G ile kelimeler
Bu harfte toplam 545 kelime var. Sozlukteki toplam madde sayisi: 11461.
- gacosevgili, metres
- gacıTorik yavrusu.
- gaddarZalim, acımasız
- gadolinyumatom numarası 64, simgesi Gd olan bir kimyasal element
- gafyersiz, beceriksiz, zamansız söz veya davranış, pot
- gafilAllah'ı unutan, kendi gayrimeşru zevkine dalan
- gagagenellikle kuşlarda ağzın bir uzantısı durumunda olan, biçim ve büyüklüğü değişik, boynuz yapısında, katı ve çıkıntılı organ
- gaipGöz önünde olmayan, hazır bulunmayan, nerede olduğu bilinmeyen, kayıp
- galaresmî bir törenden sonra yapılan büyük ve gösterişli şölen
- galaksimilyonlarca yıldızdan, yıldız kümelerinden bulutsu ve gaz bulutlarından oluşmuş, Samanyolu gibi bağımsız gök cismi
- galeİçerisinde kalıp yapılan üç tarafı kaplı, bir tarafı açık tepsi şeklinde dizgi aleti
- galebezafer, yengi
- galeriBir yapının birçok bölümünü aynı katta birbirine bağlayan içten veya dıştan yapılmış geniş geçit
- galetaFırında iyice pişirilerek kurutulan bir tür peksimet
- galibagörünüşe göre, sanılır ki, anlaşıldığı gibi
- galipbir yarışma, karşılaşma, çatışma vb. sonunda yenen, üstün gelen, başarı kazanan, yenen
- galonAnglosaksonların kullandığı yaklaşık dört buçuk litrelik bir tür ölçü birimi.
- galopAt yarışında veya hazırlık çalışmasında atın yaptığı derece
- galoşTabanı tahtadan yapılmış deri ayakkabı
- galvanizePaslanmaktan korumak için erimiş çinkoya batırılarak kaplanmış nesne; galvanizli
- galyumAtom numarası 31 , kısaltması Ga olan bir kimyasal element.
- gamtasa, kaygı, üzüntü
- gambotBirkaç topu olan bir çeşit küçük ve hafif savaş gemisi
- gameterkek veya dişi üreme hücresi
- gamzeBazı insanların yanaklarında veya çenelerinde doğal olarak bulunan, özellikle güldükleri zaman belirgenleşen küçük çukur
- gancellibahçe kapısı
- gangsterYasa dışı işler yapan çete üyesi
- ganiZengin, varlıklı
- ganimetharp kazancı, harp vurgunu
- ganyanAt yarışlarında birinciliği kazanan (at)
- garDemiryolu ile yolculuk edenlerin gereksinimlerinin geniş ölçüde karşılandığı büyük tren istasyonu
- garabetyadırganacak yönü olma, gariplik, tuhaflık
- garajOtomobil, kamyon, vagon gibi taşıtların konulduğu üstü örtülü yer.
- garantigüvence, inanca, teminat
- gardiyancezaevlerinde düzeni, tutukluların kanunlara uygun biçimde davranmalarını sağlamakla görevli kişi
- gardıropGiysi dolabı
- gargarasu veya ilaçlı sıvı ile ağız veya yutağı başı arkaya atıp solukla da sıvının yutulmasını engelleyerek çalkalama işi ve bu maksatla kullanılan ilaçlı sıvı
- garibankimsesiz, zavallı, garip
- garipkimsesiz, zavallı olan
- garipleşmekGarip bir duruma gelmek
- gariplikgarip olma durumu, garabet
- garipsemekKendini gurbette veya kimsesiz gibi düşünerek içlenmek
- garnitürEt veya balık gibi asıl yemeğin yanına eklenen sebze, patates vb. yiyecekler
- garnizonBir şehri savunan veya yalnız orada bulunan askerî birlikler
- garpBatı
- garpçıBatıcı
- garsonservis masası hazırlama, müşterileri karşılama, yiyecek ve içecek siparişi alma ve servis yapma, alma bilgi ve becerisine sahip nitelikli kişi
- gaspBir malı sahibinin izni ve haberi olmadan zorla alma.
- gaybGörünmez âlem
- gaydaŞarkı, türkü
- gaydacıgayda yapıp satan veya gayda çalan kişi
- gayeamaç, hedef
- gayesizamacı olmayan
- gayetson derece
- gayretKuru gayret, çarık eskitir
- gayriciddiCiddi olmayan, laubali, ciddiyetsiz.
