M ile kelimeler
Bu harfte toplam 922 kelime var. Sozlukteki toplam madde sayisi: 11461.
- maalesefne yazık ki
- maalmemnuniyeİsteye isteye, seve seve, memnunlukla.
- maarifbilgi ve kültür
- mabatBitmemiş yazı, roman v.s.'de arka
- mabetİçinde ibadet edilen yapı; tapınak, ibadethane, ibadetgâh.
- mabuttapınılan varlık, tapı, put, ilah, kuvvet veya nesne
- macerabaştan geçen ilginç olay veya olaylar zinciri, serüven, sergüzeşt, avantür
- maceracıTehlikeden, güç olanı başarmaktan, bilinmeyeni aramaktan tat aldığı için macera arayan kimse.
- maceraperestMaceraya girmeyi, maceraya atılmayı seven kimse.
- macunhamur kıvamına getirilmiş madde
- macuncuMacun yapan veya satan kimse
- madalyasavaşta yararlık gösterenlere, yarışlarda derece alanlara ödül, bazen de önemli bir olay dolayısıyla ilgililere hatıra olarak verilen metal nişan
- madalyonİçine küçücük resim, saç teli gibi şeyler konulan, boyna zincirle asılan, genellikle değerli metalden yapılmış, türlü biçimde süs eşyası
- madamFransa'da evli kadınlara verilen san
- madarakötü, sevimsiz
- madaralaşmakMadara durumunda olmak
- maddeduyularla algılanabilen nesne
- maddecilikpara, mal v.s.'ye çok önem verme, materyalistlik
- maddimadde ile ilgili, maddesel, özdeksel, manevi karşıtı
- madem"Değil mi ki, -diği için, -diğine göre" anlamlarında sebep göstermek için, başına getirildiği cümleyi daha sonraki cümleye bağlayan bir söz, mademki
- madenyer kabuğunun bazı bölgelerinde çeşitli iç ve dış doğal etkenlerle oluşan, ekonomik yönden değer taşıyan mineral, cevher
- madencimaden işleten kimse
- madenîmadenle ilgili, madensel, metalik
- madrabazYerinden hayvan, balık, sebze, meyve gibi yiyecekleri alıp, hal ve kabzımala getirerek toptan satan kimse.
- maestroOrkestra şefi
- mafsalbirbirine bağlanmış parçaların her yönde dönmesini sağlayan bağlantı öğesi
- mafyayasa dışı işlerle uğraşan, zor kullanarak birtakım gizli çıkarlar sağlayan örgüt
- magandaanlayışsız, görgüsüz, kaba, terbiyesiz ve uyumsuz kimse
- magmaYer'in içinde, hamur veya sıvı kıvamında gazlarla doymuş olarak bulunan eriyik.
- magnezyumAlkalinler grubuna ait, atom numarası 12 olan kimyasal element
- mahallebir şehrin, kasabanın, büyükçe bir köyün bölündüğü parçalardan her biri
- maharetbeceri, ustalık
- mahbubeSevilen kadın
- mahbupSevilen erkek
- mahcuputangaç bir biçimde
- mahcuplukMahcup olma durumu, utangaçlık
- mahdumErkek evlat, oğul
- mahdutçevrilmiş, sınırlanmış, hudutlu, tahditli
- mahfeDeve,fil gibi hayvanların sırtına yerleştirilen ve karşılıklı iki kişiyi taşıyabilen sepet; hevdeç
- mahfiGizli, saklanmış
- mahfuzsaklanmış, korunmuş, korunan, saklı
- mahirbecerikli, yetenekli, kabiliyetli, uz
- mahiyetöz, nitelik, iç yüz
- mahkemebir hâkimden veya bazen savcı ve hâkimlerden oluşan bir kurulun yargı görevini yerine getirdikleri yer
- mahkûmmecbur, zorunda olan
- mahlepGülgillerden, 6-10 m yüksekliğinde bir ağaç, idris ağacı, kokulu kiraz
- mahmurTam uyanamamış
- mahmuzçizmenin, potinin arkasına takılan ve binek hayvanlarını dürtüp hızlandırmaya yarayan demir veya çelik parça.
- mahpusbir tür tavla oyunu
- mahramabazı bölgelerde kadınların sokağa çıkarken manto üstüne örtündükleri işlemeli geniş örtü, makrama
- mahremBaşkalarına söylenmeyen, gizli.
- mahsulürün, mamul, hasilat
- mahsusbilerek, isteyerek, kasten
- mahviyetgösterişten uzak alçak gönüllülük
- mahvolmakBoşa gitmek, heba olmak
- mahzenyapılarda yer altı deposu, bodrum
- mahşerKıyamet günü dirilenlerin toplanacaklarına inanılan yer
- maişetgeçim, geçinme
- majesteHükümdarlara verilen san
- majörBüyük, önemli
- makaleBilim, fen konularıyla siyasal, ekonomik ve toplumsal konuları açıklayıcı veya yorumlayıcı niteliği olan gazete veya dergi yazısı; yazı
- makammevki, kat, yer
- makaraüzerine iplik, tel, şerit v.s. sarılan, kenarları çıkıntılı, ekseni boyunca delik silindir, bobin
- makaronbir tatlı çeşidi
- makasbir eksen çevresinde dönebilecek şekilde çapraz eklemlenmiş, birbirine bakan yüzleri keskin iki çelik lamadan oluşmuş, arasına yerleştirilen herhangi bir şeyi kesmeye yarayan alet, sındı
- makaslamakMakasla kesmek
- makaslanmakMakaslamak işine konu olmak
- makasçıMakas yapan veya satan kimse.
- makatMinderli alçak sedir.
- makbulkabul edilen
- maketMimarlık, sanayi, sanat v.s. dallarda yer alan eserlerin taslak olarak yapılan küçük örneği
- makineHerhangi bir enerji türünü başka bir enerjiye dönüştürmek, belli bir güçten yararlanarak bir işi yapmak veya etki oluşturmak için çarklar, dişliler ve çeşitli parçalardan oluşan düzenekler bütünü.
- makinecimakine satan veya onaran kimse
- maksatistenilen şey, amaç, gaye, erek
- maksatlıBir amacı olan
- maksudamaçlanan şey
- maktuKesilmiş, kesik
- maktulkatledilmiş, öldürülmüş, öldürülen.
- makulakla uygun, akıllıca
- makyörİyi görüntü sağlamak, belli bir tipi yaratmak veya yalnızca bazı düzeltmeler yapmak için oyuncunun yüzünde ve başka organlarında boyama ve değişim yapan erkek
- makyözOyunculara, sunuculara ve diğer konuklara çekimden önce gerekli makyajı yapan kişi
- makûsters çevrilmiş, baş aşağı getirilmiş
- malBir kimsenin, bir tüzel kişinin mülkiyeti altında bulunan, taşınır veya taşınmaz varlıkların bütünü.
- malaHarç alıp sürmeye yarayan, çoğu üçgen biçiminde, yassı biçimli, tahta saplı, demirden sıvama aracı.
- malakmanda yavrusu
- malcaMal olarak, mal bakımından
- malimal ile ilgili, akçeli
- maliyekamu ile ilgili işlerin yürütülmesi için gerekli gelirleri ve harcanan paraları düzenleyen kuralların bütünü
- maliyetüretimde bir mal elde edilinceye değin harcanan değerlerin toplamı
- maltBira yapmak için çimlendirilip kurutularak hazırlanmış arpa.
- malulSakat, illetli (kimse).
- malulenSakat, hasta bir biçimde
- malumetken, meçhul karşıtı
- malumatbilgi, bili
- malzemegereç, materyal
- mamabebek için hazırlanan yiyeceklerin genel adı
- mamutfilgillerden, dördüncü zamanda Avrupa ve Asya'da yaşamış, 4000 yıl kadar önce soyu tükenmiş, iri, kıllı memeli hayvan
- manabazı bitkilerde, hayvanlarda, insanlarda ve tabiat unsurlarında alışılmışın dışında birtakım belirtiler ve fonksiyonlarla kendini gösteren dinî, esrarengiz ve büyüleyici güç
- manalıanlamlı şekilde
- manasKın kanatlılardan, ergin evrede yaprakları, kurtçuk evresinde kökleri kemirerek tarım bitkilerine ve orman ağaçlarına büyük zarar veren bir böcek.
- manastırHıristiyanlıkta bazı kesin kurallara bağlı rahip veya rahibelerin dünya ile ilgilerini keserek yaşadıkları yapı, keşişhane
- manasızyersiz, boş, yararsız
- manatAzerbaycan ve Türkmenistan para birimi
- manavSebze ve meyve satan kimse
- mancaKedi, Köpek yemeği
- mancınıkTop yapımının bilinmediği çağlarda, kale kuşatmalarında, ağır taş gülle fırlatmakta kullanılan basit bir savaş aracı
- mancınıkçıIpekçi çıkrığını kullanan kimse
- mandauzun seyrek kıllı derisinin rengi siyaha yakın, uzun boynuzlu, geviş getiren bir hayvan, su sığırı, camız, dombay, kömüş,
- mandalkapı vb. şeyleri kapalı tutmaya yarayan, döner tahta veya metal parça
- mandalinaTurunçgillerden, ılıman iklimlerde yetişen ve portakala çok benzeyen bir ağaç ve bu ağacın turuncu renkli, tatlı, kokulu, lezzetli meyvesi
- mandolinİkişer ikişer aynı değerde dört çift telli, kısa saplı bir çalgı
- mandırasüt ve süt ürünleri sağlayan hayvanlar yetiştirilen, peynir, yoğurt, tereyağı gibi süt ürünleri imal edilen, bazen de elde edilen sütün toplayıcı firmalara satıldığı yer
- mandıracıMandıra işleten kimse
- maneniçsel olarak
- manevigörülmeyen, duyularla sezilebilen, ruhani, tinsel, maddi karşıtı
- maneviyattabiatüstü güç
- manevrabir aletin işleyişini düzenleme, yönetme işi veya biçimi
- mangaOn kişilik asker birliği
- mangalİçine kor konulan, ısınmaya ya da yemek pişirmeye yarayan, bakırdan ya da pirinçten yapılan üstü açık ve ayaklı kap
- manganezAtom numarası 25, atom ağırlığı 54,93, yoğunluğu 7,39 olan, 1244 °C'de eriyen, doğada oksit durumunda bulunan, çeliği sertleştirmek için kullanılan, çok sert ve kırılgan bir element; mangan (simgesi Mn).
