipek vb.nden makinede dokunmuş her türlü dokuma; güpür.
- kumbaragenelde bozuk para biriktirmek için kullanılan küçük kap
- kumcuKum getirip satan kimse
- kumlamakKumla kaplamak veya kum dökmek
- kumluiçinde kum bulunan, kumsal
- kumral(saç, bıyık, sakal için) Koyu sarı veya açık kestane rengi
- kumruGüvercingiller takımından, güvercinden küçük, boz, gri renkli kuş, (Streptopelia decaocto)
- kumsalkumu olan yer
- kumsuzKumu olmayan
- kumulçöllerde veya deniz kıyılarında rüzgârların yığdığı kum tepesi
- kundakYeni doğmuş çocuğu ilk aylarda sıkıca sarıp sarmalamaya yarayan geniş bez
- kundaklamaKundaklamak işi
- kundakçılıkKasten yangın çıkarma işi.
- kundurakaba işlenmek, bağsız, konçsuz ayakkabı
- kupacam veya seramikten yapılmış, kulplu, büyük bardak
- kuponPiyango biçiminde düzenlenmiş, çekilişlerde kesilerek kullanılan basılı parça
- kupürGiyside kesim
- kuryabancı paraların ulusal para birimi üzerinden değeri
- kuraiki veya daha çok aday arasında sıralama, ayırma yapılacağı zaman her birinde tek ad yazılı kâğıtları araya getirip karıştırdıktan sonra birini çekerek veya özel bilgisayar yazılımıyla adları belirleme, ad çekme
- kurabiyebadem, fıstık, un, yağ v.s. ile yapılan şekerli ufak çörek
- kurakyağışsız (hava, mevsim, yıl)
- kuraklıkkurak olma durumu, kurak hava, yağışsızlık
- kurakçıl(bitki için) Kurak yerde yetişen, kurak yerden hoşlanan
- kuralsanata, bilime, düşünce ve davranış sistemine temel olan, yön veren ilke, nizam, kaide
- kuramuygulamalardan bağımsız olarak ele alınan soyut bilgi, teori
- kuranbir şeyi kurma işini yapan kimse
- kuranderhava akımı, cereyan
- kurbandinin buyurduğu veya bir adağı yerine getirmek için kesilen hayvan
- kurbağakurbağalardan, yumurta ile üreyen, yavruları gelişimlerini durgun sularda tamamladıktan sonra kuyruğu ve solungacı körelerek karada yaşayabilen, sıçrayarak yürüyen ve suda iyi yüzen küçük hayvan
- kurbağacıkKurbağa yavrusu, küçük kurbağa
- kurbağalamaKurbağanın yüzmesine benzer yatay hareketler yaparak yüzme.
- kurcalamakNasıl bir şey olduğunu anlamak için her yerine bakmak; karıştırmak.
- kurdeleGeniş ipekli şerit
- kurgantepe şeklinde mezar
- kurgubir şeyin zembereğini kurmak için kullanılan araç, anahtar
- kurmakMakine, cihaz, mobilya vb.ni oluşturan parçaları birleştirerek bütün durumuna getirmek; monte etmek.
- kurnazkolay kanmayan, başkalarını kandırmasını ve ufak tefek oyunlarla gayesine erişmesini beceren
- kurnazcakurnaz bir biçimde, kandırarak, aldatarak, kurnazcasına
- kurnazlıkKurnaz olma durumu veya kurnazca iş
- kursakKuşların, yemek borusu üzerinde bulunan balon şeklindeki yiyecek deposu, yiyeceklerin toplandığı torba biçiminde şişkin organ
- kursiyerKurs öğrencisi
- kurtKöpekgillerden, Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika'da yaşayan, postu gri sarı renkli, yırtıcı, etçil memeli hayvan; .
- kurtarmakurtarmak işi
- kurtarmakBir canlıyı bir felâketten tehlikeden veya zor durumdan uzaklaştırmak
- kurtarıcıkendi hayatını tehlikeye atarak bir kişiyi, bir topluluğu güç bir durumdan veya yok olmaktan kurtaran kişi, halaskâr
- kurtarılmakKurtarmak işi yapılmak veya kurtarmak işine konu olmak.
- kurtboğanÇok yıllık otsu bir bitki, boğan otunun bir türü (Aconitum napellus)
- kurtlanmakiçinde veya üzerinde kurt üremek
- kurtluİçinde kurt bulunan, kurtlanmış
- kurtpençesiKarabuğdaygillerden, çiçekleri salkım biçiminde, sap ve kökünde bol tanen bulunan bir bitki (Potentilla formentilla).
- kurtulmaktehlikeli veya kötü durumu atlatmak
- kurtuluşBir şeyden, bir yerden kurtulma.