- gayriinsaniİnsanlık dışı
- gayrimahdutSınırsız, sonsuz, uçsuz
- gayrimenkultaşınmaz mal
- gayrimuntazamDüzensiz, dağınık, gelişigüzel.
- gayrimümkünOlmaz, imkânsız
- gayrimüslimMüslüman olmayan kimse
- gayriresmîresmî olmayan, devletin koyduğu kurallar dışında kalan.
- gayrisafiKarışık, katışık
- gayritabiiacayip biçimde
- gayrıBaşka, ayrı
- gayrımemnûnMemnun olmayan
- gayrımeşrûKanunsuz
- gayrımuayyenBelirsiz
- gayrımulkBaşkasının malı
- gayzerFışkıran sıcak su kaynağı
- gazNormal basınç ve sıcaklıkta olduğu gibi kalan, içinde bulunduğu kabın her yanına yayılma ve bu kabın iç yüzeyinin her noktasına basınç yapma özelliğine sahip olan akışkan madde.
- gazapöfke, kızgınlık, hiddet
- gazaplıÖfkeli, kızgın, hiddetli
- gazelDivan edebiyatında 5-10 beyit arasında değişen, ilk beytinin dizeleri birbiriyle, sonraki beyitlerinin ikinci dizeleri birinci beyitle uyaklı, genellikle lirik konularda yazılan nazım biçimi.
- gazetePolitika, ekonomi, kültür ve daha başka konularda haber ve bilgi vermek için yorumlu veya yorumsuz, her gün veya belirli zaman aralıklarıyla çıkarılan yayın; ceride.
- gazeteciOlayları ve sorunları okuyuculara aktarmak için ekonomik, sosyal ve siyasi nitelikteki haberlerle ilgili bilgileri toplayan kişi
- gazhaneHava gazı üretilen veya depolanan yer.
- gaziMüslümanlıkta düşmanla muharebe eden veya harp eden kişi.
- gazinoYemek yenilen, gösteri izlenen, müzik dinlenen, bazen oyun sergilenen eğlence yeri,
- gazozMeyve esansı, şeker ve karbon asidi ile yapılan, basınçlı hava ile şişelere doldurularak hazırlanan içecek
- gazsızIçinde gaz olmayan veya gaz bulaşmamış olan
- gebekarnında yavru bulunan dişi; yüklü, hamile, aylı.
- gebelikgebe olma durumu, hamilelik
- gebermekKötü bir biçimde ölmek.
- geceAkşamdan sonra başlayan ve gün ağarıncaya kadar geçen zaman dilimi; tün, şeb.
- gecekonduİmar ve yapı kanunlarına aykırı olarak başkalarına veya kamuya ait arazi veya arsalar üzerinde toprak sahibinin bilgisi ve rızası olmaksızın acele yapılmış konut; kondu
- gecelikGeceye özgü olan, gece kullanılan
- gecikmegecikmek işi, teehhür, rötar, tehir
- gecikmekgeç kalmak, herhangi bir işi kararlaştırılan zamandan sonra yapmak
- geciktirmeGeciktirmek işi, tehir
- geciktirmekgecikmesine sebep olmak, tehir etmek
- gedaDilenci, yoksul, fakir.
- gedikbir düzey üstündeki yıkık, çatlak veya aralık, rahne
- gedmekgedik açmak, çentmek, delmek
- gefirofobiköprülerden geçmekten korkma
- gelecekdaha gelmemiş, yaşanacak zaman, encam, istikbal, ati
- gelengelme işini yapan
- gelenekbir toplumda, bir toplulukta eskiden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlar.
- gelenekselGeleneğe dayanan, gelenekle ilgili olan; anadan görme, gelenekli, ananevi, tradisyonel.
- gelenekçigeleneklere bağlı kimse, ananeci
- gelenibüyük fare, tarla faresi
- geleğenAna ırmağa karışan (akarsu)
- gelgelelimne var ki, fakat, ama, ancak
- gelgitBoşuna gidip gelme.