- mangotropik bir Asya ağacı ve bu ağacın içi sarı, etli, tatlı ve iri tek çekirdekli meyvesi, Hint kirazı
- mangırEski bir para birimi.
- manikişinin sevinç, güven ve her türlü etkinliğinin normal olmayan bir biçimde arttığı akıl hastalığı
- manidarAnlamlı olan, manalı
- manifestoBir gemideki malları göstermek için kaptan tarafından boşaltma işlemlerinin yapılacağı gümrük idaresine verilen liste
- manikaBir teknenin alt kısımlarına güverteden aşağıya doğru havalandırma için konulan geniş boru
- manipülasyonHileli yönlendirme, bir şeyi devinime getirme işi
- manipülatörmanipleyi kullanan kişi
- manipüleetkileme, yönlendirme
- manivelaBir ucunun bağlı bulunduğu bir nokta çevresinde dönen kol
- mankafaanlayışsız, aptal
- mankenGenellikle defilelerde giysileri tanıtma, sunma, gösterme amacıyla giyip podyumda yürüyen kimse; model.
- manolyamagnolia (Pierrre Magnol'un adından)
- mantarmantarlardan, içinde zehirlileri de bulunan, silindir bir gövde ve üst tarafı şapka biçiminde olan ilkel canlıların genel adı
- mantarcıInsanları birtakım hilelerle saşırtıp paralarını çalan (kimse), yalancı, düzenbaz
- mantarlıIçinde mantar bulunan, içine mantar konulmuş olan
- mantarsıMantara benzeyen
- mantoKadın paltosu
- mantıbuharda pişmiş hamur çöreği
- mantıkdoğru düşünme sanatı ve bilimi, eseme
- mantıklımantığa uygun, akla uygun
- mantıksızmantığa, akla aykırı olan
- mantıkçaMantık bakımından, mantığa göre
- manyakDelirmiş, özellikle de mani hastalığına yakalanmış olan.
- manyamakManyaklaşmak, kafayı yemek.
- manyetikmıknatıslanabilme özelliği olan ortam bkz. manyetik disk
- manyokSütleğengillerden, sıcak ülkelerde yetişen, yaprakları almaşık, üçü ya da yedisi bir arada yelpaze durumunda olan, büyük bir ağaç (Manihot utilissima).
- manzarabakışı, dikkati çeken her şey
- manzumşiir biçiminde yazılmış, koşuklu, nazımla yazılmış eser
- manşetGömleğin kol ağzına geçirilen, genellikle çift katlı kumaştan yapılan bölüm, kolluk.
- marangozağaç işleriyle uğraşan ve ağaçtan çeşitli eşya yapan usta
- marangozhaneMarangozun çalıştığı iş yeri
- marangozlukMarangozun işi ve zanatı
- marantaçenekliler sınıfından, Antiller'de ve bütün tropikal bölgelerde yetiştirilen, kökündeki yumrulardan ararot çıkarılan bir kamış çeşidi, ararot kamışı (Maranta arundinaca)
- maratonUzun mesafeli dayanıklılık koşusu, yarışı
- maratoncuMaratonda yarışan sporcu
- marazDayanılması güç durum
- mareşalEn yüksek askerî rütbe
- margarinİçyağlarında bulunan, margarik asidin gliserinle birleştirilmesiyle de yapay olarak elde edilen, 47 °C'de eriyen ve besin değeri olan bitkisel yağ
- marifetbeceri; bilgi sahibi olma
- marjvadeli mal ve döviz piyasalarında gelecek işlemler sözleşmesi gibi bugün yapılan, fakat teslimin gelecekte olacağı sözleşmelerde sözleşmeyi güvence altına almak için yapılan ön ödeme, pay
- markaBir ticari malı, herhangi bir nesneyi tanıtmaya, benzerinden ayırmaya yarayan özel ad veya işaret; alametifarika.
- marketÖzellikle her türlü yiyecek maddesi, temizlik malzemesi ile ev, büro vb. yerlere ait gereçlerin satıldığı dükkân.
- markizBazı monarşilerde dükten sonra gelen soyluluk unvanı
- marmelatşeker karıştırılarak pişirilmiş meyve ezmesi
- marokenFas'ta işlenen yumuşak bir tür keçi derisi.
- marpuçNargilenin dumanı şişeden alan ve ağza ulaştıran hortum biçimindeki bölümü
- marpuççuMarpuç yapan veya satan kimse
- marsıkKesilmeyen odun
- martyılın 31 gün süren, üçüncü ayı
- martıMartıgillerden, çoğu beyaz renkte, eti yenmez, yüzücü, perde ayaklı deniz kuşlarının ortak adı (Larus)
- marulBirleşikgillerden, geniş ve uzun olan yeşil yaprakları taze olarak yenilen bir bitki (Lactuca sativa)
- marulcuMarul yetiştiren veya satan kimse
- maruzBir olay veya durumun etkisinde veya karşısında bulunan
- maruzatmevki, makam veya yaş bakımından büyük birine sunulan, bildirilen dilek veya bilgi, sunuş
- marşRitmi, yürüyen bir kimsenin veya topluluğun adımlarını hatırlatan müzik parçası
- masajVücut yüzeyinde el, elektrik, su aracılığıyla çeşitli işlemler yapma biçiminde, iyileştirme, rahatlama ve bakım yöntemi.
- masalgenellikle halkın yarattığı, hayale dayanan, sözlü gelenekte yaşayan, çoğunlukla insanlar, hayvanlar ile cadı, cin, dev, peri vb. varlıkların başından geçen olağanüstü olayları anlatan edebî tür, nağıl
- masaüstüBilgisayarda dizin, program vb.ne ait simgelerin yer aldığı ekran görüntüsü.
- maskaraeğlendirici, sevimli, güldürücü, hoş
- maskeBoyalı karton, kumaş, plastik vb.nden yapılan ve başkalarınca tanınmamak için yüze geçirilerek kullanılan yapma yüz.
- maskesizMaskesi olmayan
- maslahatDüzeltici ve iyileştirici şey, fayda, önemli iş, mesele
- maslahatgüzarBir büyükelçinin temsilci olarak bulunduğu ülke dışına çıkması durumunda veya o ülkeye gelmesinden önce ona vekâlet eden diplomat.
- maslakSürekli su akan boru
- masmaviHer yanı mavi, gömgök
- masrafharcanan para, gider
- masraflıÇok masraf gerektiren, pahalıya çıkan
- mastarSıvacı ve duvarcıların sıva, alçı veya beton yüzeyleri düzeltmek için kullandıkları uzun, ensiz ve düz tahta, alüminyum, çelik vb.nden yapılmış araç.
- masterüniversite diplomasıyla doktora arasındaki akademik derece, yüksek lisans derecesi
- mastikaSakız rakısı
- mastürbasyonCinsel bölgelere dokunarak orgazm sağlama
- masumsuçsuz, günahsız kişi
- masunKorunmuş, korunan
- masuraKarton, tahta veya plâstikten yapılan, üzerine şerit, iplik vb sarılan koni veya silindir
- masörMüşterilerine elleri veya masaj aletleri ile masaj yaparak kan dolaşımlarını kolaylaştıran, yorgunluklarını gideren, sinirleri yatıştıran, vücuttaki zararlı maddelerin dışarıya atılmasını sağlayan kişi
- mataraYolculukta ve askerlikte kullanılan, boyna veya bele asılı olarak taşınan, genellikle aba veya deriden yapılmış, metal su kabı.