- kurtçukBazı hayvanların, özellikle böceklerin yumurtadan çıktıktan sonra, krizalit veya ergin karakterlerini kazanmadan önceki evresi; sürfe, larva.
- kurukuru fasulye
- kurucukurma işlemini yerine getiren yazılım
- kurulbir işi yapmak, yönetmek veya bir kurum ve kuruluşu temsil etmek için görevlendirilmiş kişilerden oluşmuş topluluk
- kurulamakBir şeyin üzerindeki ıslaklığı gidermek
- kurulmakkurma işine konu olmak veya kurma işi yapılmak
- kurultayUlusal veya uluslararası bilimsel toplantı
- kuruluKurulmuş olan, oturmuş, yerleşmiş
- kurulukkuru olma durumu
- kuruluşkurulma işi, kurum, organizasyon, teşkilât
- kurumBacalarda biriken kalın is
- kurumakIslaklığını, nemini yitirerek kuru duruma gelmek
- kuruntuyanlış ve yersiz düşünce
- kurutKurutulmuş süt ürünü yapılarak yemek
- kurutmaksuyunu ve ıslaklığını giderip kuru duruma getirmek
- kuryeGenellikle elçilik postasını yerine ulaştırmakla görevli kimse
- kurşunatom numarası 82 olan mavimtırak esmer renkte kimyasal element
- kurşuncuKurşun satan veya işleyen kimse
- kuskunHayvanın kuyruğu altından geçirilerek eyere bağlanan kayış.
- kuskusUn, süt, yumurta ile yapılan ufak ve yuvarlak taneler biçiminde kurutulmuş hamur
- kusmakusmak işi, istifra
- kusmakMidenin içindekini basınçla ağızdan dışarı atmak; boşaltmak, çıkarmak, kayetmek, istifra etmek
- kusmukkusulan şey, kusuntu
- kusursuzkusuru olmayan, mükemmel
- kutlamakutlamak işi, tebrik
- kutlamakMutlu bir olaya sevinildiğini söz, yazı veya armağanla anlatmak; kutlulamak, tebrik etmek
- kutluKut (mutluluk) veren.
- kutsalbozulmaması, dokunulmaması, karşı çıkılmaması gereken, üstüne titrenilen
- kutsallıkKutsal olma durumu
- kutsamakÖzellikle bir din adamı tarafından ilahiler ve bazı ritüeller eşliğinde nesneye, kişiye veya duruma kutsallık yakıştırılması, ilahi güçten yararlanmasının sağlanması
- kutuİnce tahta, mukavva, teneke, plastik vb.nden yapılmış, genellikle kapaklı kap.
- kutucuKutu yapan veya satan kimse
- kutulamakKutuya yerleştirmek, kutuya koymak
- kutulanmakKutulamak işi yapılmak
- kutupyer yuvarlağının, Ekvator'dan en uzak olan yer ekseninin geçtiği varsayılan iki noktasından her biri, yerucu
- kuvarsbillurlaşmış silisin doğada çok yaygın bir türü, oldukça saf silisyum dioksit (SiO2) kristallerine verilen ad
- kuvertürSigortalının, poliçeyi teslim alana kadar teminat altına alınmasının sağlanması için gerçekleştirilen işlem
- kuvvetMaddî güç, canlı bir organizmanın faâliyetini sağlayan güç:
- kuvvetligücü çok olan, zorlu, şiddetli
- kuvvetsizgücü az olan, zorlu, zayıf
- kuvvetsizlikKuvvetsiz olma durumu.
- kuyrukhayvanların çoğunda gövdenin sonunda bulunan, omurganın uzantısı olan uzun ve esnek organ
- kuyruklugöze uygulanan makyaj türü
- kuyruksuzKuyruğu olmayan
- kuytuıssız, sessiz ve göze çarpmayan, tenha
- kuyusu tabakasına varıncaya kadar derinliğine kazılan, genellikle silindir şeklinde, çevresine duvar örülen, suyundan yararlanılan çukur
- kuyucukuyu kazmayı iş edinmiş kimse
- kuyumDeğerli metal ve taşlardan yapılan süs eşyası
- kuyumcuDeğerli metal ve taşlardan bilezik, küpe vb. süs eşyası yapan veya satan kimse;mücevherci, sarraf, cevahirci
- kuzenerkek yeğen, amca, dayı, hala veya teyzenin erkek çocuğu.
- kuzeyBulunulan yerde sağa doğu, sola batı alındığında yüzün dönük olduğu yön.