- gelimgelme işi, eylemi
- gelinaileye evlenme yoluyla girmiş olan kadın
- gelincikmezgitgillerden, yılan balığına benzer, eti sevilen balık, (Mustela tricirrata)
- gelinlikgelin olma durumu
- gelinmekgelme işi yapılmak
- gelirbir ekonomik birimin belli bir süre içinde kazandırdığı aylık, kira v.s. getiri
- gelişigüzelherhangi bir, özensiz, itinasız, baştan savma, rastgele, lâlettayin
- gelişmegelişmek işi, inkişaf, neşvünema, tekâmül, evolüsyon
- gelişmekbüyüyüp boy atmak, yetişmek, neşvünema bulmak
- gelişmemegelişmemek işi
- gelişmişgelişme gösteren, ümranlı
- geliştiricigeliştirme özelliği olan şahıs
- geliştirmekgelişmesini sağlamak, gelişmesine yol açmak
- gelmekUlaşmak, varmak
- gematı yönlendirmek için ağzına takılan demir araç
- gemisu üstünde yüzen, insan ve yük taşıyan her türlü deniz taşıtının genel ismi, sefine
- gemicigemide çalışan veya gemi işleten kimse, denizci
- genCanlıların her türlü özelliklerini belirleyen ve hücre çekirdeğindeki kromozomlarda bulunan kalıtım maddesinin en küçük birimi, DNA molekülünün ortalama 1500 nükleotitten oluşmuş canlının kalıtsal özelliklerinden herhangi birini taşıyan parçası
- genelbir şeye veya bir kişiye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan, umumi
- genelevHayat kadınlarının barındığı, fuhuş yapılan kapalı mekân; aşağı mahalle, kırmızıfener, koltuk, kerhane, randevuevi, umumhane
- genelgeBirçok kişiye bir bildirgeyi bildirmek için gönderilen yazı.
- genellikgenel olma durumu, yaygınlık, umumiyet, umumilik
- genelliklegenel olarak, büyük bir çoğunlukla, çoğun, çoğunlukla, çoklukla, ekseri, ekseriya, ekseriyetle, umumiyetle, alelumum
- generalKara ve hava kuvvetlerinde albaylıktan sonra gelen ve mareşalliğe kadar olan yüksek rütbeli subaylara verilen genel ad
- genizağız ve burun boşluğunun arka bölümü
- genişeni çok olan
- genişlemegenişlemek işi
- genişlemekgeniş duruma gelmek, büyümek
- genişletilebilirgenişletilmesi mümkün olan
- genişletilemezgenişletilmesi mümkün olmayan
- genişletmegenişletmek işi
- genişletmekgeniş duruma getirmek
- genleşmekBir cismin birleşimi ve yapısı değişmeden ısı etkisiyle hacimce büyümesi
- gençyaşı ilerlememiş olan, civan
- gençleşmek(bir kuruluş için) genç üyelerle yenileşmek
- gençleştirmekYeniden gençliğine ve dinçliğine kavuşturmak
- gençlikgenç olma durumu, yaş olarak, yaşlılık karşıtı
- geodeziYer yuvarlağının büyüklüğü ve biçimi ile ilgili ölçme yollarını ve haritaların yapılmasında temel değerleri veren bilim dalı
- geometriaçı, çizgi, nokta, yüzey ve cisimlerin birbirleriyle ilişkilerini, ölçümlerini, özelliklerini inceleyen matematik dalı, hendese
- gerdanVücudun omuzlarla baş arasında kalan ön bölümü
- gerdanlıkÇoğu değerli taş ve madenlerden veya altın paradan yapılmış, boyna takılan takı; kılade.
- gerdekGelin ile güveyin düğün gecesi başbaşa kaldıkları oda
- gerekgerçekleşmesi zorunlu olarak beklenen, lazım
- gerekliyapılması, olması veya bulunması uygun olan, yerinde olan, lüzumlu, vacip, mukteza, zaruri
- gereklilikgerekli olma durumu, lüzumluluk, zarurilik
- gerekmekBir şeyin yapılabilmesi veya gerçekleşmesi bazı nesne, fiil vb.ne bağlı olmak; icap etmek, iktiza etmek
- gereksinimeksikliği duyulan şey, ihtiyaç
- gereksizgereği olmayan, yararsız, lüzumsuz
- gerekçegerektirici sebep, esbabımucibe
- gereçbir şey yapmak için kullanılması gereken maddeler, malzeme, materyal
- gereğincegereği gibi, gereğine göre, gerektiği gibi, mucibince
- gergedanburnunun üstünde bir veya iki boynuzu bulunan, kalın derili, kısa ve kalın bacaklı, iri kafalı, kısa kuyruklu saldırgan hayvan
- gergefÜzerine kumaş gerilerek nakış işlemeye yarar, çoğu dikdörtgen biçiminde olan çerçeve.
