B ile kelimeler
Bu harfte toplam 1034 kelime var. Sozlukteki toplam madde sayisi: 11461.
- babaÇocuğu olan erkek; peder.
- babaannebabanın annesi
- babacanitimada şayan, güvenilir, hoşgörülü, iyi kalpli, olgun
- babacıkbabalara sevgiyle yaklaşıldığını belirten söz
- babafingoyelkenli gemilerde direklerin ve gabyanın üstünde bulunan en yüksek bölüm
- babalıkbaba olma durumu
- babasızdokuz babalı
- babayiğityürekli kişi
- bacaDumanı ocaktan çekip havaya vermeye yarayan yol.
- bacakVücudun kasıktan tabana kadar olan bölümü.
- bacanakEşleri kardeş olan erkeklerin birbirine göre durumu.
- bacıbüyük kız kardeş, abla
- badanaduvarları boyamak için kullanılan sulandırılmış kireç veya boya
- badanacıgeçimini badana yapmakla kazanan kişi
- bademGülgillerden, yaprak döken, çiçekleri genelde beyaz veya açık pembe olan küçük ağaç ve bu ağacın yaş yada kuru yenen yemişi, Amygdalus communis
- bademcikboğazın iki yanında birer tane bulunan, badem biçimindeki organ
- badirebirdenbire meydana gelen hâl
- badıçBakla, fasulye, bezelye vb. taze sebzelerde, içinde tohumların sıralanmış bulunduğu kabuk, baklamsı meyve.
- bagajYolcunun beraberinde götürdüğü giyim vb. eşya.
- bagceBahçe
- bagetbateri çalmaya yarayan ince, kısa çubuk
- bahadırSavaşlarda, çarpışmalarda gücü ve yılmazlığıyla üstünlük kazanan veya yiğitlik gösteren (kimse)
- bahanebir şeyin gerçek sebebi gizlenerek ileri sürülen uydurma sebep
- baharkış ile yaz arasındaki mevsim, ilkbahar, ilkyaz
- baharatyiyecek ve içeceklere hoş koku ve tat vermek için kullanılan maddeler, bahar
- baharatlıiçinde karabiber, karanfil, tarçın vb. maddeler bulunan, baharlı
- baharlıiçinde karabiber, karanfil, tarçın gibi bahar bulunan, baharatlı
- bahirDeniz, su kütlesi
- bahisKonu, mesele
- bahriyeDenizcilik, donanma
- bahsetmekbir konu üzerinde söz söylemek
- bahtGelecekteki olayları kaçınılmaz bir biçimde belirleyen ilahi iradenin insan ve toplum için çizdiği yaşayış biçimi, kader, talih
- bahtsızbahtı kötü olan, mutsuz, talihsiz, kadersiz, kötü talihli, bibaht
- bahtsızlıkbahtsız olma durumu, talihsizlik
- bahçeinsanların tabiat ve temel ihtiyaçlarının karşılandığı alan
- bahçecilikbahçecinin yaptığı iş
- bahçıvanbağ, bahçe, sera ve fidanlıklarda toprağı ekim ve dikime hazırlama, ağaç, sebze, fide, çiçek dikme, çim ekme ve bunların bakım işlerini yaparak bitkilerin yetişmesini sağlama bilgi ve becerisine sahip nitelikli kişi
- bahşişyapılan bir hizmete ödenen ücretten, hakkından ayrı olarak fazladan verilen para, kahve parası
- bakakalmakŞaşkınlıktan gözünü ayıramamak
- bakanhükûmet işlerinden birini yönetmek için, genellikle milletvekilleri arasından, başbakan tarafından seçilerek cumhurbaşkanınca onaylandıktan sonra işbaşına getirilen yetkili, vekil, nazır
- bakanlıkbakan olma durumu, vekillik, nezaret, vekâlet, nazırlık
- bakirhiç olmayan kişi cinsel ilişkide bulunmamışbaşka biriyle
- bakirecinsel ilişkide bulunmamış, kızoğlan, kızoğlankız, erden
- bakirelikBakire olma durumu, erdenlik.
- bakirlikişlenmemiş olma durumu
- bakkalYiyecek, içecek vb. maddeleri perakende olarak satan kimse:
- baklaBaklagillerden, yurdumuzun her yerinde yetiştirilen, yeşil kabuklu ve taneli bir bitki .
- baklagillerbakla, fasulye, akasya, keçiboynuzu vb. badıçlı pek çok sebze ve ağacı içine alan, iki çenekli ayrı taç yapraklılardan büyük bir bitki familyası
- baklavaÇok ince yufkadan yapılarak arasına badem, ceviz, fıstık, kaymak v.s. konulup pişirilen ve üzerine şeker şerbeti dökülen bir tür tatlı.
- bakmakbakışı bir şey üzerine çevirmek
- bakraççoğunlukla bakırdan yapılan küçük kova
- bakteritoprakta, suda, canlılarda bulunan, çürüme, mayalanma veya hastalıklara yol açan, küresel, silindirimsi, kıvrık biçimli olan, bölünerek çoğalan, klorofilsiz, tek hücreli canlı
- bakteriyelBakterilerle ilgili
- bakteriyolojiBakterilerin ve genellikle mikropların biçimlerini, niteliklerini inceleyen bilim
- bakteriyolojikBakteri bilimi ile ilgili
- baktırmakbakmasına yol açmak, bakmasını sağlamak
- bakıcıBakma işiyle görevlendirilen kimse.
- bakımbir şeyin iyi gelişmesi, iyi bir durumda kalması için verilen emek
- bakımlıüstüne başına, kendisine bakan dikkat eden kişi, bakımı yapılmış şey
- bakımsızözen gösterilmemiş, bakılmamış
- bakımındanbakış veya görüş açısı yönünden, değerlendirme açısından
- bakınmaBakınmak işi
- bakınmakBakmak işi yapılmak, çevreye göz gezdirmek, araştırmak
- bakırcıBakır ve diğer hafif metallerden kazanlar, oluklar ve kaporta gibi eşyalaraı yapan, tesis edip onaran kişi.
- bakırcılıkbakırcının yaptığı iş, bakırdan eşya yapma sanatı
- bakışmakiki veya daha çok kimse birbirine bakmak
- balağaçların kabuğundan sızarak pıhtılaşan besi suyu
- balahayvanın yaş olarak küçüğü, yeni doğmuş hayvan, yavru
- balabanbalıkçılgiller familyasından kuş türü, bayağı balaban
- balahanSaçmalık, palavra
- balakkömüş, manda
- balalaykaüç köşeli, üç teli olan Rus çalgısı
- balamoz(Lubunca) yaşlı erkek
- balastDemir yolları ile şoselere döşenen taş kırıkları
- balayıevlilik yaşamının ilk günleri
- balcıarı yetiştirip bal alan veya satan kişi, arıcı
- baldırbacağın dizden ayak bileğine kadar olan bölümü, inciğin yumuşak ve şişkin olan arka tarafı
- baldıran(Conium maculatum) iki yıllık zehirli bitkilerin ortak adı, ağı otu, baldırgan
- baldırıkaraNemli yerlerde yetişen birçok eğreltiotu türünün ortak adı, karabaldır.
- baldızErkeğe göre karısının kız kardeşi
- balebelli hafif figürlere, adım atışlara, çoğunlukla sahne düzenine ve müziğe dayalı gösteri türü ve bu tür gösteri yapan sanatçı topluluğu
- balerinbale yapan sanatçı
- balgamsolunum organlarının salgıladığı, ağızdan dışarı atılan sümüksü madde
- balgamlıBalgamı olan.
- balinasuda yaşayan yeryüzündeki en büyük memeli hayvan, falyanos
- balistikateşli silahlarda barut gazının basıncı ile fırlayıp hedefe varıncaya kadar merminin havadaki hareketini inceleyen bilim, atış bilimi
- balkanSarp ve ormanlık sıra dağlar
- balkonYapının genellikle dışarıya doğru çıkmış, çevresi duvar veya parmaklıkla çevrili bölümü, çıkma
- ballıİçinde bal bulunan
- balodanslı ve özel giysili gece eğlencesi
- balonhava veya gazla doldurulmuş, kauçuktan yapılan çocuk oyuncağı
- baltaağaç kesmeye, odun kırmaya yarayan uzun saplı metal araç
- baltabaşbaş bodoslaması omurga hattına dikey olarak çelik lamadan yapılmış ve balta ağzı gibi düz olan gemi
- baltacıbalta yapan veya satan kimse
- baltacıkküçük el baltası
- baltacılıkBaltacı olma durumu
- baltalamakBalta ile kesmek
- baltalıbaltası olan
- baltalıksık sık kesimi yapılan orman
- balyaÇember ve demir tellerle bağlanmış ticaret eşyası
- balyozBüyük ve ağır bir çekiç başı
- balçıkiçinde çeşitli organik özdekler bulunan daha çok killi, koyu, yapışkan çamur, mil
- balıkOmurgalılardan, suda yaşayan, solungaçla nefes alan ve yumurtadan üreyen hayvanların genel adı
- balıkgözüayakkabıların bağ geçirilen deliklerine ve kemer deliklerine takılan maden, kemik vb.nden yapılmış halka
- balıkhanebalıkların toptan satışa çıkarıldığı, soğuk hava deposu olan yer
- balıklamaSuya dalmada, atlamada balık gibi gergin, düz ve baş aşağı bir biçimde
- balıklavaDeniz, göl ve ırmaklarda balık yatağı olan yer
- balıknefesiBalinagillerin başından çıkarılan ve kozmetik maddeler ve süslü mumlar yapımında kullanılan bir yağ
- balıksızBalığı olmayan
- balıkçıBalık tutan kimse.