- kuzeybatıKuzeyle batı arasındaki yön
- kuzeydoğukuzeyle doğu arasındaki yön
- kuzgunbayağı kuzgun
- kuzguncukhapishane kapılarındaki demir kafesli pencere
- kuzguniÇok koyu, kara
- kuzgunkılıcısüsengillerden, uzun, ensiz ve sivri yapraklı bir süs bitkisi, glayöl (Gladiolus illyricus)
- kuzukoyunun yeni doğan yavrusu, toklu, diği
- kuzugöbeğiSulak çayırlarda yetişen, şapkası kalın ve etli, yenir bir mantar çeşidi (Agaricus campestris)
- kuzukulağı20–50 cm boyunda, kırmızı gövdeli kuzukulağıgiller familyasından çok yıllık bir bitki türü
- kuzulamak(koyun) Yavrulamak
- kuğuperde ayaklılardan, yaban ve evcil türleri bulunan, çok uzun ve kıvrık boyunlu, geniş gagalı, geniş kanatlı su kuşu
- kuşyumurtlayan omurgalılardan, akciğerli, sıcakkanlı, vücudu tüylerle örtülü, gagalı, iki ayaklı, iki kanatlı uçucu hayvanların ortak adı
- kuşakBele sarılan uzun ve enli kumaş:
- kuşatmakuşatmak işi
- kuşatmakçevresini sarmak, çevrelemek
- kuşburnuçalılık ve ormanlık alanlarda yetişen, soluk pembe renkte çiçekler açan ağaççık (Rosa canina)
- kuşekmeğiTurpgillerden, çorak yerlerde yetişen, beyaz veya mor çiçekli, eskiden hekimlikte kullanılmış olan otçul bir bitki.
- kuşkonmazzambakgillerden, uç dalları yapraksı görünüşte, toprak altı kök saplarından çıkan taze sürgünleri yenen bitki
- kuşkuolguyla ilgili gerçeğin ne olduğunu kestirmemekten doğan kararsızlık, şüphe, acaba
- kuşkucuAçık bir biçimde kanıtlanmamış her şeyden kuşkuya düşen, şüpheci, septik
- kuşkuculukÖzellikle doğa ötesi konularda olumlu veya olumsuz yargıda bulunmaktan çekinme temeline dayanan öğreti, şüphecilik, septisizm.
- kuşkulanmakkuşku içinde bulunmak, kuşku duymak, şüphelenmek
- kuşkusuzkuşkusu olmayan, işkilsiz, şüphesiz
- kuşlukBüyük kuş kafesi.
- kuşseverKuşu seven kimse
- kuşyemiBuğdaygillerden, durgun sularda yetişen bir bitki (Phalaris canariensis)
- kuşçuSüs kuşları yetiştirip satan kimse
- kuşçulukKuş yetiştirme merakı veya kuş yetiştirip satma işi
- kâbusacı, sıkıntı, korku veren olay
- kâfiyeterli, yetecek ölçüde olan
- kâfirTanrı'nın varlığını veya birliğini inkâr eden kimse
- kâgirKerpiç, taş, tuğla gibi toprak malzemeden yapılmış olan (bina).
- kâhinDoğaüstü yollardan gizli, bilinmeyen şeyleri, geleceği bilme iddiasında bulunan kimse.
- kâinBulunan, olan
- kâinatherkes, her biri
- kâkülalna düşen kısa kesilmiş saç, perçem
- kâmilağırbaşlı, eksiksiz, erişkin, mükemmel, yetkin
- kânûnKanun; ay ismi
- kârAlışveriş işlerinin sağladığı para kazancı; getiri.
- kâsecam, çini, toprak v.s.'den yapılmış derince çanak
- kâtipYazıcı memur
- kâğıtHamur durumuna getirilmiş türlü bitkisel maddelerden yapılan, yazı yazmaya, baskı yapmaya, bir şey sarmaya yarayan kuru, ince yaprak
- kâğıtçıKâğıt yapan kimse
- kâşifvar olan ancak bilinmeyen bir şeyi bulan, ortaya çıkaran kişi, bulucu
- köftegenellikle kıyılmış etten, bazen de tavuk, balık veya patatesten yapılan, türlü biçimlerde pişirilen yemek
- köhneeskimiş, yıpranmış
- kökenbir şeyin çıktığı, dayandığı sebep, şekil, temel veya yer
- köklemekAğaç veya bitkiyi kökü ile birlikte topraktan çıkarmak, kökertmek
- köklenmekBitkide kök oluşmak, bitki kök salmak, kök tutmak.
- köklükökleşmiş, iyi yerleşmiş, kalıcı olan, esaslı
- köknar[Çamgillerden, yüksek bölgelerde yetişen, iğne yaprakları kısa, yassı olan, reçineli ve kozalaklı bir orman ağacı; göknar, .
- köksüzKökü olmayan
- kökteşİşte ortak olan.