- matematikaritmetik, cebir, geometri gibi sayı ve ölçü temeline dayanarak niceliklerin özelliklerini inceleyen bilimlerin ortak adı
- materyalmalzeme, gereç
- matineGündüz gösterisi, gündüz gösterimi
- matizsarhoş, esrik
- matkaptahta, maden, beton vb. sert maddeler üzerinde delik açmaya yarayan alet, delik açma aleti, delgi
- matlaGök cisimlerinin doğması
- matlupİstenilen, aranılan, talep edilen
- matmazelFransızcada evlenmemiş kızlar için kullanılan unvan
- matruşkaRusya'dan dünyaya yayılan, tahtadan yapılmış iç içe bebeklerden oluşan süs eşyası
- matufBir yöne eğilmiş, tevcih etmiş
- mauntespih ağacıgillerden, Hindistan ve Honduras'ta yetişen büyük orman ağacı tahta türü, akaju
- maveragörülen âlemin ötesi
- mavikantaronBirleşikgillerden, baharda buğday tarlalarında mor renkli çiçekler açan bir bitki, belemir, peygamber çiçeği (Centaurea cyanus)
- mavzerİğneli tüfeğin yerine kabul edilen tüfek
- mayayoğurt, hamur ve benzeri yiyecekleri mayalamak için kullanılan madde, ferment
- mayalamakMaya koymak, içine maya karıştırmak
- mayalanmakmayanın etkisiyle ekşiyip kabarmak, ekşimek
- mayasılTende kızartı, kaşınma, sulanma, kabuk bağlama vb. doku bozukluklarıyla kendini gösteren ve bulaşıcı olmayan bir deri hastalığı; egzama
- mayhoştadı şekerli ve az ekşi olan
- maymunKüçük ila orta cüsseli, genellikle uzun kuyruklu, çoğunluğu ağaçta ve tropik ormanlarda yaşayan primat.
- maymuncukküçük maymun
- mayoDeniz, göl, havuz vb. yerlere girerken veya güneşlenirken giyilen, tek parçadan oluşan giyisi.
- mayonezyumurta sarısı, zeytinyağı ve limonla yapılan bir tür koyu, soğuk yiyecek
- maytapYandığında renkli ve parlak ışıklar saçan, şenlik gecelerinde yakılan havai fişek.
- mayınToprak altına, üstüne veya suyun içine yerleştirilen, doğrudan doğruya çarpma veya basınç etkisiyle patlayarak zarara yol açan patlayıcı madde.
- mayınlamakBir yere mayın dökmek veya döşemek.
- mayısYılın 31 gün süren beşinci ayı
- mazakKırlangıç balığıgillerden, Atlantik Okyanusu, Akdeniz ve Marmara denizinde yaşayan, kırmızı renkli, lezzetli bir balık (Trigla lineata)
- mazgalmazgal deliği
- mazlumKendisine zulmedilen
- mazotyakıt olarak kullanılan, ham petrolün damıtma ürünlerinden biri, motorin, nafta
- mazurmazereti olan, mazeretli
- mazıServigillerden, yaprakları almaşık ve küçük pullar biçiminde, gövdesi düz olan, dipten dallanan bir süs bitkisi, Thuya
- maçbazı spor dallarında iki takım, iki kişi, iki taraf arasında yapılan karşılaşması olay
- maçaiskambilde bir tür kağıt
- maçunaİslimle çalışan ağırlık kaldırma makası.
- mağarakarst bölgelerinde kireç taşlarının erilmesiyle oluşan, büyük, birbirine koridorlarla bağlı yer altı kovukları
- mağazabüyük dükkân
- mağazacıMağazası olan veya mağaza işleten kimse
- mağfurAffolunmuş, bağışlanmış
- mağlubiyetMağlup olma, yenilme durumu.
- mağrurBenliğine düşkün, benlikçi, övünçlü
- maşBaklagillerden yenilebilen bir bitki, bir çeşit börülce
- maşaAteş veya kızgın bir şey tutmaya, korları karıştırmaya yarayan iki kollu metal araç
- maşacıMaşa yapan veya satan kimse
- maşallah"Ne güzel, Allah nazardan saklasın" anlamlarında beğenme duyguları bildiren bir söz:
- maşatlıkMüslüman olmayanların, özellikle Yahudilerin mezarlığına verilen ad, meşatlık.
- maşrapaSu içmeye, derin kaplardan su almaya yarayan, ağzı açık, kulplu, genellikle metalden küçük kap
- maşukâşık olunan, sevilen (erkek).
- meTürk alfabesinin on altıncı harfinin adı
- mebdeBaş, başlangıç
- meblağpara miktarı, tutar
- mebusmilletvekili
- mecalgüç, takat, derman
- mecazbir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz
- mecburzorunlu, mecburi durumda olan
- mecburengücemli olarak
- mecburiyetzorunluluk
- meccanenParasız olarak, bedava
- mecelleFıkıh hükümleriyle bu mevzudaki türlü içtihadı bir araya getiren, Tanzimat'tan sonra hazırlanmış olan, kanun yerine kullanılan eser.
- meclisbir konuyu konuşmak veya görüşmek için yapılan toplantı
- mecmuaraya getirilmiş, toplanmış, bütün, hep
- mecmuadergi, toplanmış yazılar bütünü
- mecnunçılgın, deli
- mecrabir işin gidişi, bir olayın doğrultusu
- meczupAklî dengesini kaybetmiş insanlara verilen genel ad
- medek(yöresel)Dişi manda;manda yavrusu,malak
- medeniuygar biçimde
- medeniyetbir memleketin, toplumun, maddî ve manevî varlıklarının, fikir, sanat çalışmalarıyla alakalı vasıfların tamamı
- medetYardım, imdat
- medihÖvme; övgü.
- meditasyonkişinin iç huzuru, sükûnet, değişik şuur halleri elde etmesine ve öz varlığına ulaşmasına imkân veren, zihnini tetkik etme teknikleri ve tecrübeleri
- medreseeskiden dini kurallara uygun bilgilerin okutulduğu yer
- medyabüyük iletişim ve yayın organlarının bütününe verilen ad
- medyumruhötesi iletişim kurma deneylerinde, ruhlarla insanlar arasında aracılık ettiğini ileri süren kimse
- mefhumkavram, anlam
- mefruz(eskimiş)Varsayılan,farz edilen
- meftungönül vermiş
- megafonSesi yükselterek uzağa iletmeye yarayan, koni biçimindeki taşınabilir alet.
- megalomaniBüyüklük hastalığı
- megavatBir milyon vat değerinde elektrik güç birimi
- mehabetBüyük ve saygıdeğer kimselere duyulan saygı.
- mehirİslam hukukunda erkeğin evlenirken kadına verdiği veya vermeyi taahhüt ettiği para, mal veya menfaat hediyesi
- mehtapmehtap etmek, mehtaba almak (Alay etmek, istihza etmek, maskaralık - bu deyim günümüzde maytap geçmek şeklinde bozularak kullanılmaktadır)
- mehtermehterhane takımında vazifeli kişi.
- mekanikkuvvetlerin maddeler ve hareketer üzerine etkisini inceleyen fizik dalı
- mekanizmabelli bir sonuca ulaşmak için karmaşık bir biçimde düzenlenmiş organ veya parçalar birleşimi; sistem, düzenek
- mekikel veya otomatik dokuma tezgâhılarında atkı veya argaç denilen ve enine olan iplikleri, uzunlamasına olan arışların arasından geçirmeye yarayan masuralı araç
- mektupBir şey haber vermek, sormak, istemek veya duyguları bildirmek için birine çoğunlukla posta yoluyla gönderilen, zarfa konulmuş yazılı kâğıt; name, varakpare
- mektuplaşmakBirbirine mektup yazmak.
- mekânbulunulan yer
- melankoliGünümüzde yaygın olarak kişinin az hareketli ve normalden daha heyecansız bir hayat tarzını sürdürdüğü depresyondan kaynaklanan bir duygudurum bozukluğu
- melankolikKara sevdaya tutulmuş, kara sevdalı
- melasŞeker üretiminde, billurlaşan şeker alındıktan sonra kalan şekerli posa
- melekTanrı ile insan arasında aracılık yaptığına ve nurdan olduğuna inanılan manevî varlık, ferişte, yumuşçu
- melemek(koyun veya keçi) Bağırmak
- melezDeğişik türden hayvan veya bitkiden üremiş (hayvan veya bitki).
- melikeKadın hükümdar
- melodikulağa hoş gelen, art arda dizilmiş notalar grubu; ezgi
- meltemYazın karadan denize doğru esen mevsim rüzgârı
- melunLanete uğramış
- membakaynak, pınar
- memeyavrularını emzirmek için, memelilerin göğsünde türlü biçim ve sayıda bulunan, meme başı denilen çıkıntıları olan organ.
- memelidoğurarak çoğalan ve yavrularını memeleri aracılığıyla besleyen hayvanlar.
- memleketdoğup büyülen yer
- memnunherhangi bir olaydan veya durumdan ötürü sevinç duyarak, kıvançlı, mutlu olarak
- memnuniyetleKıvanç duyarak
- memnuniyetsizlikMemnun olmama durumu
- memurdevlet hizmetinde aylıkla çalışan kişi
- menyasaklama, izin vermeme
- menajerbir sporcunun veya sanatçının mesleki işlerini yöneten kişi
- mendil(mandil), mandīlā, mantēlē, ,
- mendirekKıyılarda dalgakıranla yapılmış liman
- menekşeMenekşegiller familyasından, çiçekleri tek renkli, yaprakları yürek biçiminde ve hemen hemen sapsız, ilkbahar aylarında çiçek açan, bir veya çok yıllık otsu bir bitki.
- menemenYumurta, domates ve biber ile yapılan bir tür yemek
- menfezGirecek veya geçecek yer, delik, açma
- menfiolumsuz
- mengeneOnarma, işleme, düzeltme vb. işlemlerin uygulanacağı nesneyi sıkıştırıp istenildiği gibi tutturmaya yarayan bir tür alet
- meniErkeklerin cinsel organından salgılanan madde; er suyu, bel, atmık, dikel, sperm, sperma.