- balıkçıluzun bacaklılardan, boynu ve gagası uzun, su kıyılarında yaşayan, balık yiyecek beslenen büyük kuş
- balıkçılıkBalıkçının yaptığı iş
- balıkçınPerde ayaklılardan, uzunca gagalı, uzun ve çatal kuyruklu, deniz kıyılarında yaşayan bir kuş cinsi, deniz kırlangıcı (Sterna hirundo)
- balığDeniz ortası
- bambuBuğdaygillerden, sıcak ülkelerde yetişen, boyu 25 metre kadar olabilen, mobilya, merdiven, baston vb. birçok eşyanın yapımında kullanılan bir tür kamış; Hint kamışı, hezaren
- bamyaebegümecigillerden, sıcak ve ılıman yerlerde yetişen bitki ve bu bitkinin hem taze hem kurutularak yenilen ürünü, (Abelmoschus esculentus)
- banalherkesçe kullanılan, anlaşılan
- banallikbanal olma durumu
- bandajvücudun bir bölümünü yerinde veya baskı altında tutmak amacıyla uygun biçimde sarılmış şerit, sargı
- bandıraGeminin hangi devlete ait olduğunu gösteren bayrak
- bandıralıbandırası olan
- bandırmabandırmak işi
- bandırmakÜzüm salkımlarını, inciri çabuk kuruması ve renginin parlak olması için küllü veya potaslı ılık suya daldırıp çıkarmak.
- bankçoğunlukla parklarda ve bahçelerde oturulacak sıra
- bankaBankacılık işleminin yapıldığı yer
- bankacıbankacılık işlemleri ile uğraşan veya bankada görevli kimse
- bankacılıkBankada yapılan işlemlerin tümü
- bankerBanka sahibi
- banketŞehirler arası yolların iki tarafında yayaların yürümesine ve taşıtların trafiği aksatmadan durabilmesine yarayan çakıl veya toprak yol
- banliyögenellikle oturma alanı niteliğinde olan, şehir merkezinden uzakta veya sınırlarına yakın yerlerde bulunan şehir yöresi, varoş, yörekent
- banmakSıvı bir madde içine katı bir maddeyi koyup, sıvıdan bir miktar almak.
- bantyapılış özelliğine göre sarma, yapıştırma vb. işlerde kullanılan düz, ensiz, yassı bağ, şerit, izole bant
- banyoinsanların başta beden temizliği olmak üzere ağız ve diş bakımı, tıraş ile boşaltım işlemlerini gerçekleştirdiği oda
- barAnadolu'nun doğu ve kuzey bölgesinde, en çok Artvin ve Erzurum yörelerinde el ele tutuşularak oynanan, ağır ritimli bir halk oyunu
- barajSuyu toplama, sulama ve elektrik üretme amacıyla akarsu üzerine yapılan bent
- barakaTahta, çinko vb. hafif şeylerden yapılmış, temelsiz, eğreti yapı.
- baranbağda omça sırası
- barbarmedenileşmemiş veya ilkel olarak algılanan bir insan
- barbarlıkBarbar olma durumu
- barbeküAçık havada ızgara ya da kızartma yapmaya yarayan ocak
- barbunyaBarbunyagillerden, kırmızı pullu, beyaz etli, kemikli balık, Mullus barbatus.
- bardakSu vb. şeyleri içmek için kullanılan, genellikle camdan yapılan kap
- bardakçıbardak, çömlek vb. yapan veya satan kimse
- bardoAygır ile dişi eşek çiftleşmesinden üretilen her yaştaki hayvan
- baremDevlet memurlarının maaşlarının derece ve tutarlarını düzenleyen sistem ve çizelge
- bargestBüyük savaş gemisi
- barihiç olmazsa, hiç değilse, o hâlde, öyleyse
- barikatBir yolu veya geçidi kapamak için her türlü araçtan yararlanılarak yapılan engel
- baritonTenor ve bas arasında, orta kalınlıkta erkek sesi
- barizaçık, göze çarpan, belirgin
- barmenbarda içki hazırlayıp sunan kişi, alkollü içecekleri, alkolsüz sıcak ve soğuk içecekleri ve bunlarla birlikte sunulan hafif yiyecekleri hazırlama ve müşteriye sunma bilgi, becerisine sahip nitelikli kişi, bar tezgâhtarı
- baroBir kent ya da bir bölge avukatlarının bağlı oldukları meslek kuruluşu
- baronBazı monarşilerde en düşük soyluluk unvanı
- baronlukBaronun görevi ya da baronun yönetiminde olan ülke.
- barutPotasyum nitrat (güherçile), odun kömürü ve sülfürün karışımından oluşan, ateşli silahlarda mermi için itici güç oluşturan patlayıcı karışım
- baruthaneBarut yapılan veya saklanan yer.
- barutlukBarut saklanan kap veya yer
- barutçuBarut ve cephane işçisi
- baryumGümüş renginde yoğunluğu 3.78 olan katı ve basit atom numarası 56 olan bir kimyasal element
- barzoGörgüsüz, kaba, kıro, hanzo, hozu, kolhoz, çuşka, kendistan.
- barınakbarınılacak yer, hane, melce, sığınak
- barındırmabarındırmak işi
- barındırmakbarınmasını sağlamak
- barınmakdoğa etkilerinden korunmak üzere kapalı yere sığınmak
- barışbarışmak işi
- barışmabarışmak eylemi, uzlaşma, anlaşma
- barışmakiki taraf arasındaki dargınlığı kaldırmak, uzlaşmak, anlaşmak
- barıştırmakBarışmalarını sağlamak, ara bulmak, (dargın olanların anlaşıp uzlaşması için) arabuluculuk etmek.
- basbir kol ya da düğmeye basılarak çalışan, oluşturduğu basınçlı suyla helânın yıkanmasını sağlayan cihaz
- basamakbir yere çıkarken veya bir yerden in erken basılan ve art arda gelen, birbirine belirli aralıkları olan düz yüzeylerden her biri
- basiretileriyi görme, sezgiyle doğru değerlendirme
- basiretsizGerçekleri görebilmekten uzak, sağgörüsüz
- basityapılması veya anlaşılması kolay olan, karışık olmayan, bayağı
- basitçebasit olarak, kolay tarafından, sadece, yalnızca
- basketbasketbol sporunda topu potaya atarak elde edilen sayı
- basketbolbeşer kişilik iki takım arasında topu 3 metre yükseklikteki karşılıklı duran ağ geçirilmiş iki sepetten birine sokup sayı kazanmak esasına dayanan bir oyun, basket, sepet topu
- basketbolcuBasketbol oyuncusu, basketçi
- baskülAğırlıkları tartmaya yarayan alet
- baskıbir eserin basılış biçimi veya durumu
- baskıcıKumaş üzerine resim veya desen basan kimse.
- baskılamakBaskı altına almak.
- baskınsuç işlediği veya suçluların bulunduğu sanılan bir yere ansızın girme
- basmacıMatbaa işçisi
- basmahanebasma yapılan işyeri.
- basmakvücudun ağırlığını verecek bir biçimde ayak tabanını bir yere veya bir şeyin üzerine koymak
- basmakalıpözgünlüğü olmayan, değişiklik göstermeyen, bilineni tekrarlayan bir biçimde, sloganvari
- bastonyürürken dayanmaya yarayan, ağaç veya metalden yapılan araç
- bastırmaBastırmak işi.
- bastırmakbasma işini yaptırmak.
- basuranüs bölgesindeki toplardamarların varis gibi genişlemesi
- basurluBasuru olan, hemoroitli
- basıresim klişesi, dökme harf, taş kalıp kullanarak makine yardımı ile kâğıt, bez v.s.'ne yazı, resim, çıkarma işi, edisyon, tab
- basılmabasılmak işi
- basılmakbasma işine konu olmak veya basma işi yapılmak
- basılıbasılarak yerleştirilmiş
- basındergi ve gazetelerin belli zamanlarda çıkan yayınların tamamı, matbuat
- basınçbir yüzey üzerine etkide bulunan dik kuvvetin, birim alana düşen miktari, tazyik
- bataküzerine basınca çöken çamurlaşmış toprak
- bataklıkÇok derin olmayan sularla örtülü batak bölge; aynaz, azmak, batağan.
- bataryaEn küçük topçu birliği.
- bateriorkestrada vurmalı çalgılar topluluğu, davullar ve ziller, davul, davul seti ve davul kiti
- batiskafDeniz diplerinde inceleme yapmak için kullanılan araç
- batmaksu altına gömülerek girmek, gark olmak
- batman7,692 kilogram olan ağırlık ölçü birimi
- battaniyeYorgan yerine veya yorgan üstünde kullanılan, çoğu yünden dokunmuş kalınca örtü.
- batıbulunulan yere göre güneşin battığı yönde olan bölge, garp
- batıldoğru ve haklı olmayan
- batırmakbir şeyin sıvı veya yumuşak maddenin içine gömülmesine yol açmak, batmasını sağlamak
- bavuliçine eşya konulan ve genellikle yolculukta kullanılan büyük çanta
- bayerkek isimlerinin önüne getirilen saygı sözü
- bayakaz önce, demin
- bayanKadınların ad veya soyadlarının önüne getirilen saygı sözü
- bayattaze olmayan.
- bayağıhemen hemen, âdeta
- baygınbayılmış, kendinden geçmiş bir biçimde
- baygınlıkbaygın olma durumu
- bayiherhangi bir ürünü ana firma adına satma yetkisi olan kişi, dükkân veya kuruluş
- baykuşbaşında, kulak yerinde iki sorgucu bulunan, yırtıcı gece kuşlarının genel adı
- baymakyiyecek baygınlık vermek, mideyi bulandırmak, midede ezinti yapmak
- bayrakmilletin, belli bir topluluğun veya bir kuruluşun simgesi olarak kullanılan, renk ve biçimle özelleştirilmiş, genellikle dikdörtgen biçiminde kumaş, sancak, alem
- bayraktarBayrağı taşıyan kimse
- bayramdinî ya da millî açıdan önemli olduğu için kutlanan günler
- bayramlaşmakbirbirinin bayramını kutlamak
- baytarhayvan hastalıkları hekimi, veteriner
- bayılmaBaygın duruma girme, kendinden geçme.