- kölesavaşta tutsak alınan, yabancı ülkelerden zorla kaçırılıp özgürlükten yoksun bırakılan veya başkasından satın alınan erkek, kul, abd, bende
- köleleşmekKöle durumuna gelmek
- köleleştirmekköle durumuna getirmek
- kölelikköle olma durumu, esirlik, kulluk, esaret
- kölemenKölelerden kurulan bir asker sınıfı.
- kölükIş ve yük hayvanı
- kömürcüKömür alıp satan veya odun kömürü yapan kimse
- kömürensarımsağa benzer bir yaban otu, yaban sarımsağı, (Allium rotuntum)
- köpkağnının, öküzlerin kuyruklarının altına gelen kısmı
- köpekKöpekgillerden, boy ve biçim bakımından pek çok cinsi olan, çok iyi koku alan, sadık, bekçilik ve avcılık gibi işler için beslenen memeli hayvan; kapik it, gölbez.
- köpeksizKöpeği olmayan
- köprüHerhangi bir engelle ayrılmış iki yakayı birbirine bağlayan veya trafik akımının, başka bir trafik akımını kesmeden üstten geçmesini sağlayan ahşap, kâgir, beton veya demir yapı.
- köprücüKöprü yapan kimse
- köpükÇalkanan, kaynatılan, mayalanan, yukarıdan dökülen sıvıların üzerinde oluşan hava kabarcıkları yığını
- köpüklüköpüğü olan, köpüklenen
- köpüksüzKöpüğü olmayan, köpüklenmemiş
- köpürmeKöpürmek işi
- köpürmekKöpük yapmak, köpük oluşmak, köpük çıkararak kabarmak
- köpürtmekKöpürmesini sağlamak
- körGörme engelli
- körelmekKeskinliğini yitirmek
- körfezKaranın içine sokulmuş deniz parçası, koy.
- köribaşlıca zerdeçal ve sumak karışımından oluşan ve baharat olarak kullanılan karışım
- körkütükKendini bilmeyecek kadar çok (sarhoş, âşık vb)
- körlingBu spora özel olarak üretilmiş ağır bir taşı, buz üzerinde kaydırma temeline dayanan olimpik bir kış sporu.
- körlükgörme engellilik
- körpedalından yeni koparılmış, tazeliği üstünde, daha büyümemiş, kart karşıtı
- körükateşi canlandırmak için kullanılan araç
- körüklemekkörükle hava vermek
- kösSavaşlarda, alaylarda at, deve veya araba üzerinde taşınan ve işaret vermek için kullanılan büyük davul.
- köseleAyakkabı tabanı, bavul, çanta yapımında kullanılan, büyükbaş hayvanların işlenmiş derisi; gön
- kösemenSürünün önünden giderek ona kılavuzluk eden koç veya teke
- köseğiSac üzerinde pişen hamuru çevirmek için kullanılan araç
- köstebekköstebekgillerden, toprak altında oyduğu yuvalarda yaşayan, gözleri hemen hiç görmeyen, derisinden kürk yapılan küçük bir hayvan, sokur, yer sıçanı, kör sıçan
- kösteksaat, kılıç, anahtar vb.nin ucuna takılan zincir
- kösteklemek(hayvanın) Ayağına köstek vurmak
- kösteklenmekAyağına köstek vurulmak
- köstekliKösteği olan
- kötüİstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, hoşa gitmeyen, iyi karşıtı; bet, yaş, yavuz, bed, berbat, fena,
- kötücülkötülük isteyen
- kötülemeKötülemek işi
- kötülemekSağlığı bozulmak, hastalanmak
- kötülenmekKötülenmek işi yapılmak veya kötülemek işine konu olmak
- kötüleşmekkötü duruma gelmek
- kötüleştirmekkötü duruma gelmesine yol açmak
- kötülükkötü olma durumu, kemlik, şer
- kötümserher şeyi kötü yanıyla ele alan, her durumu karanlık gören, hep en kötüyü bekleyen, kötüye yorumlayan
- kötümserlikkötümser olma durumu
- köydeşAynı köyde oturan kimselerin birbirine göre her biri.
- köygöçürenYaprakları dökülen ağaçların bulunduğu ormanların zemininde yaz ve sonbahar aylarında yetişen, gelişimine çanakçık içinde başlayan sapında hareketli bir halka bulunan, zehirli, bazitli bir tür mantar; evcikkıran
- köylülükköylü olma durumu
- köçekKadın kılığına girip çengi gibi oynayan erkeklere verilen ad
- köşeBirbirini kesen iki çizginin, iki düzlemin oluşturduğu açı; zaviye.