- gergingerilmiş durumda olan
- gerginleştirmekGergin duruma getirmek
- gerginlikGergin olma durumu
- geriarka, bir şeyin sonra gelen bölümü, art, alt tarafı, ileri karşıtı
- gericigerme işini yapan kişi
- gericilikgerici olma durumu, irtica, reaksiyonizm
- gerilemegerilemek işi
- gerilemekGeri çekilmek, geriye çekilmek
- geriletmekGerilemesine yol açmak
- gerilimgerginlik, tansiyon
- gerilla. İspanyolca küçük savaş anlamına gelen kelimelerden türetilerek Fransızcaya geçmiştir.
- gerilmekGerme işi yapılmak, gergin duruma gelmek, belirli bir uzama ile çekilmek.
- gerinmegerinmek işi
- gerinmekKollarını açarak, gövdeyi gergin bir duruma sokmak
- germanyumAtom numarası 32 simgesi Ge olan bir kimyasal element
- germekbir şeyin uçlarından veya kenarlarından çekerek gergin duruma getirmek
- gerçekyalan olmayan, doğru olan şey, doğru, hakikat
- gerçekleşmekgerçek olmak, gerçek duruma gelmek, meydana gelmek, tahakkuk etmek
- gerçekleştirilmekgerçek duruma getirilmek
- gerçekleştirmekgerçek duruma getirmek, yapmak, ortaya koymak
- gerçeklikgerçek olan, var olan şeylerin tümü, hakikat, şeniyet, realite, asıl
- gerçektengerçek olarak, hakikaten, sahi, sahiden, filhakika, filvaki
- gerçekçiGerçeği gören ve ona göre davranan veya gerçeğe uygun olarak yapılan, realist
- gerçeküstücügerçeküstücülükten yana olan kişi; sürrealist.
- gerçiher ne kadar ... ise de, vâkıâ
- getirilmekgelmesi sağlanmak
- getirmegetirmek işi
- getirmekbildirmek, iletmek
- gevenbaklagillerden, çok yıllık, dikenli bir çalı; bazı türlerinden kitre denilen zamk çıkarılır, keven
- gevezeçok konuşan, çenesi düşük, lafçı, lafazan, zevzek, lakırtı ebesi, ağız kavafı, lakırtı kavafı
- gevezelikGeveze olma durumu, lâfazanlık
- gevişbazı hayvanların yutmuş olduğu yiyeceği ağzına getirip yeniden çiğnemesi
- gevmekAğızda katı bir şey çiğnemek, geviş getirmek.
- gevrekağzın içinde kolayca parçalanıp dağılacak biçimde hazırlanmış bir çörek türü
- gevreklikGevrek olma durumu
- gevremekKolay kırılır duruma gelmek.
- gevşekilgisiz, kayıtsız
- gevşemeksertliğini ve gerginliği kaybetmek
- geyEşcinsel kişi. Önceleri eşcinsel erkek anlamında kullanılan terim zamanla tüm eş cinselleri kapsar hale gelmiştir
- geyikgeyikgillerden, erkeklerinin başında uzun ve çatallı boynuzları olan memeli hayvan, maral
- geyşaDansçı ve şarkıcı Japon kadını
- gezOkun kirişe geçen ucundaki kertik
- gezdirmekBirinin gezmesini sağlamak, dolaştırmak
- gezegenbir yıldız çevresinde dolanan, ondan aldıkları ışığı yansıtan, kütle çekimiyle yuvarlaklaşmış ve yörüngesini çekimiyle temizlemiş olan gök cismi
- gezgingezmek, tanımak, görmek, dinlenmek amacıyla geziye çıkan kişi, gezmen, seyyah
- gezigezmek, görmek, eğlenmek amacıyla yapılan yolculuk
- gezinmekeğlenmek, vakit geçirmek için gezmek, dolaşmak
- gezintiUzak olmayan bir yere yapılan gezi, tenezzüh
- gezmekhava alma, hoş vakit geçirme vb. amaçlarla bir yere gitmek, seyran etmek
- geçbelirli zamandan sonra olan
- geçenlerdeYakın bir geçmişte, yakında.
- geçergeçmek fiilinin bildirme kipi geniş zaman 3. teklik şahıs olumlu çekimi
- geçerliyürürlükte olan, uygulanan, meri, muteber
- geçerlilikGeçerli olma durumu, geçerlik.