- bayılmakbaygın duruma girmek, uyur gibi olmak, kendinden geçmek, kendini kaybetmek
- bayıltmakbayılmasını sağlamak, bayılmasına yol açmak
- bayındırGelişip güzelleşmesi, hayat şartlarının uygun duruma getirilmesi için üzerinde çalışılmış olan, bakımlı, imar edilmiş yer; ongun, abat, mamur.
- bayırküçük yokuş, belen, kıran, şev
- bayırlaşmakyer ve yol dik duruma gelmek
- bazBir asitle birleştiğinde tuz oluşturan madde
- bazaltKoyu renkli, sert bir tür yanardağ kültesi.
- bazenara sıra, arada bir
- bazerganTüccar
- bazilikabüyük dikdörtgen salon biçiminde yapılmış, sütunları olan bir tür Roma yapısı
- bazlıiçerisinde baz bulunan
- bazıbirtakım, kimi
- bağbağlam, deste, demet
- bağcıbağlama işini yapan, bağlayan kişi
- bağcıkbağlama işinde kullanılan şerit biçiminde bağ
- bağdaşmaBağdaşmak eylemi, imtizaç.
- bağdaşmakanlaşmak, uzlaşmak, uymak, imtizaç etmek.
- bağdaşmazUyuşmaz, tutarsız
- bağdaştırmabağdaştırmak işi
- bağdaştırmakbağdaşmasını sağlamak
- bağlamcinsleri aynı ya da birbirine yakın olan şeylerin bir arada bağlanmışı, demet, deste, buket
- bağlamabağlamak işi.
- bağlamakİp, bağ veya başka bir araçla bir şeyi bir yere, diğer bir şeye veya birkaç şeyi birbirine tutturmak; birleştirmek, raptetmek.
- bağlanmakbağlamak işine konu olmak.
- bağlantıiki veya daha çok şeyin birbiriyle bağlı bulunması; ilişki, irtibat, bağlanak
- bağlatmakBağlamak işini yaptırmak
- bağlayıcıboya içindeki reçinelere verilen ad
- bağlaçeş görevli sözcükleri veya önermeleri birbirine bağlayan sözcük türü, rabıt, rabıt edatı, anlam bakımından birbiriyle ilgili sözcükleri ya da tümceleri birbirine bağlayan sözcük
- bağlıbağ ile tutturulmuş olan
- bağlılıkbağlı olma durumu, merbutiyet
- bağnazdüşünceye, inanışa aşırı ölçüde bağlanıp ondan başka bir düşünce ve inanışı kabul etmeyen kimse
- bağnazlıkkişiyi veya bir şeye aşırı düşkünlük ve tutkuyla bağlılık, bağnazca davranış; taassup, mutaassıplık, fanatiklik, fanatizm
- bağımbir şeyin veya bir kişinin gücü ve etkisi altında bulunma durumu, bağın, iksa
- bağımlıbaşka bir şeyin istemine, gücüne veya yardımına bağlı olan, özgürlüğü, özerkliği olmayan, tabi
- bağımlılıkbağımlı olma durumu, tabiiyet
- bağımsızherhangi bir kuruluşa, partiye bağlı olmayan kimse
- bağımsızlıkbağımsız olma durumu veya niteliği, istiklal
- bağıntıorganizmanın değişik yapı, özellik ve olaylarında görülen karşılıklı bağlılık, ilgi, korelasyon
- bağırok yayı ve dağda orta bölüm
- bağırmabağırmak işi, nida
- bağırmakyüksek ve gür sesle konuşmak, nida
- bağırsakSindirim sisteminde mideden sonra gelen ve besinlerin kana karışmasını, artıkların dışarı atılmasını sağlayan organ.
- bağırtıbağırma sesi, çığlık
- bağırışmakBkz bağrışmak
- bağışbağışlanan şey, yardım, hibe, teberru
- bağışlamabağışlamak işi, mağfiret, gufran, affetme
- bağışlamakbir mal veya hakkı karşılık beklemeden birine vermek, hibe etmek, teberru etmek
- başakArpa, buğday, yulaf vb. ekinlerin tanelerini taşıyan kılçıklı başı
- başarmakişi istenilen biçimde bitirmek, muvaffak olmak
- başarıbaşarma işi, sükse, muvaffakiyet
- başarılıbaşarı gösteren, muvaffakiyetli
- başarısızbaşarı göstermeyen, muvaffakiyetsiz
- başarısızlıkbaşarısız olma durumu, muvaffakiyetsizlik
- başbakanhükûmetin ve Bakanlar Kurulunun başı, kabinenin başı, başvekil
- başbeyeski Türklerde baş, başkan, komutan
- başbuğeski Türklerde baş, başkan, komutan
- başhekimBir hastanede sağlık hizmetlerinin en üst düzeyde sunulması için hizmetlerin düzenlenmesinden, yürütülmesinden ve denetlenmesinden sorumlu yönetici hekim; başdoktor, baştabip, sertabip.
- başkaayrıca, üstelik, bir yana anlamlarında -den başka şeklinde kullanılan söz
- başkalaşımbir kütlenin fizikçe ve kimyaca değişmesi, istihale, metamorfizm
- başkaldırmaBaşkaldırmak eylemi, ayaklanma, °isyan.
- başkanmemleketi yönetmek için seçilen kişi
- başkanlıkBaşkan olma durumu
- başkasıdiğer bir şahıs, herhangi bir kişi, diğeri, ötekisi, gair
- başkentBir devletin yönetim merkezi olan şehir; hükûmet merkezi, başşehir, payitaht.
- başkonsolosen yüksek aşamadaki konsolos
- başlahanaYaprakları sıkı, yuvarlak başlı lahana (Brassica Oleracea).
- başlamabaşlamak işi
- başlamakBir işe girişmek, harekete geçmek:
- başlangıçbir iş, bir dönem, bir hayat vb.nin ilk bölümü
- başlatmakbaşlamasına yol açmak
- başlatıcıBir şeyin, bir eylemin başlamasını sağlayan, başlatan.
- başlayıcıbir şey öğrenmeye yeni başlayan (kişi), müptedi
- başlıbaşı olan, kafalı
- başlıcaen önemli, başta gelen
- başlıkGenellikle başı korumak için giyilen şapka; dolambaç, serpuş.
- başmakçıayakkabı tamircisi
- başmühendisEn üst aşamadaki mühendis.
- başparmakEl ve ayakta bulunan en kalın parmak; badem parmak
- başrolBir filmin ya da bir tiyatro yapıtının baş kahramanını canlandırma işi.
- başsağlığıölen kimsenin yakınlarına ilgi ve yakınlık gösterme
- başsızbaşı olmayan
- baştanbaşından alarak, bir kez daha, bir kez yeniden
- başvurmakbir işin yapılması için bir kimsenin aracılığını istemek
- başvurubaşvurma işi, müracaat
- başçıkçiçeklerin erkek organlarında çiçek tozunu taşıyan torbacık, haşefe, anter
- başörtüsükadınların saçlarını örtmek için kullandıkları örtü, başörtü, bürgü, eşarp, örtme, leçek
- başıbozukDüzensiz topluluk
- başıboşyönetimsiz, baskısız, denetimsiz biçimde
- be"Ey, hey" anlamlarında bir seslenme sözü
- bebebebek, küçük çocuk
- bebekAnadolu’da ilkel bir kukla oyunu
- bebeklikbebek olma durumu
- becerielinden iş gelme durumu, ustalık, maharet
- beceriklibecerisi olan, elinden iş gelen, usta, maharetli, mahir, mahirane
- beceriksizbecerisi olmayan, usta olmayan, maharetsiz
- beceriksizlikbeceriksiz olma durumu, maharetsizlik, âcizlik
- becermekgüç görünen iş veya duruma çözüm bulmak, üstesinden gelmek
- bedavaherhangi bir bedel ödemeden
- bedayiGüzel incelikler
- bedbahtTalihsiz
- bedbinkaramsar, kötümser, pesimist
- bedduabirinin kötü duruma düşmesini gönülden isteme, ilenç, kargış, lanet, kötü dua
- bedeldeğer, fiyat, kıymet
- bedenİnsan ve hayvan vücudunda baş, kol ve bacaklar dışında kalan bölüm; gövde
- bedenenbedeniyle, vücuduyla, fiilen
- bedenselbedenle ilgili, bedenî
- bedestenKapalı çarşı
- bedeviçölde yaşayan göçebe
- bediigüzellik ölçülerine uyan, gözü gönlü okşayan, beğenilen
- bediiyatEstetik bilimi, güzel sanatlar.
- bedirAyın on dördü.
- begBey unvanı
- begonvilAkdeniz bölgesinde yaygın bir çiçek
- begümHint prenseslerine verilen unvan
- behiyeİyilik, hayır
- behiştCennet
- behâneBahane
- behçetMutluluk, bereket
- bejSarıya çalan açık kahverengi
- bekdâşAynı babadan kardeş
- beklemebeklemek işi
- beklemekBir iş oluncaya, biri gelinceye değin bir yerde kalmak, durmak.
- beklenmedikbeklenmeyen, umulmayan
- beklenmekbekleme işine konu olmak
- beklentiUmut edilen
- beklenüşBekleyiş
- bekletmeGeciktirme
- bekletmekbekleme işini birine yaptırmak
- bekleyişbeklemek işi
- bekleşmekBirlikte veya karşılıklıbeklemek
- bekliyâtBekleyenler
- beklâBekleyen
- bektaşBektaşi dervişi
- bekâEvlenmemişlik
- bekârEvlenmemiş
- bekâretkızlık, bakirlik
- bekâyaBekâr yeri
- bekâyeBeklenen
- bekâyetHikâye, rivayet
- bekçiNöbetçi
- belİnsan bedeninde göğüsle karın, sırtla kalçalar arasında daralmış bölüm:
- beldeŞehir, yer
- beldenKalça, bel
- beldeşŞehirli
- belediyeŞehir yönetimi
- beledîŞehre ait
- belekBilek
- belemirBilmez
- belenGeçit, dar yol
- belgeYazılı delil
- belgebilimDüşün ürünü olan bütün bilgileri toplama, sınıflama ve kolayca hizmete sunulacak biçimde saklama işlemi.