- mensuhHükmü yürürlükten kaldırılmış
- mensupbir yerle veya bir kişiyle bağlantısı olan, ilişkili, -den olan, -e bağlı (kişi)
- menteşekapı ve pencere kanadı, mobilya kapakları v.b. şeyleri açılıp kapanacak şekilde tutturmaya yarayan bir mille birbirine tutturulmuş, biri sabit, öbürü hareketli iki parçadan oluşmuş metal ya da plastik gereç, reze
- menzilbir merminin ulaşabildiği uzaklık
- menüyemek listesi.
- menşebaşlangıç, bir şeyin çıktığı yer, köken, kaynak, sebep
- meraçayırlık, otlak
- merakbir şeyi anlamak veya öğrenmek için duyulan istek
- meraklıher şeyi anlamak ve bilmek isteyen, araştırıcı, mütecessis
- merasimresmî işlerde yol yöntem, yol yordam
- merbutBağlı, bağlanmış
- mercanTropik ve ılık denizlerde yaşayan, geniş resifler oluşturan, mercanlar sınıfının örneği olan, kırmızı kalker iskeletli hayvan (Corallium rubrum)
- mercanköşkballı babagillerden, küçük yapraklı, güzel kokulu bir saksı bitkisi; şile, yayla kekiği, merzengûş
- mercekiçinden geçen paralel ışınları düzenli bir şekilde birbirine yaklaştıran veya birbirinden uzaklaştıran, camdan veya ışık kırıcı herhangi bir maddeden yapılmış, genellikle küresel yüzeylerle sınırlanmış şeffaf cisim
- mercimekbaklagillerden, beyaz çiçekli bir tarım bitkisi ve mercimek bitkisinin, besin değeri yüksek, ufak, yeşil veya kahverenkli, yuvarlak ve yassıca tohumu
- merdaneTürlü işlerde kullanılan, silindir biçimindeki alet.
- merdanelemekBir şeyin üzerinden merdane (II) geçirmek
- merdivenbir yere çıkmaya veya yerden inmeye yarayan basamaklar dizisi, basak
- merdudgeri döndürülmüş, kabul edilmemiş, reddolunmuş
- merhabaSelam, esenleme.
- merhalederece, basamak, aşama, evre
- merhametbir kişinin veya bir başka canlının karşılaştığı kötü durumdan dolayı duyulan üzüntü, acıma
- merhametlimerhamet gösteren, merhameti olan
- merhemderiye sürülerek kullanılan, içinde birçok etkili madde bulunan, yumuşak ve koyu kıvamda, yağlı veya yağsız ilâç
- merhumÖlmüş bir Müslüman'dan söz edilirken "Allah'ın rahmetine kavuşmuş" anlamında kullanılır.
- merkantilizmÜlkenin refahını sahip olduğu altın ve gümüş gibi değerli madenlere bağlayan, ülkedeki değerli maden yataklarının işletilmesine önem veren ve ihracatı artırıp ithalatı azaltmaya çalışan iktisat öğretisi
- merkezBir bölgenin veya kuruluşun yönetim yeri.
- merkezliBir merkeze sahip olan.
- merkezîmerkezde olan, merkezi oluşturan
- mermerbirleşiminde %75 'ten çok kalsiyum karbonat bulunan, genellikle beyaz, renkli ve damarlısı da olan, cilâlanabilen billûrlaşmış kireç taşı
- mermerciMermer çıkaran, işleyen, satan, mermer ve benzeri taşlardan yapılarda ıslak zemin işleri, mutfak döşemesi, eviye veya mezar taşları yapan kimse
- mermerleşmekMermer durumuna dönüşmek
- mermerlikMermerle döşeli yer
- mermiateşli silâhlar tarafından atılan delici, patlayıcı madde, kurşun
- mersisağ ol, teşekkürler
- mersinmersingillerden, Güney ve Batı Anadolu dağlarında yetişen, yaprakları yaz kış yeşil kalan, gıda ve parfüm sanayisinde ham madde olarak kullanılan, meyvesi murt adıyla bilinen, esansı çıkarılan, beyaz çiçekli, güzel kokulu bir ağaç, mersin ağacı, sazak (Myrtus communis):
- mertsözünün eri, güvenilir (kişi), erkek
- mertebeevre, safha
- mertekyapılarda kullanılan dört köşe veya yuvarlak, kalınca ağaç
- mesafeara, aralık, uzaklık
- mesafeliilişkilerde içtenliğe yer vermeyen bir biçimde
- mesahayüz ölçümü
- mesaiçalışma, emek
- mesaneidrar torbası
- mescitMüslümanların ibadet yaptığı, cuma namazı kılınamayan, camiden küçük mabet
- meselamisal olarak, bunun gibi
- meseleproblem, sorun
- mesenSanat ve bilim adamlarını koruyan kimse
- meskenoturulan yer, konut
- meskûkâtsikkeler, metal paralar
- meskûninsan oturan, şeneltilmiş (yer)
- meslekçığır, ekol, okul
- meslektaşaynı meslekten olanlardan her biri
- mesnetMevki, makam.
- mesneviHer beyti ayrı uyaklı bir divan edebiyatı nazım biçimi, ikili manzum şiir
- mestKendinden geçmiş
- mesulsorumlu
- mesuliyetsorumluluk
- mesuliyetsizsorumluluk gerektirmeyen
- metÇelik çomak oyununda kullanılan değnek parçası.
- metamal, ticaret malı
- metabolizmacanlı organizmada veya canlı hücrelerde hareketi, enerjiyi sağlamak için oluşan, biyolojik ve kimyasal değişimlerin bütünü, istiklâp
- metafazKromozomların iğ ipliklerinin ekvator düzlemi üzerine yıldız biçiminde sıralandıkları mitoz ve mayoz bölünmelerinin ikinci evresi
- metalçok yüksek elektrik ve ısı iletkenliği, kendine özgü parlaklığı olan, oksijenli birleşimiyle çoğunlukla bazik oksitler veren element, ir
- metalürjimetal bilimi
- metalürjikMetal bilimi ile ilgili
- metanetdayanıklılık, sağlamlık
- metelikÇeyrek kuruş, on para değerinde demir para
- meteorolojiatmosfer içinde oluşan sıcaklık değişmelerini, rüzgâr, yıldırım, yağmur, dolu vb. hava olaylarını inceleyen fizik dalı, hava bilgisi
- metfunGömülmüş olan, gömülü
- metinbir yazıyı biçim, anlatım ve noktalama özellikleriyle oluşturan kelimelerin bütünü, tekst
- metreışığın havasız ortamda 1/299.792.458,3 saniyede aldığı yola eşit temel ölçü birimi
- metrekare: metron (ölçü) + carre (kare)
- metresevli bir erkekle nikâhsız yaşayan kadın, kapama, kapatma, zamazingo
- metrobüyük şehirlerde semtler arasında işleyen yer altı demir yolu hattı ve bu hatta çalışan taşıt, genellikle kentsel alanlarda bulunan yüksek kapasiteli toplu taşıma türü
- metronomBir müzik parçasının hangi hızla çalınması gerektiğini gösteren alet
- metropolBir bölgenin veya ülkenin en önemli şehri; ana şehir, ana kent
- metrukbırakılmış, terk edilmiş
- mevcudatvar olanlar
- mevcutbir topluluğu oluşturan bireylerin tümü
- mevhumGerçekte olmayıp var sanılan, var diye düşünülen, kuruntuya dayanan
- mevkidaşAynı mevkide bulunan kişilerin her biri.
- mevsimyılın, güneşten ısı, ışık alma süresi ve dolayısıyla iklim şartları bakımından farklılık gösteren dört bölümünden her biri, sezon
- mevsukBelgeye dayanan, doğru, doğruluğuna güvenilen, sağlam
- mevtaölü, ölmüş kimse:
- mevzuatBir ülkede yürürlükte olan yasa, tüzük, yönetmelik vb.nin bütünü
- mevzunbiçimli, düzgün, oranlı, uyumlu
- meyTürk halk müziğinde kullanılan, ağzı yassı bir zurna türü, balaban
- meydanYarışma, eğlence veya karşılaşma yeri.
- meyhanealkollü maddelerin satıldığı ve içildiği mekân
- meyhanecimeyhane işleten kimse.
- meyileğiklik, eğim, akıntı
- meymenetsizSuratsız, huysuz kişi.
- meyusümitsiz, karamsar
- meyveçiçeğin dişi organının döllenme sonucunda farklılaşıp yumurtalığın gelişmesiyle meydana gelen ve tohumları taşıyan organa denir
- meyveciMeyve yetiştiren veya satan kimse, yemişçi
- meyveliMeyvesi olan, meyve veren yemişli
- meyvesizMeyvesi olmayan, meyve vermeyen
- meyvesizlikMeyvesiz olma durumu
- meyyitGözyaşı ile meyyitimi yusunlar / Yâr elinden şehit olan bu diye - Ali İzzet Özkan
- mezarÖlünün gömüldüğü yer; çukur, kara toprak, kara yer, gömüt, kabir, sin, ebedî istirahatgâh, makber, metfen.
- mezarlıkölülerin gömüldüğü, mezarların bulunduğu yer, kabristan, gömütlük, sinlik, tahtalıköy, mezaristan
- mezatartırmalı satış
- mezbahaKasaplık hayvanların kesilip yüzüldüğü yer; kanara, kesim evi, kasaphane, salhane
- mezbuhaneBoğazlanmışçasına
- mezeİçki içilirken yenilen yiyecek; aperitif,
- mezeciMeze satan kimse
- mezgeldektoygiller familyasından, açıklık alanlarda ve tarlalarda yaşayan bir kuş türü
- mezgitMezgitgillerden, Avrupa ve Türkiye denizlerinde yaşayan, uzun vücutlu, büyük ağızlı, eti lezzetli bir balık; tavuk balığı .