- köşegenBir çokgende ardışık olmayan veya birçok yüzlüde aynı düzlem üzerinde bulunmayan iki köşe arasına çekilen çizgi; kutur, diyagonal.
- köşekBir yaşına kadar olan deve yavrusu.
- köşkbahçe içinde yapılmış süslü ev, kasır
- küfekmek, peynir gibi organik maddelerin üzerinde, nem ve ısının etkisiyle oluşan, çoğu yeşil renkli mantar
- küfeGenellikle söğüt veya başka ağaç dallarından örülen, yük taşımaya yarayan, kaba ve dayanıklı sepet
- küfekiYapılarda infla malzemesi olarak kullanılan bir tür taş. Kum, çakıl ve midye kabuklarıın zamanla
- küflüKüflenmiş olan
- küfürSövmek için söylenen söz; kalay, sövgü.
- kükremek(aslan) Bağırmak
- kükürtatom numarası 16 olan, doğada saf veya başka cisimlerle birleşik olarak bulunan, sarı renkli element, sülf (simgesi S)
- kükürtlüİçinde kükürt bulunan
- külyanan şeylerden artakalan toz madde
- külahİçine bazı şeyler koymak için huni biçiminde bükülmüş kâğıt kap
- külekBal, yağ, yoğurt vb. şeyler koymaya yarar tahta kova
- külfetyük, zahmet
- külhanhamamlarda suyun ve diğer bölümlerin ısıtılması için ateş yakılan kısım
- külhancıHamam ocağını yakan kimse
- külhancılıkKülhancı olma durumu
- küllemeküllemek işi
- külliyatBir yazarın bütün eserlerini içeren dizi:
- külliyeDeğişik işlevli yapılardan meydana gelen yapılar topluluğuna verilen ad
- külliyenBütünüyle, tamamıyla, tamamen
- külotgövdenin alt kısmına giyilen, bacakların geçmesi için iki adet deliği bulunan, kısa, kadın veya erkek iç çamaşırı, don
- kültyerel özellikler taşıyan dinî törenler
- kültürTarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü; hars, ekin.
- kültürelKültüre ilişkin, kültürle ilgili; ekinsel.
- külçeeritilerek kalıba dökülmüş maden veya alaşım
- kümbetGömme bölümü, gövde (ziyaret) bölümü ve kubbesinin üstünde külahı bulunan mezar anıtlar
- kümebirbirine benzer veya aynı cinsten olan şeylerin oluşturduğu bütün
- kümelenmeKümelenmek işi
- kümesTavuk, hindi vb. evcil hayvanların barınmasına yarayan kapalı yer
- künefeKadayıf ve peynirden yapılan, sıcak servis edilen, güney ve doğu yörelerimize ait bir tatlı çeşidi
- künkpişmiş toprak veya betondan yapılmış kalın su borusu
- künyeBir kimsenin adı, soyadı, ülkesi, doğumu, mesleği gibi özelliklerini gösteren kayıt
- küpsu, pekmez, yağ gibi sıvıları veya un, buğday gibi tahılları saklamaya yarayan, geniş karınlı, dibi dar toprak kap
- küpeKulak memelerine takılan süs eşyası.
- küpeşterüzgarlı ve denizli havalarda suların güverteye girmemesi için bordaların ana güverteden yukarı doğru uzatılmasıyla meydana gelen ve geminin etrafını kısmen kuşatan güverte üstündeki borda kaplaması
- küratörMüze, kütüphane, sergi, hayvanat bahçesi vb.ni yöneten ve etkinliklerini düzenleyen yetkili kimse
- kürdandişleri temizlemek için kullanılan küçük çubuk, diş çöpü
- küredünya, yeryüzü
- kürektoprak, kömür gibi şeyleri bir yerden bir yere alıp atmaya, taşımaya yarayan ve yayvan bir bölümü, buna bağlı uzun bir sapı bulunan araç, pala
- kürekçikürek yapan veya satan kişi
- küremekKürekle atıp temizlemek, kürelemek
- küreselKüre ile ilgili olan
- küreselleşmeKüreselleşmek durumu, globalleşme
- küriyumatom numarası 96 olan kimyasal element, (simgesi Cm)
- kürkbazı hayvanların, giyecek yapmak için işlenmiş postu
- kürkasSütleğengillerden, meyve çekirdekleri zehirli bir bitki, Hint fıstığı (Jatropha curcas)
- kürklüKürkü olan, kürk giymiş
- kürkçüHayvan postlarından kürk hazırlayan veya bu işin ticaretini yapan kimse
- kürsüKalabalığa karşı söz söyleyenlerin üzerine çıktıkları yüksekçe yer
- kürtajdöl yatağının içini kazıyıp cenini alma işi, hamilelikte rahim içerisindeki ceninin tıbbi müdahale ile alınması
- küsmekGelişememek, büyüyememek
- küspeHayvan yemi, yakacak ve gübre olarak kullanılan, yağı veya suyu çıkarılmış her türlü yağlı tohum ve bitki artığı
- küstahsaygısız, kaba, terbiyesiz (kimse):
- küstahçaKüstah, saygısız
- küsurArtan bölümler, geriye kalan bölümler, kesirler
- kütKısa ve kalınca
- kütikülYaprakların her iki yüzünde bulunan ve suyu sızdırmadığı için bitkinin kurumasına engel olan ince zar
- kütlekatı maddelerin büyük parçası, küme, yığın
- kütükkalın ağaç gövdesi
- kütüphanekitap satılan dükkân, kitabevi
- kütüphaneciKütüphanede görevli kimse; bibliyotekçi.