- belgegeçeryazılı, bilgi ve belgelerin telefon sistemi vasıtasıyla bir yerden bir yere iletilmesini anında sağlayan araç, belgeç, faks
- belgelemekbir olgunun doğru olduğunu belge ile göstermek, ortaya çıkarmak, tevsik etmek
- belgelenmekİki yıl üst üste aynı sınıfta kalan öğrenci için) Okuldan çıkarılmak.
- belgeselbelge niteliği taşıyan film veya televizyon programı
- belgesizYazısı olmayan
- belgilemekbelgi ile göstermek
- belgüzarBelge sunan
- beliYalan
- beligVeciz, açık
- belirginaçık bir biçimde
- belirginleşmeBelirgin duruma gelme
- belirginleşmekBelirgin duruma gelmek.
- belirlemebelirlemek işi, tayin, tespit, teşhis
- belirlemekbelirli duruma getirmek, belirli kılmak, tayin etmek
- belirlenmekbelirli duruma getirilmek
- belirletmekbelirleme işini yaptırmak
- belirliaçık ve kesin olarak sınırlanmış veya kararlaştırılmış olan, muayyen
- belirmebelirmek işi
- belirmekönce belli veya görünür olmayan bir şeyin ortaya çıkması, tezahür etmek
- belirsizbelirli olmayan, belgisiz, gayrimuayyen, vuzuhsuz
- belirsizleşmekBelirsiz bir niteliğe bürünmek.
- belirsizlikbelirsiz olma durumu, müphemiyet, vuzuhsuzluk
- belirteçbir eylemin, bir ön adın veya bir belirtecin anlamını zaman, yer, ölçü, nitelik, soru kavramları bakımından etkileyen sözcük, zarf
- belirtibir olayın ya da durumun anlaşılmasına yardım eden şey, alamet, nişan, nişane
- belirtilmebelirtilmek işi
- belirtilmekbelirtme işine konu olmak
- belirtmeaçık söyleme, belirli kılma, görüş bildirme, tasrih
- belirtmekaçıklamak, tebarüz ettirmek
- belkiMuhtemel olarak; belkim, herhâlde.
- bellekbilgisayarda, programı değişmeyen verileri, yapılacak iş için gerekli olan ara sonuçları toplayan bölüm
- bellemekAkılda tutmak
- belliBelli, aşikar
- belli belirsizMuğlak
- bellilikBelirginlik
- belsoğukluğuÜreme organlarının akıntılı ve bulaşıcı bir hastalığı.
- belâMusibet, sıkıntı
- belâgatSöz güzelliği
- belâgatlıVeciz, güzel sözlü
- belâgatnameBelâgat kitabı
- belâlıBelalı
- belâyeFelâket
- belîAçık, kesin
- belîğOlgun (söz)
- bembeyazçok beyaz, her tarafı beyaz, ak pak, apak
- bemolMüzik notası (bemol)
- bemâBenimle
- bemâyeBenim için
- benTeklik birinci kişiyi gösteren söz.
- bencebana göre, benim düşüncemce
- bencikendini beğenen, kendini her konuda üstün gören, hodpesent, megaloman
- bencilYalnız kendini düşünen, kendi çıkarlarını herkesinkinden üstün tutan; kendimci, hodbin, hodkâm, egoist.
- bencillikbencil olma durumu; hodbinlik, hodkâmlık, egoistlik, egoizm, enaniyet
- bendKıta, bölüm
- bendeKöle, hizmetkâr
- bendeganKullar
- bendegânKullar (çoğul)
- bendenizalçak gönüllülükle tekil birinci kişi adılı, "ben" yerine ve "köleniz" anlamında kullanılır.
- benderHisar, kale
- benekherhangi bir şey üzerindeki ufak leke, nokta, puan
- beneklibenekleri bulunan.
- bengSonsuzluk
- bengiEge ve Güney Marmara bölgesinin halk oyunlarından biri
- bengileşmekSonsuz yaşama niteliği kazanmak, ölümsüzleşmek, ebedileşmek
- bengilikZamanla ilgisi, başlangıcı ve sonu olmayan varlık.
- benimsemebenimsemek işi, sahip çıkma, tesahup
- benimsemekbir şeyi kendine mal etmek, sahip çıkmak, kabullenmek, tesahup etmek
- benizYüz, çehre
- benizliYüzlü
- benlikBen bilinci
- benlâBenim
- benmerkezKendini merkeze alan
- bentSu biriktirmek için akan suyun önüne yapılan set, baraj
- benzemekiki kişi veya nesne arasında birbirini andıracak kadar ortak nitelikler bulunmak, andırmak
- benzenmaden kömürü katranından çıkarılan bir tür hidrokarbonun bilimsel adı
- benzerAndıran
- benzerlikOrtak özellik
- benzersizbenzeri olmayan, eşsiz
- benzetKıyasla
- benzetmeMetafor
- benzetmekbirşeyi başka birşeye benzer hissetmek
- benzeşBenzer
- benzeştirBenzet
- benziYüz hatları
- benzinYakıt (modern anlam)
- benzinlikbenzin istasyonu
- benzîBenzeyen
- benâYapı, bina
- benâmeAdsız
- benâtYapılar
- benîOğullar, evlatlar
- benî âdemİnsanoğlu
- benîdYaratılmış
- benîşİnsanlara ait
- beraatAkıtılma, beraat
- beraberbirlikte, bir arada
- berabercebirlikte, beraber olarak
- beratFerman, nişan
- berbatbakımsız, darmadağın, perişan, viran
- berbersaç ve sakalın kesilmesi, taranması ve yapılması işiyle uğraşan ya da bunu meslek edinen kişi; kuaför, erkek berberi, perukar
- berebir yere çarpma, incitme veya vurma sonucu vücudun herhangi bir yerinde oluşan çürük, ezik
- bereketbolluk, feyezan, feyiz, gürlük, ongunluk
- bereketlenmeBereketlenmek işi veya durumu
- bereketlenmekÇoğalmak,artmak
- bereketlibol, verimli
- bereterÜst üste
- bereterkÜst üste yığılmış
- berhaneEv, konak
- berhavaBoş, faydasız, yararsız
- berhayatSağ, hayatta
- berhudarmesut, mutlu, mükâfata/saadete erişen, selamette
- berikonuşana göre önünde bulunan iki uzaklıktan kendisine yakın olanı
- berilyumAtom numarası 4 olan bir kimyasal element
- berksert, katı
- berkelyumAtom numarası 97 olan bir kimyasal element
- berkemalmükemmel, pek iyi
- berkitmeksağlamlaştırmak, tahkim etmek, takviye etmek.
- bermudaDizlere kadar inen dar ve kısa pantolon
- berrakduru, temiz, aydınlık, açık
- bertarafKaldırılmış, giderilmiş
- berâyİçin, uğruna
- besinyaşamı sürdürmek için gereksinim duyulan inorganik ve organik kimyasal maddeleri topluca belirten terim
- beslemeBakıma muhtaç olan ya da evlatlık olarak alınarak ev işlerinde çalıştırılan kız; beslek, besleme kız, beslemelik
- beslemekYiyecek ve içecek sağlamak:
- beslenmebeslenmek işi
- beslenmekkendini beslemek
- besletmekBeslemek işini başkasına yaptırmak
- bestemüzik eserini oluşturan ezgilerin bütünü, müzik notasyonu kullanılarak yazılmış veya icra sırasında kaydedilmiş müzik yapıtı
- bestecibestekâr, müzikal kompozisyonlar tasarlayan, yazan ve düzenleyen, beste yapan kişi
- besteleme# Bestelemek işi.
- bestelemekbeste yapmak
- bestelenmekbesteleme işine konu olmak, bestesi yapılmak
- betbeniz kelimesi ile birlikte, "yüz rengi" anlamında ikileme oluşturan söz
- beterEteri gider beteri gelir.
- betimBetimleme işi, betimleme
- betimlemekbir nesnenin, kendine özgü niteliklerini tam ve açık bir biçimde söz veya yazı ile anlatmak, tasvir etmek
- betonçimentonun su yardımıyla kum ve çakıl vb. maddelerle karışması sonucu oluşan sert, dayanıklı, bağlayıcı yapı malzemesi, dongu
- beyerkek isimlerinden sonra kullanılan saygı ifadesi
- beyanaçıklama, ifade
- beyanatdemeç, bildiri
- beyannamebir kişinin resmî kuruluşa herhangi bir durumu bildirmek için verdiği çizelge, bildirge
- beyazrenk ismi, ak
- beyazlıkBeyaz olma durumu
- beyazımsıBeyaza çalan
- beyefendisaygı belirtmek için erkek adlarının sonuna getirilen veya bu isimlerin yerine kullanılan unvan
- beygirsadece yük taşıyan ya da araba çeken at
- beygirciBeygir besleyen veya kiraya veren kimse
- beyhudeyararsız, anlamsız
- beyinKafatasının içinde beyin zarları ile örtülü, iki yarım küre biçiminde sinir kütlesinden oluşan, duyum ve bilinç merkezlerinin bulunduğu organ; dimağ, ensefal.
- beyincikVücutta denge ve kas hareketlerinden sorumlu sinir sistemi organı.
- beyitMana bakımından birbirine bağlı iki dizeden oluşmuş şiir parçası
- beylerbeyiSancak beylerinin başı
- beylerbeyilikBeylerbeyi olma durumu
- beylikBey olma durumu.
- beynelhalkuluslararası
- beynelmileluluslararası
- beytülmalDevlet hazinesi
- beyzbolDokuzar kişilik iki takım arasında bir top ve sopayla oynanan bir çeşit oyun
- beyzbolcuBeyzbol oynayan ve oynatan (kimse)
- bezpamuk veya keten ipliğinden yapılan dokuma, çaput
- bezdiriİş yerlerinde, okullarda vb. topluluklar içinde belirli bir kişiyi hedef alıp, çalışmalarını sistemli bir biçimde engelleyip huzursuz olmasına yol açarak yıldırma, dışlama, gözden düşürme.