- mezhepDinde tutulan yol, anlayış ve ibadet yolu
- meziyetbir kişiyi veya nesneyi benzerinden üstün gösteren nitelik
- mezkuradı geçen, sözü edilen
- mezonelektrondan ağır, protondan hafif bir atom cisimciği
- mezraEkime elverişli, ekilecek tarla veya yer.
- mezunbir okulu bitirerek diploma almış
- mezuniyetokulu bitirme
- meçhulbilinmedik, bilinmeyen şey
- meğerÖnceden bilinmeyen, farkında olunmayan, sonradan anlaşılan bir durumu bildiren bir söz; meğerse, meğersem.
- meşakkatzorluk, güçlük
- meşaleucunda, alev çıkararak yanıcı bir madde bulunan, aydınlatmaya yarayan değnek
- meşgulbir işle uğraşan, iş görmekte olan
- meşguliyetmeşgul olma, uğraşma durumu
- meşhetŞehit düşülen yer
- meşhurünlü, tanınmış, herkesçe bilinen, anılan, anılmış
- meşhurlukMeşhur olma durumu, ünlülük, tanınmışlık
- meşkûkŞüphe uyandıran, şüpheli
- meşkûrBeğenilmiş, övülmüş
- meşrephuy, karakter, mizaç, yaradılış
- meşruşer'an caiz olan
- meşrulaştırmakMeşru duruma getirmek
- meşveretbir konu hakkında birinin düşüncesini sorma
- mibzerTohum ekme aleti
- mideomurgalılarda, sindirim sisteminin, yemek borusu ile onikiparmak bağırsağı arasında besinlerin sindirime hazır duruma getirildiği omurgasız hayvanlarda sindirim kanalının bu bölgeye karşılık olan parçası
- midilliBir tür küçük boylu at
- midyeYassı solungaçlı, yumuşakçalardan, kabukları birbirine eşit, denizlerin kayalık yerlerinde kümeler durumunda yaşayan eti yenir hayvan (Mytilus)
- midyeciMidye avlayan veya satan kimse
- migrenYarım baş ağrısı
- mihenkaltının ayarını ölçmekte kullanılan taş, denektaşı
- mihnetbela, musibet, sıkıntı, üzüntü
- mihrapÜmit bağlanan yer
- mikapüskürük ve başkalaşmış kayalar içinde bulunan, alüminyum silikat ile potasyumdan oluşmuş, yapraklar durumunda ayrılabilen parlak bir minarel, evren pulu
- mikrobiyolojiMikropları konu alan bilim dalı
- mikrodalgaboyları 1 milimetre ile 1 metre arasında değişen radyo dalga
- mikrofonses dalgalarını elektriksel titreşimlere çeviren, elektroakustik bir cihaz
- mikroişlemciTek entegre devre hâlinde tasarlanmış merkezî işlem birimi.
- mikroorganizmaAncak mikroskopla görülebilen organizma
- mikropMikroskopla görülebilen, çürümeye, hastalıklara ve mayalanmaya yol açan tek hücreli canlı; intan.
- mikroskopmercek düzeneği yardımıyla küçük cisimleri büyütüp daha belirgin hâle getirmeye veya çıplak gözle görülmeyenleri göstermeye yarayan alet
- miktarbir şeyin ölçülebilen, sayılabilen veya azalıp çoğalabilen durumu, nicelik
- mikyasölçek, ölçü
- milgöze sürme çekmeye yarayan, kemik veya fil dişinden yapılmış ince ve uzun araç
- milatİsa'nın doğduğu gün
- milenyumbin yıllık bir süre
- milföymilföy hamuru
- miligramBir kilogramın milyonda biri ağırlığına verilen isim
- milimmilimi milimine
- milimetremetrenin 1/1000'i
- milimetrikMilimetre ilgili olan
- milisHalktan askere katılan kişiler
- militanBir düşüncenin, bir görüşün başarı kazanması için savaşan, mücadele eden kimse
- milletbenzer özellikleri olan topluluk
- millettaşAynı milletten olan kimse.
- milletvekilianayasaya göre millet meclisine seçimle giren millet temsilcisi, salgut, saylav, mebus, parlamenter, vekil
- milletçeMillet tarafından, millete göre, millet olarak
- milliyetmillete özgü olma veya millî olma durumu, ulusallık
- milliyetçimilliyetçilikten yana olan kimse
- milliyetçilikMaddî ve manevî açılardan memleket ve milletinin menfaatlarını her şeyin üstünde tutma anlayışı
- millîmillete mahsus, milletle alakalı
- milyarMilyon kere bin, 1000000000
- milyarderBir veya daha çok milyarı olan (kimse)
- milyarlarcaMilyar milyar, birçok milyar bir arada olarak
- milyonbin kere bin, 1.000.000 sayısının adı
- milyonerBir veya daha çok milyonu olan kimse
- milyonlarcaMilyon milyon, birçok milyon bir arada olarak
- milyonuncumilyon sayısının sıra sıfatı.
- mimArap alfabesinde m harfinin adı
- mimaryapıların planını yapıp bunların gerçekleşmesini sağlayan kimse
- mimarlıkmimar olma durumu, mimarın işi ve mesleği
- mimikyüz, el, kol hareketleriyle düşünceyi anlatma sanatı
- mimlemekBirini, hoşa gitmeyen veya iyi olmayan bir davranışı dolayısıyla hakkında iyi düşünülmeyenler arasına koymak
- mimozaBaklagillerden, çiçekleri sarı ve bazı türlerine beyaz veya menekşe renginde, yaprakları akasya yaprağına benzeyen bir süs bitkisi (Mimosa)
- minarenamaz vaktinin geldiğini bildirmek için müezzinin çıkıp ezan okuduğu, bir veya birkaç şerefeli, çoğunlukla taştan, ince ve yüksek yapı
- minberCamilerde hatibin çıkıp hutbe okuduğu merdivenli, yüksekçe yer.
- minderyumuşak bir malzeme ile doldurularak dikilen, oturmaya, yaslanmaya yarar şilte
- minemetal eşya üzerine vurulan renkli cam katmanı
- mineciMine yapan sanatçı
- minelemekMine ile süslemek
- mineralnormal sıcaklıkta doğada katı durumda birtakım maddelerle karışık veya birleşik olarak bulunan veya kimyasal yollarla elde edilen inorganik madde
- mineralojiMineralleri inceleyen bir bilim dalı
- minibüsSürücüsünden başka sekiz ile on dört oturma yeri olan ve insan taşımak için imal edilmiş bulunan motorlu taşıt.
- minikküçük ve sevimli
- minnetgönül borcu
- minnettarBirinden görüğü iyiliğe karşı kendini borçlu sayan, gönül borcu olan kimse
- minnoşKüçük ve sevimli kimselere söylenen seslenme sözü
- minyonİnce, küçük, sevimli, cici, çıtı pıtı
- mirasölen kişiden akrabalarına ve yakınlarına kalmış olan mal, mülk
- mirasyediKendisine vefat eden bir yakınından miras kalan kişi.
- mirasçıBaşkasının iyi veya kötü yönlerini aynı biçimde ortaya koyan.
- misGüzel koku
- misafirbir yere veya birinin evine kısa bir süre kalmak için gelen kişi, konuk, mihman
- misafirperverlikKonukseverlik
- misakSözleşme, antlaşma, bağlaşma
- misileş, benzer, örnek
- misinaBalık yakalamak için kullanılan çok kuvvetli ip
- miskAsya'da yaşayan bir tür erkek ceylanın karın derisi altındaki bir bezden çıkarılan güzel kokulu madde
- miskal4,810 gram olan bir ağırlık ölçü birimi
- misketGüzel kokulu meyveleri nitelemek için kullanılır
- miskinçok uyuşuk olan (kişi)
- miskinlikuyuşuk, tembel olma durumu veya miskine yakışacak davranış, meskenet
- mistikGaipten sesler duyuyor, ruhuna fısıldanan mistik şiirler yazıyordu artık. -Y. Z. Ortaç.
- mistisizmBir konuda en üst derecede bulunabilme tutkusu
- misvakDut ağacından ve misvak ağacından yapılan bir tür diş temizleme aracı
- misyondinsel, bilimsel veya diplomatik bir görev yüklenmiş kişilerden oluşan kurul
- mitGeleneksel olarak yayılan veya toplumun hayal gücü etkisiyle biçim değiştiren alegorik bir anlatımolan halk hikâyesi, mitos
- mitinggösteri amacıyla veya bir olaya dikkati çekmek için genellikle açık yerlerde yapılan toplantı
- mitokondriHücrede enerji üretiminden sorumlu olan ve oksijenli solunumun gerçekleştiği organcık
- mitolojiÇok eski zamanlarda yaşamış milletlerin maceralarından bahseden mitler, hikayeler
- mitralyözMakineli tüfek, makineli
- miyardeğerli madenlerde yasanın istediği ağırlık, saflık ve değer derecesini gösteren ölçü
- miyavKedinin çıkardığı ses, kedi sesi
- miyavlamakKedinin miyav benzeri ses çıkarması
- miyopNesnelerin görüntüleri ağ tabakanın ön tarafında kaldığı için uzağı iyi göremeyen (göz)
- mizahhayatın güldürücü yönünü ortaya çıkaran sanat tür.