- kütüphanecilikkitaplık görevlisinin işi; bibliyotekçilik.
- küvetİçine su doldurulup yıkanmaya elverişli tekne; banyo küveti.
- küçükBoyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan; mikro, ufak tefek, büyük karşıtı
- küçüklükküçük olma durumu
- küçülmekBir nesne ya da kavramın sahip olduğu alanın veya hacmin azalması, daralması.
- küçümsemekdeğer ve önem vermemek, küçük görmek
- küçümseyiciKüçümseme amacı taşıyan (tutum veya söz).
- küşneKaraburçak.
- kıblebir yerde namaz kılmak için yönelinen yön
- kıdemBir görevde rütbece eskilik
- kıdemceBir işte tecrübe ve süre bakımından, kıdeme göre
- kıdemliBir işte eski ve tecrübesi çok olan
- kıladegerdanlık.
- kılavuzYol gösteren kimse; rehber, delil.
- kılağıtaş üzerinde bilenen bir kesici aracın keskin yüzüne yapışan ve aracın iyi kesebilmesi için, yağlanmış yumuşak taşla kaldırılması gereken çok ince çelik parçaları, zağ
- kılağılanmışkılağılanmamış
- kıllıKılı olan, kıl ile kaplı.
- kılmaketmek, yapmak
- kılçıkBalıkların eti arasında bulunan diken gibi ince ve küçük kemik.
- kılıbıkKarısının baskısı altında bulunan erkek; hanım köylü, karısı köylü,
- kılıfbir şeyi korumak için kendi biçimine göre, çoğunlukla yumuşak bir nesneden yapılmış özel kap
- kılıkbir kişinin giyinişi, dış görünüşü, üst baş
- kılıklıherhangi bir kılıkta olan, kıyafetli
- kılıksızgiyimi düzgün olmayan, sünepe, süflî
- kılıçUzun, düz veya eğri, ucu sivri, bir veya her iki yüzü keskin, kın içinde bele takılan, çelikten silah; tığ
- kımılYarım kanatlılardan, sap, çiçek, yaprak ve başakları emerek veya yiyerek ekin hastalığına yol açan, vücudu kalkana benzeyen zararlı bir böcek (Aelia rostrata)
- kımıldamakımıldamak işi
- kımıldamakyerinde hafifçe hareketlenmek, kımıldanmak
- kınakınagiller (Lythraceae) familyasından bir çiçekli bitki; kına ağacı
- kınacıkBuğday pası mantarının, tahıl bitkilerinin sap ve yapraklarında oluşturduğu pas rengindeki hastalık
- kınalıKına ile boyanmış olan.
- kınamakınamak işi, ayıplama, takbih
- kınamakyapılan bir işin kötü oduğunu belirten biçimde söz söylemek, ayıplamak
- kınasızKına ile boyanmamış
- kındıraSulak yerlerde yetişen, ince uzun yapraklarının kenarları keskin, koyu renkli bir tür çayır otu
- kıpkırmızıHer yanı kırmızı
- kıpırdatmakıpırdatmak işi
- kıpırdatmakKımıldatmak, yerinden oynatmak
- kırbeyazla az miktarda siyah karışmasından oluşan renk
- kıraatKur'ân'ı belli kural ve işaretlere göre okuma
- kıraathaneKahve, kahvehane
- kıraçVerimsiz veya susuz, bitek olmayan (toprak).
- kırağıdonma derecesinin altındaki sıcaklıklarda havadaki su buharının ağaç dalları, elektrik direkleri vb. katı cisimler yüzeyinde oluşturduğu, kara benzeyen buz tabakası
- kırbaSakaların içinde su taşıdıkları ağzı dar, altı geniş, deriden yapılmış kap, su kabı, matara
- kırbaçTek parça deri veya uzun esnek bir değneğin ucuna sırım bağlanarak yapılmış vurma aracı
- kırbaçlamakKırbaçla vurmak
- kırbaçlatmakkırbaçlamak işini yaptırmak
- kırdırmaKırdırmak işi.