- bezdirmekbıktırmak, usandırmak, bıkkınlık vermek
- bezeksüs, ziynet, cıcık
- bezelyeBaklagillerden, tohumları yuvarlak, tırmanıcı bitki ve bu bitkinin yuvarlak tanesi
- bezginYaşama veya iş görme isteğini yitirmiş
- bezirketen tohumu
- bezmekbezgin duruma gelmek, bezginlik getirmek, bıkıp usanmak
- beğendirmeMemnun etme
- beğendirmekbeğenilmesini, hoş görünmesini sağlamak
- beğenigüzel veya çirkin yargısını verdiren duygu, zevk
- beğenmebeğenmek işi
- beğenmekiyi ya da güzel bulmak
- beğençZevk, hoşlanma
- beşdörtten sonra gelen sayma sayısının adı
- beşerinsanoğlu, insan
- beşerîinsanoğlu ile ilgili
- beşgenbeş kenarlı çokgen
- beşikbebekleri yatırmaya ve sallayarak uyutmaya yarayan, tahta veya demirden yapılmış sallanır bir çeşit küçük karyola
- beşikçiBeşik yapan veya satan kimse
- beşincibeş sayısının sıra sıfatı, sırada dördüncüden sonra gelen
- beşincilikBeşinci olma durumu
- beşlikBeş para, beş kuruş veya beş lira değerinde olan akçe
- beşparmakDerisi dikenlilerden, beşışınlıyıldız biçiminde bir deniz hayvanı, beşpençe (uraster)
- beştaşBeş adet taşla oynanan, havaya atılan bir adet taşın yere düşmeden yerdekilerin tek avuçla toplanmasına dayanan bir tür çocuk oyunu.
- bi-iki (Lat. önek)
- biatBir kimsenin hâkimiyetini tanıma
- biberpatlıcangillerden, taze iken yeşil ve çoğu acı olan meyvesi sebze ve baharat olarak kullanılan ve çeşitli türleri bulunan bir bitki, paprika
- biberiyeBallıbabagillerden, Akdeniz çevresinde çok yetişen, güzel kokulu yapraklarını dökmeyen, çiçekleri soluk mavi renkli, çok yıllık bir bitki.
- biberliİçine biber katılmış
- biberlikBiber konulan küçük kap
- biberonGenellikle süt çocuklarına süt ve sulu yiyecekleri içirmekte kullanılan emzikli şişe
- bibliyotekKitaplık, kütüphane
- bibloÇeşitli maddelerden yapılan heykel, vazo vb. zarif, küçük süs eşyası
- bicikBir kez, bir defa.
- bidayetBaşlama, başlangıç
- biftekIzgara veya tavada pişirilen, genellikle dana eti dilimi
- bihaberhabersiz bir biçimde
- bijuteriKuyumcunun yaptığı değerli takıların tamamı
- bikiniDeniz, göl, havuz vb. yerlere girerken veya güneşlenirken giyilen, iki parçadan oluşan kadın giysisi.
- bilançoBir kuruluşun, bir ticarethanenin belirli bir dönem sonundaki veya belirli bir gündeki taşınır ve taşınmaz varlıkları ile bunları sağlamak için kullanılan öz ve yabancı kaynakları dengeli olarak gösteren çizelge
- bilardoçuha kaplı bir masa üzerinde, fil dişi toplarla ve ıstaka ile oynanan bir oyun
- bilcümleBütün, hep
- bildirilmekbildirme işine konu olmak, duyurulmak, haber verilmek
- bildirimbildirmek işi
- bildirmebildirmek işi, beyan, ikrar, ilam, tebliğ
- bildirmekherhangi bir şeyi haber vermek
- bileda, de, dahi
- bilekel ile kolun, ayakla bacağın birleştiği bölüm
- bileklikoyunlarda bileğin incinmesini önlemek için takılan sargı
- bilemekKesici aletlerin ağzını çark, zımpara, eğe, bileği taşı vb.ni kullanarak keskinleştirmek, keskin duruma getirmek; bileğilemek, bileylemek.
- biletPara ile alınan ve konser, sinema, tiyatro, müze, spor müsabakası vb. eğlence yerlerine girme, ulaşım araçlarına binme veya bir talih oyununa katılma imkânını veren belge.
- bilezikGenellikle altın, gümüş vb. elementlerden yapılan ve bileğe süs için takılan halka.
- bileğikesici araçları bilemek için kullanılan alet
- bileşikgörüntü ve sesin birlikte yer aldığı film parçası
- bileşkeBir araya gelme.
- bilgebilgili, iyi ahlâklı, olgun ve örnek, hakim
- bilgiaraştırma, gözlem veya öğrenme yolu ile elde edilen gerçek, malumat, vukuf
- bilgilendirmekbir konuda bilgi sahibi olmasını sağlamak, haberdar etmek
- bilgilibilgiye dayalı bir biçimde
- bilginbilimsel konuda çok bilgisi olan, âlim
- bilgisayarVerilen bir programa göre mantıksal ve matematiksel işlemleri yerine getiren ve bundan doğan sonucu kullanıcıya bir şekilde geri besleyen cihaz, elektronik beyin
- bilgisayarlıbilgisayar olarak
- bilgisayarsızbilgisayar olmaksızın
- bilgisizbilgi sahibi olmayan, bilisiz, malûmatsız, cahil
- bilgiçBilgili kimse
- bilimevrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgi, ilim
- bilimselbilimle ilgili, bilime dayanan, ilmî
- bilinemezcilikbilginin bağıntılı olduğuna ve bundan dolayı salt olmadığına inanan öğreti
- bilinmekbilme işine konu olmak, anlaşılmak, öğrenilmek
- bilinçinsanın kendisini ve çevresini tanıma yeteneği, şuur
- bilinçaltıHenüz bilince çıkmamış duyguların bulunduğu varsayılan zihin bölgesi, şuuraltı
- bilinçlikendi hareketlerinin farkında olan
- bilirkişiBelirli bir konudan iyi anlayan ve bir anlaşmazlığı çözümlemek için kendisine başvurulan kimse; ehlihibre, ehlivukuf, eksper
- bilişcanlının, bir nesne veya olayın varlığına ilişkin bilgili ve bilinçli duruma gelmesi, vukuf
- bilişimekonomik, teknik ve toplumsal alanlardaki iletişimde kullanılan ve özellikle elektronik aletler aracılığı ile düzenli bir şekilde işlenmeyi ön gören bilim, bilgisayar bilimi, informatik
- billurbazı cisimlerin bazı fiziksel etkiler altında aldıkları veya doğal olarak bulundukları geometrik biçim:
- bilmecedoğa olayları ile insan, hayvan ve bitki gibi canlıları, eşyaları, dinî konu ve motifleri kapalı bir şekilde soran çağrışımlarla bulunmasını amaç edinen kalıplaşmış sözler
- bilmek-a / -e ekli fiillerle yeterlik bildiren birleşik fiiller oluşturur
- bilmukabeleKarşılık olarak
- bilyeMaden ve camdan yapılmış yuvarlak nesne
- binon kere yüz, dokuz yüz doksan dokuzdan bir artık, aşırı, çok sayıda, pek çok
- binaendayanarak. ...den dolayı, böylece
- binaenaleyhbundan dolayı
- binbaşıorduda rütbesi yüzbaşı ile yarbay arasında bulunan ve asıl görevi tabur komutanlığı olan subay
- binekbinmeye yarayan otomobil, at vb taşıt
- binerbinmek fiilinin bildirme kipi geniş zaman 3. teklik şahıs olumlu çekimi
- biniciata binen kimse
- binincibin sayısının sıra sıfatı, sırada dokuz yüz doksan dokuzuncudan sonra gelen
- binişüniversite öğretim üyelerinin giydikleri cübbe
- binlercepek çok, çok sayıda
- binmekYüksek bir şeyin veya bir hayvanın üstüne çıkıp ayaklarını sallandırarak oturmak
- binyılBin yılı içine alan zaman dilimi, milenyum
- biplemekKuş gibi ötmek
- biren küçük sayma sayısı
- biraarpa ile şerbetçi otunu mayalandırarak yapılan hafif alkollü içki, arpa suyu
- biradererkek kardeş
- birahanegenellikle bira içilen, aynı zamanda çabuk hazırlanan bazı sıcak veya soğuk yemeklerin de yenildiği yer
- birazcıkpek az, çok az
- birbirikarşılıklı olarak bir diğeri
- birdirbiroyuncuların birbirinin üstünden atlayarak oynadıkları bir oyun
- birerBir sayısının üleştirme sayı sıfatı, her birine bir
- bireykendine özgü nitelikleri yitirmeyen tek varlık, fert
- bireyselbireyle ilgili olan, bireye özgü olan, ferdî
- bireysellikbirey olma olgusu
- biricikeşi, benzeri olmayan ve çok sevilen, bir tane
- birikimzamanla toplanan bilgi veya değer
- birikintibir yerde kendi kendine birikmiş olan şey
- birikmeToplanıp yığılma.
- birikmektoplanıp yığılmak
- biriktirmebiriktirmek işi, tasarruf
- biriktirmek-i toplayıp yığmak
- birimbir çokluğu oluşturan varlıkların her biri
- birincisıra, yer, zaman bakımından başkalarından önce gelen kimse, şey
- birincilsırada, önemde ilk yeri alan
- birincilikBirinci olma durumu
- birisiherhangi bir kimse
- birkaççok fazla sayıda olmayan kişi veya şey
- birleşikbir araya gelmiş, birleşmiş olan
- birleşmebirleşmek işi
- birleşmekayrıyken tek bir bütün durumuna gelmek
- birleştiriciBirliği sağlayan kimse
- birleştirmebirleştirmek işi, kombinasyon
- birleştirmekBir araya getirmek
- birliktek, bir olma durumu
- birliktebir arada, beraberce, hep beraber
- birliktelikbirlikte olma durumu, beraberlik
- birçokoldukça çok, sayısı belirsiz, bir hayli, müteaddit
- biseksüelhem erkeklere hem de kadınlara karşı cinsel, duygusal ve romantik ilgi duyan kişi
- biseksüellikbiseksüel olma durumu
- bisikleten çok üç tekerliği olen ve üzerinde bulunan insanların kas gücü ile pedal veya el ile tekerliği döndürülerek hareket eden, yolcu taşımalarında kullanılar motorsuz taşıt; çiftteker, velespit
- bisikletsizBisikleti olmayan
- bisikletçiBisikletle spor yapan kimse.