- mizantartı, ölçü aleti
- mizanpajSayfa düzeni
- mizansendüzmece oyun
- mizaçhuy, seciye
- miçoGemilerde çalışan küçük yaştaki tayfa yamağı; muço.
- mobbingİş yerlerinde, okullarda ve benzeri topluluklar içinde belirli bir kişiyi hedef alıp çalışmalarını düzenli olarak engelleyip huzursuz olmasına yol açmak, yıldırmak, baskılamak, dışlamak ve gözden düşürmek
- mobilyaOturulan, yemek yenilen, çalışılan, yatılan yerlerin döşenmesine yarayan taşınabilir eşyaya verilen genel ad.
- modKişinin ruh hâli
- modadeğişiklik ihtiyacı veya süslenme özentisiyle toplum hayatına giren geçici yenilik
- modelbir özelliği olan cisim veya şahıs
- moderatörtoplantı yöneticisi
- modernizmÇağdaşlaşma akımı
- modifikasyonÇevrenin etkisiyle canlıda meydana gelen kalıtsal olmayan özellikler
- modifiyeÜstünde değişiklik yapılmış
- modülBir yapının çeşitli bölümleri arasında orantıyı sağlamak için kullanılan ölçü birimi
- mokasenKısa ökçeli, bağsız ayakkabı
- molayorgunluğu gidermek için duraklama
- molekülelement veya bileşikleri oluşturan ve onların özgül niteliklerini gösteren en küçük birim, özdecik, veya fiziksel kimyada bir veya birkaç atomun birleşmesinden oluşan, birkaç çekirdek veya elektronlu yapı, madde, özdecik
- molibdenAtom numarası 42 olan bir kimyasal element
- mollaBilgili din adamı, alim, ulema
- molozToprak ve kireçle karışık taş kırıntıları, yapı döküntüsü
- monarşiSiyasi otoritenin genellikle miras yolu ile bir kişinin üzerinde toplandığı devlet düzeni veya rejim.
- mondenToplum yaşamı ile ilgili
- monitörgöstergeç, görüntü sergilemek için kullanılan elektronik ya da elektromekanik aygıtların genel adıd
- monologBir oyunda, kişilerden birinin kendi kendine yaptığı konuşma
- monoseksüellikCinsel yönelimleri veya cinsiyetleri bakımından yalnızca bir grup insana cinsel, duygusal ve romantik ilgi duyma durumu.
- monoteizmtek tanrıcılık
- montKumaş veya deriden yapılan, genellikle belden kemerli, üstünde cepleri bulunan, gömlek veya hırka üzerine giyilen kısa, hafif giysi
- montajBir makine, cihaz veya mobilyanın parçalarını yerli yerine takma, kurulum.
- monşerAzizim, dostum anlamında kullanılan bir seslenme sözü
- morkırmızı ile mavinin karışmasından oluşan renk, menekşe renginin kırmızıya çalanı.
- morarmakMor bir renk almak
- morfinkimya afyonda % 10 oranında bulunan, uyuşturucu özelliği olan önemli alkaloit
- morinakemiklibalıklar takımının mezgitgiller familyasından, uzunluğu 1,5-2 metre, üstte 3 altta 2 yüzgeci olan, karaciğerinden bol vitaminli balıkyağı elde edilen bir balık türü
- morsMorsgillerden, Kuzey Atlantik'te yaşayan, 4 m uzunluğunda, derisi, dişi ve yağı için avlanan bir memeli hayvan
- morukGençlere göre yaşlı anne, baba.
- morötesiMor ışıktan daha kısa dalgaboylu, çıplak gözle görünmez ışık
- mosmorHer yanı mor, koyu mor
- motelmotorlu taşıtlarla yolculuk edenlerin barınmalarını, arabalarını park etmelerini ve başka ihtiyaçlarını karşılamak için işlek kara yolları üzerinde yapılmış otel
- motive"İsteklendirmek, güdülemek" anlamındaki motive etmek, "isteklenmek, güdülenmek" anlamındaki motive olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz
- motorHerhangi bir enerjiyi mekanik enerjiye dönüştüren düzenek.
- motorizeMotorlu taşıtlarla donatılmış (kıta veya birlik)
- motosikletiki ya da üç tekerlekli, bisiklet benzeri, içten yanmalı motoru aracılığı ile hareket eden bir ya da iki kişilik ulaşım aracı
- mozakdomuz yavrusu
- mu3. tekil/çoğul şahıs gelecek/geniş/şimdiki zaman soru eki
- muadeleEşitlik, beraberlik, denklik.
- muafbağışlanmış, affedilmiş
- muahharsonraki, daha geç
- muallimebayan öğretmen, hanım öğretmen
- muameleYol, yöntem
- muammaanlaşılması güç şey, bilmece
- muannitDirengen, inat eden, inatçı, °anut
- muasırçağdaş olan kişi, zamandaş
- muattarıtırlı, güzel kokulu
- muavinŞehirler arası yolculuklarda, kişinin yükünü indirip bindiren ve seyahat sırasında yolcularla ilgilenen görevli; şoför muavini
- muayeneBir kimsenin sağlık durumunu belirtmek amacıyla hekimin yaptığı klinik ve labaratuvar araştırmalarının tümü
- muayenehaneHekimlerin hastalarını kabul ettikleri, tetkik ve teşhis işlemlerini yaptıkları oda
- muazzamalışılmışın sınırlarını aşan
- muazzepAcı, sıkıntı, azap çeken.
- mucityeni buluş hakkında fikir ileri süren ve bu fikirler doğrultusunda yeni buluşu icat eden, hayata geçiren kişi
- mucizepeygamberlerin kendilerine inanmayan insanlara peygamberliklerini ispat etmek amacıyla Allah'ın iznine bağlı olarak gösterdikleri olağanüstü olaylar
- mucizeviOlağanüstü niteliklere sahip
- mugayirUymaz, aykırı
- muhabbetsevgi, dostça yakınlık
- muhaberatHaberleşmeler, İletişim
- muhabirbasın ve yayın organlarına haber toplayan, bildiren veya yazan kişi
- muhaceretGöç, göçme
- muhacirMuhammed'e uyarak Mekke'den Medine'ye göç eden kimse.
- muhafazaKoruma, saklama, korunum
- muhafazakârmütedeyyin, tutucu kimse
- muhafazakârlıkmütedeyyinlik, tutuculuk
- muhakemeyargılama, hüküm verme
- muhakkakkesinlikle
- muhalOlamaz, olmaz, olmayacak; olması, gerçekleşmesi olanaksız
- muhalefetkarşı olma hali
- muhalifbir tutuma, görüşe, davranışa karşı olan, aykırı olan kimse
- muhallebisüt, şeker ve pirinç ununun kaynatılmasıyla yapılan bir tatlı
- muhammenOranlanan, tahmin edilen
- muhammesBeş parçası olan, beşli
- muharebeHarpta yapılan çarpışmalardan her biri
- muharremHicrî takvimde ayların ilki
- muharrerYazılmış, yazılı yazıya geçirilmiş
- muharrirTahrir eden
- muhasebeEkonomik faaliyetlerde bulunan işletmelerin, finansal karakterdeki bütün işlem ve değerlerini kaydetme ve sınıflama ilmi
- muhasebeciŞirket, banka, fabrika, satış mağazası, büro ve diğer kuruluşların mali işlemlerine ait kayıtları tutan kişi; sayman, muhasip
- muhassalaElde edilen sonuç
- muhassılhusule getiren, hâsıl eden, meydana getiren.
- muhbirhaber ulaştıran, haber veren kişi
- muhilDokunan, bozan, ihlâl eden
- muhitçevre, yöre, etraf
- muhkemsağlam, güçlü; açık
- muhripTorpido, top ve denizaltılara karşı silâhlarla donatılmış, küçük, hızlı giden savaş gemisi; destroyer
- muhtarköy ve mahallenin yasalarla belirtilmiş işlerini yürütmek için o köy veya mahallede oturanların seçtikleri kimse, köy muhtarı, mahalle muhtarı
- muhtaçbir şeye ihtiyaç duyan kimse
- muhtelifçeşitli, farklı
- muhtelitKarma, karışık
- muhtemelgerçekleşmesi de gerçekleşmemesi de ihtimal dâhilinde olan, beklenen, beklenir, umulur, olası, olasılı, mümkün
- muhtemelenbeklenir ki, görünüşe bakılarak, umulur ki
- muhteremsaygıdeğer, sayın, aziz, mukaddes
- muhtevaiçerik
- muhteviİçeren, ihtiva eden.
- muhteviyatiçindekiler
- muhteşemgörkemli
- muhtıraherhangi bir şeyi hatırlatmak, uyarmak amacıyla yazılan yazı
- mukabeleKarşılık verme, karşılama, karşılık, direnme
- mukabilkarşılık olarak
- mukaddemönce gelen, önceki
- mukadderyazgıda var olan, yazgı ile ilgili olan, alında yazılı olan, yazılmış
- mukaddesaziz, yüce olan
- mukarrerKararlaşmış, kararlaştırılmış.