- kırdırmakKırmak işini yaptırmak
- kırdırtmakkırdırtma işini yapmak
- kırgıntoplu ölümlere yol açan bulaşıcı hastalık
- kırkotuz dokuzdan sonra gelen sayı
- kırkayakeklem bacaklıların çok ayaklılar sınıfına giren, taşların altında yaşayan, vücudu yuvarlak ve uzun bir böcek (Julus terrestris)
- kırkmakbir şeyi uçlarından kesmek
- kırkıncıkırk sayısının sıra sıfatı, sırada otuz dokuzuncudan sonra gelen
- kırlangıçKırlangıçgillerden, geniş gagalı, çatal kuyruklu, ince uzun kanatlı, küçük göçebe kuş (Hirundo)
- kırlentÇiçek veya yaprak işlemeli süs
- kırmaKırmak işi; nakız
- kırmaksert şeyleri vurarak ya da ezerek parçalamak
- kırmızkırmız böceğinden çıkarılan parlak al boya, çiçek boyası
- kırmızıdalga boyu 650 nanometre olan ışığın verdiği rengin ismi, kızıl, al
- kırmızımsırengi kırmızıyı andıran, kırmızıya benzeyen, kırmızımtırak
- kırmızıturpTurpgillerden, kökü kırmızı olan bir turp türü
- kırnakÇalımlı, süslü (kimse)
- kıroGörgüsüz, kaba saba, taşralı kimse.
- kırpmakparçalara ayırmak, kesmek, kırkmak
- kırpıkKırpılmış olan.
- kırsalkır ile ilgili
- kırtasiyeKâğıtla yapılan işlemler.
- kırçılKırlaşmaya başlamış, kır renkli
- kırıcısenet, tahvil, bono ve süresi gelmemiş alacaklarla ilgili alışveriş veya işlem yapan kişi veya kuruluş
- kırıkkırılmış olan; münkesir.
- kırılganKolay ve çabuk kırılan
- kırılmakkırmak işine konu olmak, bir veya birçok parçaya ayrılmak
- kırımSavunmasız insanların veya tutsakların toplu olarak öldürülmesi; katliam.
- kırıntıBir şeyden ayrılan küçük parça.
- kırıtmakHoş görünmek çabasıyla cilveli jest ve mimikli davranışlarda bulunmak
- kırışmakyüzeyin düzgünlüğünün bozulması, yüzeyde kırışıklık oluşması
- kırışıkKırışmış yer, kırışıklık
- kırışıklıkkırışık olma durumu
- kısaBoyu, uzunluğu az olan; kesik, uzun karşıtı:
- kısacakısa olarak, özetle, hülasa, hülasaten
- kısacasıKısa söylemek gerekirse, sözün kısası.
- kısalmakKısa duruma gelmek
- kısaltmaHerhangi bir kelime veya kelime grubunu oluşturan harflerin bir kısmı kullanılarak meydana getirilmiş kelimecik, kısaltılmış isim veya söz
- kısalıkKısa olma durumu
- kısassuçluyu, başkasına yaptığı kötülüğü aynı biçimde uygulayarak cezalandırma
- kıskandırmakKıskanmasına yol açmak
- kıskanmakSevgide veya kendisiyle ilişkili şeylerde bir başkasının ortaklığına, üstün durumda görünmesine dayanamamak.
- kıskançkıskanma huyunda olan, günücü, haset, hasut
- kıskançlıkbir kimse bir üstünlük gösterdiğinde veya sevilen birisinin, başkası ile ilgilendiği kanısına varıldığında takınılan olumsuz tutum, günücülük, hasetçilik, hasetlik, hasutluk
- kıskaçBir şeyi tutup sıkıştırmaya yarayan kerpeten, pense gibi araç
- kıskıvrakÇözülemeyecek veya kurtulamayacak bir biçimde
- kısmaksesi azaltmak, alçaltmak
- kısmenBütün değil, bir bölüm olarak veya bazı bakımdan, bazı yönden
- kısmetAllahın her kişiye uygun gördüğü yaşama durumu, nasip
- kıssaders çıkarılması gereken anlatı, olay
- kısıkKısılmış olan; basık.
- kısımparçalara ayrılmış bir şeyin her bölümü, bölük, kesim
- kısıntıHer türlü ihtiyacı karşılamada tutumlu davranma, kısma, azaltma
- kısırÜreme imkânı olmayan, döl vermeyen canlı; yoz.