- bisküviun, süt, şeker veya tuzla yapılan ince, gevrek kuru hamur işi türü
- bismillahAllah'ın adıyla
- bisturiCerrahide kesme işlemlerinde kullanılan bıçak, neşter
- bit(Pediculus) yarım kanatlılar alt takımına giren, insan ve memeli hayvanların vücudunda asalak olarak yaşayan böcek, kehle
- bitapbitkin, yorgun
- bitibir parça, azıcık, biraz
- bitimson, nihayet, münteha
- bitirmebitirmek işi, itmam
- bitirmekBitmesini sağlamak; tamamlamak.
- bitişbir müzik parçasının son bölümü, final
- bitişikkomşu olan, yandaki
- bitkibulunduğu yere kökleriyle tutunup gelişen, döl veren ve hayatını tamamladıktan sonra kuruyarak varlığı sona eren, ağaç, ot, yosun v.s. canlıların genel adı, nebat, biten
- bitkingücü tükenmiş olan, çok yorgun, argın, aygın, dermansız
- bitkiselbitki ile ilgili, bitki cinsinden olan
- bitliÜstünde bit bulunan
- bitmebitmek işi, finiş
- bitmekSona ermek, tamamlanmak:
- bitpazarıeski eşyaların alınıp satıldığı yer
- bitümKeskin bir koku, alev ve koyu duman çıkararak yanan, karbon ve hidrojen bakımından çok zengin tabiî yakıt maddelerinin genel adı, yer sakızı
- biyeGenellikle giysinin yaka, kol, etek çevresine kendi kumaşından veya başka kumaştan geçirilen ince şerit
- biyofizikbiyolojik süreçlerin aydınlatılmasında ve biyolojiye ilişkin sorunların çözümünde fiziksel bilimlerin ilke ve kavramlardan yararlanan bilim dalı, biyolojik fizik
- biyokimyahücreden en gelişmiş organa kadar canlı dokuları inceleyen ve bunları oluşturan maddeleri araştıran bilim dalı
- biyokimyasalBiyokimya ile ilgili
- biyolojibitki ve hayvanların köken, dağılım, yapı, gelişim, büyüme ve üremelerini inceleyen bilim dalı
- biyolojikbiyoloji ile ilgili, dirim bilimsel
- biyoteknolojimayalama veya atık yönetimi gibi belirli bir amaç için mikroorganizmalar geliştirmeyi, ürün yapmak veya bunları değiştirmek için canlı organizmaları ve bu organizmaların parçalarını kullanan teknik
- bizÇokluk birinci kişiyi gösteren söz.
- bizmutAtom numarası 83 olan bir kimyasal element
- bizonAmerika'da yaşayan bir cins hörgüçlü yaban öküzü
- bizzatKendi, kendisi, şahsen
- biçareçaresiz, zavallı kimse
- biçerdöverEkin biçen, döven, taneleri ayıran, samanı deste veya balya durumuna getiren makine.
- biçilmeBiçilmek işi
- biçilmekbiçmek işine konu olmak
- biçimlendirmebiçimlendirmek işi, biçimleme, şekillendirme, formatlama
- biçimlendirmekbir şeye belirli bir biçim vermek, biçimlemek, şekillendirmek
- biçimselbiçime dayanan, biçimle ilgili, şekle ait, şekli, formel
- biçmekbelli bir biçim vererek kesmek
- biçtirmeBiçtirmek işi
- biçtirmekBiçmek işini yaptırmak
- bişemeşe ormanı, meşelik
- bişiEkşimiş mayalı hamurun kızartılmasıyla yapılan yiyecek
- blastopor() Embriyoda, dış hücrelerin içeri çökmesiyle oluşan ilkin girintinin açıklık kısmı, ilkin ağız açıklığı
- blogTeknik bilgi gerektirmeden istedikleri şeyleri istedikleri şekilde yazan insanların oluşturabildikleri, günlüğe benzeyen ağ sayfası; ağ günlüğü.
- blogcuSık sık blog yazan kimse
- blokBüyük ve ağır kitle
- blokajBloke etme işi
- blokeKullanılması önlenmiş, el konulmuş
- bloklamakRakip oyuncunun vurduğu topu file üstünde avuç içi karşı takıma dönük bir biçimde ellerini kaldırarak karşılamak.
- blucinKot pantolon
- bluzVücudun üst bölümüne giyilen, genellikle ince kumaştan yapılan veya iplikten örülen kadın giysisi
- bluzluBluz giymiş olan kişi
- bluzsuzBluz giymiş olan kişi
- blöfİskambil oyunlarında elindeki kâğıtları olduğundan başka gösterme davranışı
- blöfçüBlöf yapan kimse
- bobinfotoğraf filmi rulosu
- bocalamakgemi rüzgâra karşı gidemeyerek sürüklenmek
- bociAğır yük taşımaya yarayan, iki kalın ve küçük tekerleği olan el arabası
- bocurgatağır yükleri çekmek için manivela ile döndürülen ve döndürüldükçe çekilecek şeyin bağlı bulunduğu urganı kendi üzerine saran çıkrık
- bodrumbir yapının yol düzeyinden aşağıda kalan bölümü, mahzen
- bodurenine göre boyu kısa ve tıknaz
- boduçağaç veya topraktan yapılmış küçük su kabı
- bohemYarınını düşünmeden günü gününe tasasız, derbeder bir yaşayışı olan edebiyat ve sanat çevresinden (kimse veya topluluk)
- bohçaiçine çamaşır, elbise vb. koyup sarılan dört köşe kumaş
- bokdışkı, feçes, kaka
- boklamakBir yere büyük abdestini yapmak
- bokluBoku olan; pis
- boksbelirli kurallara uyularak yapılan yumruk dövüşü, yumruk oyunu
- boksörBoks yapan kimse, yumruk oyuncusu, sporuyla uğraşan kişi
- boksörlükBoksörün işi veya mesleği
- boktanDeğersiz, yararsız olan
- bolözel bir cam içinde likör, şarap, meyve ve maden suyu karıştırılarak hazırlanan içki
- bollukbol olma durumu
- bombaCanlı veya cansız hedeflere atılan, içi yakıcı ve yıkıcı maddelerle doldurulmuş, türlü büyüklükte patlayıcı, ateşli silâh
- bombacıBomba kullanan veya yapan kimse
- bombalamakBir yere bomba atmak
- bombalanmakBombalamak eylemine konu olmak.
- boncukcam, sedef, tahta, taş, sedef ya da plâstik gibi maddelerden yapılan, ortası delik, çoğu yuvarlak ve renkli süs tanesi
- boneDüz veya kıvrımlı her çeşit yumuşak kumaş gibi bir maddeden yapılan başlık.
- bonköriyi yürekli, iyi kalpli
- bonservisişte başarı olunca verilen belge
- boratom numarası 5 olan kimyasal element
- boraGenellikle arkasından yağmur getiren sert yel, boğanak.
- boraksYoğunlaşmış bir borik asitten türeyen sodyum tuzu
- boranrüzgâr şimşek ve gök gürültüsü ile ortaya çıkan sağnak yağışlı hava olayı
- borazanüfleyerek çalınan, perdesiz çalgı, boru
- bordaGeminin su kesiminden yukarıda kalan kısmı
- bordoMor ve kırmızı karışımından ortaya çıkan renk, şarap tortusunun rengi.
- borsabazı tüccarların ve özellikle sarraflarla değerli kâğıt ve tahvil alışverişiyle uğraşan alım satım ve değişim amacıyla devlet denetimi altında iş yaptıkları yer, sermaye piyasasının değişimi
- borsacıDeğerli kâğıt, para ve tahvil üzerine borsa oyunu yapan kimse
- boruBir yerden başka bir yere sıvı, gaz vb. aktarmaya yarayan, içi boş, uçları açık, uzun ve dar silindir.
- borçgeri verilmek üzere alınan veya ödenmesi gerekli para veya başka bir şey, verecek
- borçluborcu kalmış olarak
- bostansebze bahçesi
- bostancıBostan işleriyle uğraşan kimse.
- botanikbitki bilimi
- boybir şeyin tabanı ile en yüksek noktası arasındaki uzaklık
- boyaaldatıcı görünüş
- boyacıyapıların iç ve dış cephelerinin, ahşap, sac, demir vb. yüzeylerin, boya veya dış cephe kaplama malzemeleriyle kapatma işlemlerini yapma bilgi ve becerisine sahip nitelikli kişi
- boyahaneBoya işleri yapılan yer
- boyalamakGelişigüzel boya sürmek
- boyalanmakBoya sürülmek
- boyalıBoya sürülmüş, boyanmış veya boyaya batırılmış
- boyamakboya sürerek veya boyaya batırarak renk vermek
- boyasızBoya sürülmemiş
- boyatmakboyama işini yaptırmak, boya sürdürmek
- boyayıcıBoyama özelliği olan
- boydaşaynı boyda olan
- boykotbir işi, bir davranışı yapmama kararı alma
- boylamYeryüzündeki herhangi bir noktanın meridyen çemberiyle başlangıç olarak alınan Greenwich Gözlemevi'nin meridyen çemberi arasındaki açı değeri; tul, tul derecesi, meridyen
- boynuzBazı hayvanların başında bulunan, tırnaksı bir maddeden, uzun, kıvrık veya çatallı korunma organı
- boynuzlamakBoynuzuyla vurmak, süsmek.
- boyunGövdenin başla omuz arasında kalan bölgesi.