- mukavemetdayanma, karşı durma, karşı koyma, dayanırlık
- mukavemetlidayanıklı, güçlü, dirençli
- mukavimDayanıklı, güçlü, dirençli
- mukavvaKalın karton
- mukayesebenzeterek veya karşılaştırarak değerlendirme, karşılaştırma, kıyaslama
- mukayyetBağlı olan, bağlanmış
- mukimbir yerde, bir evde oturan, eğleşen, ikamet eden
- muktedirgücü yeter
- muktezabir iş yapılırken gerekli işlemlerin bütünü
- mumışık şiddeti birimi
- mumcumum yapan ve satan adam
- mumlukherhangi bir sayıda mumu olan
- mumyaÖzel ilaç ve teknikler kullanılarak bozulmayacak duruma getirilmiş olan ve kazılarla ortaya çıkarılan cansız vücut.
- mumyalamaMumyalamak işi
- mumyalamakBir cesedi, bozulmaması için özel ilâçlarla mumya durumuna getirmek
- munisalışılan, alışılmış, yabancı olmayan
- muntazamdüzenli, sürekli ve düzgün biçimde
- muntazamanDüzenli olarak
- murabbaDivan edebiyatında dörtlük
- murakabedenetleme, kontrol
- murakıpbir ticari işletme, özel enstitü veya resmi dairenin muhasebesi ile ilgili kayıtlarını ve mali beyannamelerini kuruluş amaçlarına ve talimatlarına uygun olarak yapılıp yapılmadığını tespit için inceleme ve araştırma yapan kişi, kontrolcü
- muratİstek, dilek
- murdarCinsel birleşmeden sonra yıkanmamış kimse.
- murtmersin ağacı
- musahabeKonuşma, görüşme, söyleşi
- musahhihdüzeltmen.
- musahipSohbet, arkadaşlık eden kimse
- musakkaUfak parçalar biçiminde doğranmış sebzelerin, kuşbaşı et veya kıyma ve soğanla pişirilmesiyle yapılan bir yemek.
- musallaCamilerde cenaze namazı kılınan yer.
- musallatBir kimse veya şeyin üzerine bıktıracak kadar düşen
- musandıramusandra ekmek dolabı
- mushafKur'an'ın sahifeler haline getirilip düzenlenmiş biçimi
- musikikulağa hoş gelen sesler dizisi
- muskaİçinde dinsel veya büyüleyici bir gücün saklı olduğu sanılan, taşıyanı, takanı veya sahip olanı zararlı etkilerden koruyup iyilik getirdiğine inanılan bir nesne, yazılı kâğıt vb.; hamayıl
- muslukTakıldığı boru veya kabın içindeki akışkanı, istenildiğinde akıtabilecek bir düzende yapılmış açılır kapanır alet; burma.
- muslukçuMusluk satan veya onaran kimse
- mutBütün özlemlerin eksiksiz ve sürekli olarak yerine gelmesinden duyulan kıvanç, kut, saadet
- mutaassıpBir düşünceye, bir inanışa aşırı ölçüde bağlanıp ondan başka bir düşünce ve inanışı kabul etmeyen, bağnaz
- mutabıkbirbirine uyan, aralarında anlaşmazlık olmayan
- mutasarrıfKendine kullanım hakkı olmayan, elinde bulundurmayan
- mutasavverdüşünülmüş
- mutasavvıfTasavvuf inançlarını benimseyerek kendini Allah'a adamış kimse
- mutasyonBir canlının genomu içindeki DNA ya da RNA diziliminde meydana gelen kalıcı değişmeler
- muteberdeğerli, kıymetli.
- mutfakyemek pişirilen yer, aş damı, aşhane, ocaklık
- mutlakbir kavram olarak şeylerin, keşfedilmiş olsun olmasın, bütününü, tamamını tanımlar
- mutlakakesinlikle
- mutlakiyetHükümdarın bütün siyasal kudreti elinde bulundurduğu yönetim şekli
- mutlumutluluğa erişmiş olan
- mutlulukbütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, mut, ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık
- mutmainİnanmış, gönlü kanmış, emin olan
- mutsuzmutlu olmayan
- mutsuzlukMutsuz olma durumu, bedbahtlık, saadetsizlik.
- muvafakatuygun bulma, onaylama
- muvaffakbaşarılı olmuş
- muvaffakiyetbaşarı
- muvafıkuygun düşen
- muvakkatgeçici
- muvazenedenge
- muzmuzgillerden, sıcak bölgelerde yetişen, çenekli, çok yıllık ot ve bu bitkin kendine özgü hoş kokulu, tatlı, besleyici, kalın kabuklu, uzun meyvesi
- muğlakanlaşılmaz
- muğlaklıkAnlaşılması güç
- muşAltı düz, küçük gezinti vapuru
- muşambaBir tarafına kauçuk veya yağlı boya sürülerek su geçirmeyecek duruma getirilen kalın bez.
- muşmulaGülgillerden, 2–3 m yükseklikte dikenli küçük bir ağaç
- muştakarşısındakine vurmak için özel olarak açılmış deliklerine parmakların geçirilmesi ile kullanılan demir parçası
- mösyöFransızcada erkeklere verilen bir san
- mübadeleDeğişme, değiş tokuş
- mübahaseKonuşma, karşılıklı konuşma.2-bahis ,iddia
- mübarekVerimli, bereketli
- mübeşşirmüjdeleyen, müjdeci
- mücadelebirbirlerine isteklerini kabul ettirmek için iki taraf arasında yapılan zorlu çaba
- mücahitkutsal ülküler uğruna savaşan kimse.
- mücazatişlenen bir suçtan ötürü ceza verme
- mücehhezdonatılmış
- mücerretsoyut
- mücevherDeğerli süs eşyası
- mücevheratMücevherler
- mücrimcürüm işleyen kişi: suçlu
- mücverRendelenmiş kabağa un, yumurta, peynir, dereotu, tuz, karabiber, taze soğan katılmasıyla yapılan bir köfte türü.
- müdafaasavunma, koruma
- müdafisavunucu, avukat
- müdahalekarışma, araya girme
- müdahildavaya müdahale eden, katılan
- müdaviHastaya bakan (kimse)
- müdavim(bir yere) sürekli gelen
- müderrisDers veren, profesör
- müdire(kadın) yönetmen
- müdrikAnlamış, idrak etmiş olan.
- müdüridare eden kişi
- müdürlükYönetmenlik, direktörlük, müdüriyet
- müebbetSonu olmayan
- müeddepUslu, terbiyeli, edepli
- müesseskurulu, kurulmuş
- müezzinNamaz vakitlerinde ezan okuyan din görevlisi.
- müfessirtefsir eden, manalandıran,
- müfettişKurum ve kuruluşlara genellikle habersiz olarak veya belli olayların şikâyeti üzerine gidip, işlerin mevzuata ve etik ilkelere göre yapılıp yapılmadığını inceleyip rapor hazırlayan kimse; denetmen.
- müfredatBir bütünü oluşturan bireyler
- müfretbirim, tekil
- müfrezeTürlü askerî görev ve hizmetlerin yapılması için, küçük birliklerden, belli bir kuruluşa bağlı kalmadan geçici olarak oluşturulan gruplara verilen ad
- müftüİl ve ilçelerde din görevlilerinin amiri olan ve dinî konularda fetva verme yetkisi bulunan devlet memuru:
- mühendisinsanların her türlü ihtiyacını karşılamaya dayalı yol, köprü, bina gibi bayındırlık; tarım, beslenme gibi gıda; fizik, kimya, biyoloji, elektrik, elektronik gibi fen; uçak, otomobil, motor, iş makineleri gibi teknik ve sosyal alanlarda uzmanlaşmış, belli bir eğitim görmüş kişi
- mühendislikmühendis olma durumu, teknik
- mühimönemli
- mühimmatSavaşta kullanılan top, tüfek vb. savaş gereçleri.
- mühreHer tür yuvarlak şey, küçük top
- mühürbir kişinin, bir kuruluşun isminin veya unvanın tersine kazılı bulunduğu metal, lastik gibi şeylerden yapılmış araç.
- mühürcümühür kazıyan kimse
- mühürdarDevlet büyüklerinin mühürlerini taşımak ve gereken kâğıtları mühürlemekle yükümlü görevli
- mühürlüMühür basılmış
- mühürsüzMührü olmayan
- müjdeİyi, sevindiren haber.
- mükellefyükümlü, sorumlu
- mükemmelçok güzel, harikulâde, şahane
- mükemmellikeksiksiz, kusursuz, tam, yetkin olma, mükemmeliyet
- mükerrerTekrarlı, yinelemeli, tekrar eden.
- müktesepkazanılmış, edinilmiş
- mükâfatbaşarı karşılığında verilen hediye
- mülakatbir işe alınacak kişiler arasından seçim yapabilmek amacıyla kendileriyle karşılıklı konuşma, görüşme
- mülgakaldırılan (varlığı)
- mülhakatbütüne katılanlar, ekler
- mülkEv, dükkân, arazi vb. taşınmaz mal.
- mültefitgüler yüz gösteren
- mümanaatEngel olma, karşı koyma
- mümasDokunan, temas eden
- mümasilandıran, benzeyen
- müminİslâm dinine inanmış olan kimse
- mümkünmuhtemel, olası
- münafıksahte olarak Müslüman görünen kişi
- münasebetilişki, bağlantı
- münasipuygun
- münazarabir konu üzerinde, belli kural ve yöntemlere uyularak yapılan tartışma
- münderecatiçindekiler
- münebbihçalar saat
- müneccimmüneccimbaşı
- münevverAydın kimse
- münezzehBir şeye ihtiyacı olmayan.