- kısırlaştırmaküreme organlarını ameliyatla döl veremez duruma getirmek
- kısırlıkkısır olma durumu
- kısıtlamaKısıtlamak işi, hacir
- kısıtlamakönceden verilmiş olan hak ve hürriyetlerin sınırlarını daraltmak:
- kısıtlanmakKısıtlamak işi yapılmak
- kıtihtiyaca yetmeyecek kadar az, bol karşıtı
- kıtayeryüzündeki altı büyük kara parçasından her biri, ana kara
- kıtaatAnakaralar, kıtalar.
- kıtlıkkıt olma durumu, ihtiyaca yetmeyecek kadar azlık, az ve zor bulunma
- kıtıpiyosDeğersiz, bayağı, kötü
- kıvamSıvılarda koyuluk, yoğunluk
- kıvançövünç, iftihar
- kıvrıkeğrilip bükülmüş, yuvarlak bir biçim verilmiş
- kıvrılmakEğrilip bükülmek
- kıvrımbükülmüş, kıvrılmış şeylerin oluşturduğu kat, büklüm
- kıvılcımyanmakta olan bir maddeden sıçrayan küçük ateş parçası, kıvıl
- kıvırcıkKüçük küçük kıvrımları olan:
- kıvırmakherhangi bir şeyi bükmek
- kıyafetresmî giysi
- kıyamettek tanrılı dinlerin inanışına göre dünyanın sonu ve bütün ölülerin dirilerek mahşerde toplanacağı zaman, hesap günü, kıyamet günü, mahşer günü
- kıyasbir tutma, denk sayma
- kıydırmakKıymak işini yaptırmak
- kıymakçok ince ve küçük parçalar durumunda doğramak
- kıyıKara ile suyun birleştiği yer
- kıyıdaşAynı denizde kıyısı olan (ülke, şehir).
- kıyımkıyılma biçimi
- kızdişi cinsten çocuk ya da genç, oğlanın karşıtı; duhter.
- kızakkar veya buz üzerinde kayarak yol alan tekerleksiz taşıt
- kızamıkgenellikle küçük yaşlarda görülen, kuluçka dönemi bir iki hafta süren, bulaşıcı, ateşli, ufak kızıl lekeler döktüren hastalık
- kızamıkçıkkızamığa benzeyen, fakat daha hafif geçen döküntülü bir hastalık.
- kızarmaKızarmak işi
- kızarmakkırmızı veya ona yakın renk almak
- kızartmaKızartmak işi.
- kızartmakkızarmasına sebep olmak
- kızdırmakkızmasına sebep olmak, kızmasını sağlamak
- kızgınçok ısınmış, ısıtılmış veya kızdırılmış
- kızgınlıkkızgın, ısınmış olma durumu
- kızlıkkız, cinsel ilişkide bulunmamış bayanın durumu, erdenlik, bakirlik, bekâret, bikir
- kızmakısıtılan veya ısınan bir nesnenin sıcaklığı çok artmak
- kızılparlak kırmızı renk
- kızılağaçgürgengillerden, dişi çiçekleri küçük ve sarımtırak, erkek çiçekleri püskül biçiminde olan, kerestesi kolay işlenebilir bir ağaç (Alnus)
- kızılbacakÇullukgiller familyasından bir kuş türü
- kızılcıkKızılcıkgillerden, yaprak açmadan çiçeklenen iri gövdeli bir ağaç; kiren (Cornus mas).
- kızılgerdanSinekkapangiller familyasından, güzel ötüşlü bir kuş
- kızılkanatsazangillereden, yüzgeçleri kırmızı, 25-30 cm boyunda, eti kılçıklı bir tatlı su balığı (Scardinus eryhrophthalmus)
- kızılyaprakyol kenarlarında biten, sarı çiçek açan bir bitki (Agrimonia eupatorium) koyun otu
- kızılötesiIşık tayfında kırmızı alanın ötesindeki alanda yayılmış ısı ışınlarından oluşan, gözle görülmeyen ışınım, °enfraruj.
- kıçKuyruk sokumu bölgesi; dip, göt, kaba et, kaba but, popo, toto, makat, mabat, küfe
- kışKuzey yarım kürede 22 Aralık-21 Mart, güney yarım kürede 21 Haziran-23 Eylül tarihleri arasındaki zaman dilimi, sonbaharla ilkbahar arasındaki soğuk mevsim; şita
- kışkırtmakışkırtmak işi, tahrik
- kışkırtmakkümes hayvanlarını ürkütüp kaçırmak
- kışkırtıcıkışkırtma işini yapan, muharrik, ajitatör
- kışlaaskerlerin toplu olarak barındıkları büyük yapı, barınak ya da bunların toplu olarak bulunduğu kompleks
- kışlıkkışın oturulan yapı, yer