- boyuncaBoyu veya uzunluğu kadar:
- boyundurukÇift süren veya kağnıya koşulan hayvanların birlikte yürümelerini sağlamak için iki ucu hayvanların boynuna, ortası da saban veya kağnıya bağlanan ağaç parçası
- boyutbir cismin herhangi bir yöndeki uzantısı
- bozaçık toprak rengi
- bozadarı irmiği, su ve şekerden üretilen, kışın tüketilen, bilinen en eski Türk içeceklerinden biri
- bozacıBoza yapan veya satan kimse
- bozayıTehlikeli ve boz renkte bir cins ayı
- bozdoğanBir doğan türü.
- bozgunBir toplulukta karşılıklı güvenin bozulması ile beliren karışıklık; bozgunluk.
- bozkırkurakçıl otsu bitkilerden oluşan, sıcak ve ılıman iklimlerde geniş alanlara yayılan, ağaçsız doğal bölge, step
- bozmakBir şeyi kendisinden beklenilen işi yapamayacak duruma getirmek.
- bozonParçacık fiziğinde Bose-Einstein yoğunlaşmasına uyan ve tam sayılı spinlere sahip olup çoğu zaman güç taşıyıcı olan temel parçacıklardır.
- bozukbozuk para, madenî para
- bozuklukbozuk olma durumu
- bozulmabozulmak işi
- bozulmakbozma işine konu olmak
- bozuntubozulan bir şeyden arta kalan bölüm
- bozuşmakkişilerin araları açılmak,bozulmak
- boğabir büyükbaş hayvan olan erkek sığır
- boğazBoynun ön bölümü ve bu bölümü oluşturan organlar; imik, kursak, ümük.
- boğucuboğma özelliği olan
- boğulmakboğma işine konu olmak.
- boğuşmakbirbirinin boğazına sarılmak, dövüşmek
- boşhabersiz, hazırlıksız biçimde
- boşalmaBoşalmak işi, inhilâl
- boşalmakboş olma durumu
- boşaltmakboş duruma getirmek
- boşaltılmakboşaltmak işine konu olmak
- boşamakkanunlara göre eşlerden biri, aile ilişkisini kesmek
- boşanmaboşanmak işi
- boşanmakkarı ve kocanın mahkeme kararı ile birbirinden ayrılması; ayrılmak.
- boşatmakBoşamak işini yaptırmak
- boşboğazsaklanması gereken şeyleri söyleyiveren, sır saklayamayan, geveze, ayran ağızlı
- boşlamakİlgisiz davranmak, ilgi göstermeyi kesmek.
- boşlukboş olan, içinde bir şey barındırmıyan yer, cevf
- boşunaboşu boşuna, boş yere, yararsız yere, gereksiz, beyhude, beyhude yere, nafile, tevekkeli
- brandaAmbar kapaklarının veya filikaların üzerine örtülen, muşamba benzeri, su geçirmez, kalın bez
- branşDal, şube, kol
- bravo"aferin, yaşa" anlamlarında beğeni bildiren bir söz
- breEy, hey anlamında kullanılır
- brifingbilgilendirme
- brokoliHardalgillerden, küçük, yeşil yumrular hâlinde olan, haşlanarak yemeği hazırlanan bir tür sebze
- bromatom numarası 35 olan kimyasal element
- bronşsoluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan her biri ve bunların dalları
- bronşitbronş ve bronşçukların iltihaplanması sonucu meydana gelen hastalık
- broşürKüçük kitap, açıklayıcı ve tanıtıcı mahiyette yayın; kitapçık, risale
- buen yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan söz
- bucakaşağıdaki anlamlara gelebilir kenar, köşe, yer
- budakağacın dal olacak sürgünü
- budaklanmakBudak sürmek, dallanmak.
- budalazekâca geri olan, alık
- budamakdaha çok ürün almak veya düzgün bir biçim vermek amacıyla ağaç, asma vb.nin dallarını kesmek, kısaltmak
- budunulus, millet
- bugüniçinde bulunulan gün
- bugünkübugüne özgü, bugün olan, bugün yapılan
- buharısı etkisiyle sıvıların kimi katı maddelerin geçtikleri gaz durumu, islim, istim
- buharlaşmabuharlaşmak işi, buğulaşma, tebahhur
- buharlaşmakbuhar durumuna dönüşmek, buğulaşmak, tebahhur etmek
- buhranbunalım, bunluk, kriz
- buhurdinsel törenlerde yakılan hoş kokulu madde, tütsü
- bujiPatlamalı motorlarda yakıtı tutuşturmaya yarayan araç.
- bukalemunBukalemungillerden, 20-30 cm boyunda, farklı ortamlarda renk değiştirmesiyle bilinen sürüngen türü
- bukağıAğır cezalıların ayaklarına takılıp ucuna pranga bağlanan demir halka
- buketçiçek bağlamı, çiçek demeti
- bukleBNüklüm, kıvrım (saç), saç lülesi
- bulakkaynak, pınar
- bulamabulamak işi.
- bulamakBir nesnenin her yanını bir şeye değdirerek üstünü onunla kaplamak; belemek.
- bulamaçsulu, cıvık hamur
- bulandırıcıBulantı veren.
- bulanmaBulanmak işi
- bulanmakbulama işine konu olmak, her yanın bir şeyle kaplanması
- bulantımidede duyulan ve insana kusacak gibi bir duygu veren durum
- bulanıkbulanmış, duru olmayan bir biçimde
- bulanıklıkbulanık olma durumu
- bulaşkanBulaştığı yerden kolay temizlenemeyen, yapışkan
- bulaşmakbir nesne, üzerine sürülen bir şey yüzünden kirlenmek
- bulaştırmakSürmek, sıvaştırmak, sıvaşıp yapışmasına sebep olmak.
- bulaşıcıpatojenler yoluyla insandan insana geçebilen
- bulaşıkYiyecek veya içecekle kirletilmiş mutfak eşyası veya kap kacak.
- bulaşıkçıİşi kirli kapları yıkamak olan kimse.
- bulaşılmakBulaşmak işine konu olmak
- bulguvar olduğu hâlde bilinmeyeni bulup ortaya çıkarma işi ve bu işin sonunda elde edilen şey
- bulgurKaynatılıp kurutularak kırılmış buğday.
- bulmacaçeşitli biçimlerde düzenlenen ve düşündürerek, aratarak buldurmayı amaç edinen oyun
- bulmakarayarak veya aramadan, bir şeyle, bir kişi ile karşılaşmak
- bulundurmakvar olmasını, hazır bulunmasını sağlamak
- bulunmabulunmak işi
- bulunmakbulma işine konu olmak
- bulutbuz kristalleri, su damlacıkları ya da bunların karışımlarından oluşan, toprağa değmeyen, gözle görülür kütle
- bulutlanmakbulutlarla kaplanmak
- bulutlukarışık, net olmayan
- buluşilk defa yeni bir şey yaratma, icat
- buluşmabuluşmak işi
- buluşmakUzun bir ayrılıktan sonra birbirini görmek, birbirine kavuşmak.
- bulvarKent içinde iki yanı ağaçlı geniş cadde.
- bumerangkıvrık bir sopaya benzeyen ve fırlatıldığında geri dönen, ağaçtan yapılma bir av aracı
- bunsıkıntı, kaygı
- bunakbunamış olan, matuh
- bunalmaksoluk almak güçleşmek
- bunaltmakbunalmasına yol açmak
- bunaltıSıkıntı, iç sıkıntısı
- bunaltıcıSıkıntı veren.
- bunalımdoğal bir süreçte birdenbire oluşan aykırılık, bunluk, buhran, kriz
- bunamakçeşitli sebeplerle zihin gücünü yitirerek ne yaptığını bilemez duruma gelmek, ateh getirmek
- bunmakBeğenmemek, azımsamak, küçümsemek
- buradabu yerde, bunda
- burağanGüçlü esen rüzgâr.
- burgaçbeklenen hızından farklı bir biçimde ve beklenmeyen yönlerden gelen şiddetli hava akımı, türbülans
- burgutahtada belirli delik açmaya yarayan delgiye takılı sarma, yivli, keskin, çelik alet
- burjuvaOrta sınıftan olan kimse, kentsoylu
- burkaher taraftan kapalı, giyenin önünü görmesi için yüz kısmı kafesli çarşaf
- burkmakBurarak çevirmek
- burkulmakburkma işine konu olmak
- burmakBir şeyi iki ucundan tutup ekseni etrafında ters yönlere çevirerek bükmek.
- bursBir öğrencinin öğrenimini sürdürebilmesi veya bir kimsenin bilgi ve görgüsünü artırması için belli bir süre devlet veya özel kuruluşlarca ödenen aylık para
- burukTadı kekre olan.
- buruklukBuruk olma durumu.
- burunAlınla üst dudak arasında bulunan, çıkıntılı, iki delikli koklama ve solunum organı; koku alma organı:
- burunlamakDarılmak, gücenmek.
- burunluHerhangi bir biçimde burnu olan
- buruntukalınbağırsakta hissedilen sancı
- buruşmakkırışık hale gelmek
- buruşturmakburuşuk duruma getirmek
- buruşukgerginliği, düzgünlüğü kalmamış, buruşmuş olan.
- buruşuklukBuruşuk olma durumu
- burçKale duvarlarından daha yüksek, yuvarlak, dört köşe veya çok köşeli kale çıkıntısı.
- burçakBaklagillerden, taneleri hayvan yemi olarak kullanılan yıllık bir yem bitkisi.
- buse"Kanmaz en uzun buseye,öptükçe susuzdur. "- Yahya Kemal Beyatlı.
- butİnsan vücudunun kalça ile diz arasındaki bölümü; uyluk.
- butlanBatıl olma durumu, hiçlik.