- münferittek başına olan, ayrı
- münhalboş olan, açık bulunan (memuriyet vb.), boş, açık
- münhasırBir kimse veya bir şey için ayrılmış
- münhasıranbilhassa, özellikle, yalnız
- münkirİnkar eden, kabul ve tasdik etmeyen
- müntehapSeçilmiş, seçme
- müntehirİntihar eden, kendini öldüren, canına kıyan kimse.
- münşiNesir yazan, kuvvetli yazar.
- müphemaçık ve belirgin olmaksızın
- müphemiyetBelirsizlik
- müracaatbaşvuru
- mürdümMürdüm eriği
- mürebbibir çocuğun eğitim ve bakımıyla görevlendirilmiş erkek
- mürebbiyeKendisine bir çocuğun eğitim ve bakımı verilmiş olan kadın.
- mürekkepyazı yazmak, desen çizmek veya basmak için kullanılan, türlü renklerde sıvı madde
- mürekkepçiMürekkep (I) yapan veya satan kimse
- mürettebatGemi, uçak gibi taşıtlarda iş başındaki görevli olan kişiler
- mürettepDizilmiş, dizili
- mürverHanımeligillerden, yaprakları karşılıklı, demet durumundaki beyaz çiçeklerinden hekimlikte yararlanılan, meyvesi zeytine benzer bir ağaççık (Sambucus nigra)
- mürüvvetbir ailede çocukların doğumu, sünneti, evliliği, iyi bir göreve geçmeleri vb. olaylardan duyulan mutluluk, sevinç
- mürşitDoğru yolu gösteren, kılavuz
- müsaadeicazet, izin, ruhsat
- müsademesilahlı iki grup arasındaki kısa çatışma, çarpışma
- müsadereİşlenen bir suç karşılığı olarak, suçlunun malının bütünü ya da bir bölümü üstündeki mülkiyetine son verilmesi ve bu mülkiyetin bir başka kuruluşa devredilmesi, zoralım.
- müsaituygun, elverişli
- müsakkafatÜzeri damla örtülmüş olan yapılar
- müsamahagörmezlikten gelme, göz yumma
- müsamereOkullarda öğrencilerin sunduğu, programında koşuk, oyun, gibi gösterilenlerin yer aldığı eğlence
- müsavatEşitlik, denklik.
- müsebbipBir şeyin olmasına, yapılmasına sebep olan, yol açan (kimse veya şey).
- müseccelkütüğe geçirilmiş
- müsellesKokteyl türünden karışık bir içki.
- müsevvitMüsvedde yapan kimse, kâtip
- müshiliçsürdürücü
- müsmirsonuç veren
- müspetolumlu
- müstahakHak etmiş, hak kazanmış
- müstahkemBelirtilmiş, tahkim edilmiş, sağlamlaştırılmış
- müstahsilÜretici, yetiştirici
- müstahzarKullanıma hazır duruma getirilmiş, hazırlanmış
- müstakarİstikrar bulmuş, durulmuş
- müstakbelgelecekteki
- müstakilkullanış yönünden başka bir yapı ile bağlantısı olmayan, bağımsız
- müstağniElinde olanla yetinen, doygun.
- müsteartakma (ad)
- müstecirKira karşılığında bir yeri tutan kimse, kiracı
- müstehcenaçık saçık, edebe aykırı, yakışıksız
- müstehcenlikMüstehcen olma durumu
- müstehzialaycı bir biçimde
- müstemirdevam eden, süregelen
- müstenitDayanan, yaslanan
- müstenkifOy vermekten veya bir karara katılmaktan çekinen, çekimser
- müstensihEl yazması eseri el yazısıyla kopya eden kimse.
- müsterihBütün kaygılardan kurtulup gönlü rahata kavuşan, içi rahat olan.
- müstesnaayrı tutulmuş; seçkin
- müstevliBir yeri istila eden, yönetimi altına alan (kimse, devlet, ordu vb.), yayılmacı, emperyalist
- müstezatÇoğalması istenilen, artmış
- müsteşarİş danışılan, bakandan sonraki yönetici
- müsteşrikŞarkiyatçılık uzmanı
- müsveddekaralama .
- mütalaainceleme, değerlendirme
- mütareke(silah) bırakışma
- müteahhitBaşkası için yapı ve ticaretle ilgili bir işi yapmayı üstüne alan kimse; yüklenici, üstenci.
- müteakipardından gelen
- müteallikile ilgili, ait
- mütebessimGülümseyen, güleç
- mütecanisuyumlu, aynı cinsten
- mütecasirYeltenen, cüret eden
- mütecavizSaldırgan.
- müteessifÜzülen, acınan, yerinen, esef eden
- müteessirüzülmüş, üzüntülü
- müteferrikçeşitli, dağınık
- mütehakkimHâkim olan, hükmeden
- mütehammiltahammül edebilen
- mütehassisuzman, bir konuda derin bilgili
- mütekabilKarşılıklı
- mütekabiliyetKarşılıklı olma durumu
- mütekebbirKibirli, kendini beğenmiş (insan için)
- mütekâmilOlgunlaşmış, gelişmiş, gelişkin
- mütemadisürekli, aralıksız
- mütemadiyenAra vermeden, sürekli olarak
- mütenasiporantılı, oranlı, uygun
- müteneffirIğrenmiş, tiksinmiş
- müterakkiİleri, ilerlemiş
- mütercimYazılmış ve basılmış metinleri bir dilden bir veya birkaç dile çeviren kişi, tercüman, çevirmen
- müteredditduraksamalı
- mütevazıalçak gönüllü
- müteveffaölmüş, ölü kişi, ölü
- mütevekkilHer işini Tanrı'ya veya oluruna bırakmış, kadere boyun eğmiş
- mütevelliVakıf yöneticisi
- mütevellit=-den doğmuş
- müteşekkirŞükran duyan. Şükür eden. İyilik bilir.
- müthişkorkuya düşüren, korkunç, dehşetli
- müttefikanelbirliğiyle
- müvekkilBirini kendine vekil olarak seçen kimse.
- müverrihtarih yazan kimse, tarihçi
- müzaheretyardım etme, arkalama, destekleme, arka çıkma
- müzakeratBir konuyla ilgili konuşmalar, danışmalar, müzakereler
- müzakerebir konuyla ilgili fikir alışverişinde bulunma, oylaşma
- müzayedeaçık artırma
- müzeSanat ve bilim eserlerinin veya sanat ve bilime yarayan nesnelerin saklandığı, halka gösterilmek için sergilendiği yer
- müzikbirtakım duygu ve düşünceleri belli kurallar çerçevesinde uyumlu seslerle anlatma sanatı, musiki ve bu şekilde düzenlenmiş seslerden oluşan eserlerin okunması veya çalınması
- müzikalMüzikle ilgili
- müzisyenmüzik eserleri yaratan, besteleyen veya besteleri çalan kimse, müzikçi, müzik sanatçısı
- müziçtedirgin edici
- müzminuzun süreli, süreğen, kronik
- müçtehitSadece âyet ve hadis gibi İslâmî kaynaklara dayanarak itikatla alakalı olmayan konularda hüküm veren âlim
- müşahhascinsi ve nev’i anlaşılmış, tanınmış, teşhis edilmiş.
- müşaveredanışma, danış
- müşerrefOnur verilerek yüceltilmiş
- müşevvikArzusunu çoğaltan, isteğini artıran, teşvik eden, şevklendiren
- müşfiksevecen, şefkatli
- müşkülgüç, zor, çetin
- müşkülatgüçlük, zorluk
- müşkülpesentZor beğenen.
- müştakbaşka bir kelime veya kökten türemiş, çıkmış (kelime)
- müştekiCeza davalarında suçtan zarar gören ve failin cezalandırılmasını talep eden kişi
- müşterekortaklaşa, el birliğiyle yapılan veya hazırlanan
- müşterihizmet, mal v.s. alan ve karşılığında ücret ödeyen kişi, alıcı
- mı3. tekil/çoğul şahıs gelecek/geniş/şimdiki zaman soru eki
- mıcırYol yapımında kullanılan taş kırıntısı; mucur.
- mıhbüyük çivi. nalbantçılıkta kullanılan çivi
- mıknatısdemiri çekme özelliği taşıyan veya sonradan bu özelliği kazanan her türlü madde, özgül ağırlığı 2.7 gr/cm3 olan, manyetik alan üreten nesne veya malzeme, demirkapan
- mıknatıslımıknatısı olan
- mırlamaMırlamak işi
- mırlamak(kedi) Mır mır diye ses çıkarmak
- mırıldanmaMırıldanmak işi
- mırıldanmakAlçak sesle kendi kendine bir şeyler söylemek; mırlanmak.
- mırıltıMırıldanırken çıkan ses
- mısraçift kanatlı bir kapının, tek kanadı anlamına
- mızmızher şeyde kusur bularak hiçbir şeyden memnun olmayan
- mızmızlanmaMızmızlanmak işi
- mızmızlanmakMızmızca davranışlarda bulunmak, mızmızlık etmek
- mızrakMızrak çuvala sığmaz
- mızraptelli çalgıları çalmaya yarayan, kemik, maden, plastik veya özellikle kiraz ağacından yapılan alet, çalgıç, tezene, pena
- mızıkacıMızıka çalan kimse.