- butonÇalıştırmaya yarayan düğme
- buyrukbelirli bir davranışta bulunmaya zorlayıcı söz, buyuru, emir, ferman
- buyrulmakBuyurmak işi yapılmak
- buyurmakBir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını kesin olarak söylemek, emretmek
- buzdonarak katı duruma gelmiş su
- buzağıİneğin küçük olanı, sütten kesilmemiş inek yavrusu, dana
- buzcuBuz satan kimse
- buzdolabıyiyecek, içecek vb.ni soğuk olarak saklamaya yarayan, motorla çalışan dolap, soğutucu
- buzladeniz suyunun donmasıyla kutup bölgelerinde oluşan buz alanı, bankiz, aysfilt
- buzluBuz tutmuş, buz bağlamış olan
- buzlukYiyecek ve içecekleri soğutarak saklamak için kullanılan, buzla soğutulan kap veya dolap
- buzsuzBuz tutmamış, buz bağlamamış olan
- buzukiBağlamaya benzer, bozuk düzen çalınan bir Yunan çalgısı
- buzulkutup bölgelerinde veya dağ başlarında bulunan büyük kar ve buz kütlesi, cümudiye
- buçuk... ve yarım
- buğdaybuğdaygillerin, ekmek yapımında taneleri öğütülüp kullanılan örnek bitki
- buğdaycılBataklık yerlerde, patates, pancar tarlalarında yaşayan göçücü bir kuş (Luscinia svecica cyanecula)
- buğdaysıBuğdayı andıran
- buğuSoğuk bir cisim üzerinde ince bir tabaka durumunda yoğunlaşmış sıvı (www.tdk.org.tr)
- bâtıniHerkesle paylaşılmayan, belirli bir grupla sınırlı kalan (bilgi, öğreti, inanç).
- böbrekkandaki zararlı maddeleri süzen, idrar salan, omurganın sağ ve sol yanında bulunan çift organlardan her biri
- böbürmemelilerden, sıcak ülkelerde yaşayan, derisi benekli, yırtıcı hayvan (Hyrax syriensis)
- böbürlenmekövünerek kabarmak, üstünlük taslamak, kurulmak
- böcekEklem bacaklıların, altı bacaklı, çoğu kanatlı ve vücutları baş, göğüs, karın olarak eklemlerden oluşmuş hayvan sınıfı; haşere, böce, böcü.
- böcekbilimciBöcekbilim uzmanı.
- böcekliIçinde veya üstünde böcek bulunan, böceklenmiş
- böceklikİpek böceği yetiştirilen yer, böcekhane.
- böceksizİçinde böcek bulunmayan
- bölgesınırları idari, ekonomik birliğe, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliğine veya üzerinde yaşayan insanların aynı soydan gelmiş olmalarına göre belirlenen toprak parçası; havza, mıntıka, zon
- bölgeselbölge ile ilgili veya bir bölgeye özgü olan
- bölmebölmek işi, ayırma, parçalama, taksim
- bölmekbütünlü iki veya daha çok parçaya ayırmak, taksim etmek
- bölübölme işlemini gösteren "/" veya ":" işaretlerinin okunuşu, taksim
- bölücübölme işini yapan, bölen
- bölükBir binanın belli bir hizmete veya bir kimsenin, bir ailenin oturmasına ayrılmış olan bölümlerinden her biri.
- bölümbir bütünü oluşturan parçaların her biri, fasıl, kısım
- bölünmebölünmek işi
- bölünmekbelirli bölümlere, parçalara ayrılmak
- bölüntübölünmüş parça
- bölüşmekiki veya daha çok kimse aralarında herhangi bir şeyi paylaşmak, üleşmek, payını almak, taksim etmek
- bönbudala, saf, avanak, ahmak
- börekaçılmış hamurun veya yufkanın arasına, peynir, kıyma, ıspanak vb. konularak çeşitli biçimlerde pişirilen hamur işi
- börekçiBörek yapan veya satan kimse
- börkgenellikle hayvan postundan yapılan başlık
- börülceBaklagillerden, fasulyeye benzer bir bitki; böğrülce.
- böylebu yolda, bu biçimde, hakeza
- böylecetam böyle, bu biçimde
- böğürinsan ve hayvan vücudunun kaburgayla kalça arasındaki bölümü
- böğürtlengülgillerden, bahçe çitlerinde, yol kenarlarında kendiliğinden yetişen dikenli ve çok yıllık çalı
- bücürufak tefek ve kısa boylu
- büfeevlerde içine yemek takımlarının konduğu dolap
- bühtankara çalma, iftira
- bükAkarsu kıyılarındaki verimli tarlalar
- büklümdönemeç, viraj
- bükmeksertçe çevirmek, kıvırmak
- büktürmeBüktürmek işi
- büktürmekBükmek işini yaptırmak, kıvırtmak.
- bükücüBükme işi yapan.
- bükülmeBükülmek işi
- bükülmekbükmek ine konu olmak, katlanmak
- bükülmezBükülmeyen şey
- bükülürbükülmek fiilinin bildirme kipi geniş zaman 3. teklik şahıs olumlu çekimi
- bülbülsinekkapangiller (Muscicapidae) familyasından sesinin güzelliği ile tanınmış olan ötücü kuş, luscinia megarhynchos
- bülbülyuvasıDaire biçiminde, ortası çukur ve bu çukur yere piştikten sonra dövülmüş Antep fıstığı konulan bir tür hamur tatlısı
- büllük# Oğlan çocuğu cinsel organı.
- bültenÖzel veya resmî kurum, kuruluş veya yetkili kişilerce herhangi bir durumla ilgili olarak süreli veya süresiz yayımlanan duyuru
- büluğerin olma, baliğ olma, erinlik, ergenleşme.
- bülükErkek cinsel organı.
- bünyevücut yapısı
- büroİş yerlerinde bulunan çalışma odası; ofis.
- bürokrasidevlet kurumlarında çalışan üst düzey yöneticiler topluluğu
- bürokratDevlet kurumlarında çalışan üst düzey yönetici
- bürokratikKırtasiyecilikle ilgili
- bürümeksarmak, kaplamak, örtmek, basmak, istila etmek
- büsbütüniyiden iyiye, iyice, tamamen, tamamıyla, temelli, bütün bütün
- büstvücudun, omuzlarla birlikte göğüsten yukarı bölümü
- bütanMetal bidonlar içinde az bir basınç altında sıvılaşan, yakıt olarak yararlanılan HC formülündeki hidrokarbür gazı
- bütenolefin grubundan C4H8 formülünde iki hidrokarbonun adı
- bütçedevletin, bir kuruluşun, bir aile veya bir kişinin gelecekteki belirli bir süre için tasarladığı gelir ve giderlerinin tümü
- bütünbirlik, tamlık
- bütüncülbütüne ait, bütünü içeren, bütünsel, holistik
- bütünletmekBütün durumuna getirtmek, tamamlatmak.
- bütünleşmebütünleşmek işi, entegrasyon
- bütünleşmekbütün duruma gelmek
- bütünlükbütün olma durumu, tamamiyet
- bütünselbütün niteliğinde olan, bütünle ilgili, total
- bütünsellikBütün olma durumu
- büyüİnsan ve tabiatla ilgili olarak, birtakım gizli güçlerle insan geleceği üzerinde etkiler yapma, yönlendirmede bulunma gibi işlem ve davranışlara verilen genel ad afsun, bağı, efsun, füsun, sihir, tılsım
- büyücekBiraz büyük, büyüğe yakın.
- büyücübüyü yapan kimse, bağıcı, afsuncu, efsuncu, sihirbaz
- büyükBoyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne); cesim, makro, küçük karşıtı.
- büyükbaşEti, sütü ve derisinden yararlanılan sığır, manda vb. hayvanların genel adı; kocabaş
- büyüklenmekBüyüklük taslamak, kendini büyük/üstün görmek, kibirlenmek.
- büyüklükbüyük olma durumu, azamet, ululuk
- büyükşehirmerkezî idarenin vali yönetimindeki şehirlerinden nüfus ve ticaret bakımından belli bir büyüklükte olanı, megakent, megapol
- büyülemekbüyü ile etki altına almak
- büyülenmeBüyülenmek işi
- büyülenmekBüyülemek işine konu olmak
- büyüleyicietkileyen, çekici niteliği olan
- büyülükendisine büyü yapılmış
- büyümekorganizmanın bütününde veya bu bütünün bir bölümünde, boyutlar artmak, irileşmek, eskisinden büyük duruma gelmek
- büyüteçcisimleri büyüten,yaklaştırıcı mercek
- büyütmekbüyük duruma getirmek, genişletmek
- büzmekburuşturarak, sıkıştırarak veya kıvrım yaparak bir şeyin alanını ve hacmini küçültmek
- büzükkalın bağırsağın sona erdiği yer, anüs
- bıkkınÇok bıkmış, usanmış, bezmiş
- bıkkınlıkçok bıkmış olma durumu
- bıkmaktekrarlanması, sürüp gitmesi yüzünden bir şeyden doygunluk veya yorgunluk duyarak onu istemez duruma gelmek, usanmak
- bıldırgeçen yıl, bir yıl önce
- bıldırcınsülüngiller familyasının dört cinsinden kuş türlerinin ortak adı ve özellikle Bayağı bıldırcın (Coturnix coturnix)
- bıngıldakkafatasının kemikleşmeden önce kemiklerin birleşme yerlerinde bulunan kıkırdak bölümü
- bıngıldamak(et ve sıvıiçin) yumuşaklık veya şişmanlık sebebiyle oynamak, titremek
- bırakmakelde bulunan bir şeyi tutmaz olmak
- bıyıkÜst dudak üzerinde çıkan kıllar.
- bıyıklıbıyığı olan, bıyığını tıraş etmemiş olan
- bızırkadınlık organının üst yanında cinsel zevk duyumu noktası olan bölüm, dılak, klitoris
- bıçakbir saptan ve çelik bölümden oluşan kesici araç
- bıçaklamabıçaklamak işi
- bıçaklamakbıçakla kesmek
- bıçaklanmakBıçaklamak işine konu olmak
- bıçakçıBıçak vb. kesici araçlar yapan veya satan kimse.
- bıçkıtahta veya ağaç biçmekte kullanılan, karşılıklı iki sapı olan ve iki kişi tarafından kullanılan büyük testere
- bıçkıcıBıçkı ile ağaç ve tahta kesen kimse.