- geçersizYürürlükten çıkarılmış, hükümsüz
- geçiciyoldan veya karşıdan karşıya geçen kimse, yaya, yolcu
- geçilmekgeçmek işi yapılmak
- geçimgeçinmek işi, geçinme araçları, maişet
- geçinmekyaşamak için gerekeni sağlamak
- geçirmegeçirmek işi
- geçirmekgeçme işini yaptırmak, geçmesini sağlamak
- geçitGeçmeye yarayan yer, geçecek yer
- geçişherhangi bir durumdaki değişme, intikal
- geçişlinesne ile kullanılan (eylem), müteaddi
- geçişsiznesne ile kullanılmayan (fiil), lazım
- geçiştirmekGereken önemi vermemek, üstünde durmadan başından savmak.
- geçmegeçmek işi, mürur
- geçmekBir yerden başka bir yere gitmek.
- geçmişbugüne göre geride kalmış olan zaman, mazi
- geğirmekMidede toplanan gazı ağızdan sesli bir biçimde çıkarmak
- gibiBir şeye benzer. bir şeye benzeyen
- gidenbir yerden ayrılan kimse
- giderayakGitmek üzereyken
- giderekyavaş yavaş, derece derece, gittikçe, tedrici olarak, tedricen
- giderilmekOrtadan kaldırılmak, yok edilmek
- gidermekortadan kaldırmak, yok etmek
- gidilmekGitmek işi yapılmak
- gidişgitme biçimi, tempo
- gidişatolayların durumu, işlerin gelişme biçimi
- girdapbir engelle karşılaşan su veya hava akıntısının dönerek ve çukurlaşarak yaptığı çevrinti, ters akıntıların oluşturduğu dönme, eğrim, çevri, anafor
- girdiBir ürünün veya işin yaratılmasında gereken kaynaklar
- girginherkesle çabucak yakınlık kurarak işini yürütebilen, pısırık karşıtı
- giriftÇapraşık, girişik, karışık, dolaşık
- giriftarTutulmuş, yakalanmış dönüşü olmayan çıkışı olmayan biti, alakalı
- girintidüz bir yüzeyde bulunan içeri girmiş bölüm
- girişimbir işe girişme, teşebbüs
- girişimciBir işi yapmak için girişimde bulunan kimse, müteşebbis
- girişimcilikGirişimci olma durumu
- girişmekbir işi ele almak
- girmekDışarıdan içeriye geçmek; kaçmak.
- gitarGenellikle ahşap gövdeli, perdeli, altı teli olan, telleri parmakla çekilerek veya pena ile vurularak çalınan bir telli çalgı.
- gitgidezaman ilerledikçe, giderek, gittikçe, ileride
- gitmekbir yere doğru yönelmek, gidedurmak, uzanmak.
- gittikçezaman ilerledikçe, gitgide, giderek
- giyilmekgiyme işi yapılmak
- giyimgiyme biçimi
- giyinmekgiysiyi belli bir yerden almak veya belli bir yerde diktirmek
- giymekörtünüp korunmak için bir şeyi vücuduna geçirmek
- giyotinFransa'da ölüm cezasına çarptırılanların kafasını üst taraftan kesmek prensibiyle yapılmış bir çeşit idam aracı
- giysiAlt kısmı etek şeklinde, tek parçadan meydana gelen kadın kıyafeti.
- gizkıç direkteki kısa seren
- gizlemekbir nesne, canlı veya bilginin varlığını göstermemek
- gizlenmekkendi kendini gizlemek, saklanmak
- gizlisaklı olarak, saklayarak
- gizlicekişiye göstermeden, kişiye belli etmeksizin, gizli olarak, uğrun, habersizce
- gizlilikgizli olma durumu, mahremiyet
- gişeİstasyon, sinema, banka, mağaza ve bazı giriş kapılarında bilet veya para alıp verilen, çoğu küçük pencere biçiminde olan yer
- gladyatöreski Roma'da arenada birbirleriyle veya yırtıcı hayvanlarla dövüşen kimse
- glasnostAçıklık politikası
- glayölkuzgunkılıcı
- glikozvücudun temel enerji kaynağı olan bir çeşit karbonhidrat ve karbon, hidrojen ve oksijenden oluşan şeker, üzüm şekeri
- goblenKanaviçe veya telleri sayılabilecek türde kumaş üzerine renkli iplikle yapılan özel bir işleme
- gocukKalın üst kış elbisesi
- gocunmakBir şeyden alınmak, çekinmek, kaçınmak.
- gofretÜzeri petek biçiminde, arasında krema bulunan, bisküviye benzer tatlı, hafif bir yiyecek
- golayak topu, el topu, hokey ve buz hokeyi maçlarında topun kaleye sokulmasıyla kazanılan sayı
- golfçügolfü oynayan kimse
- goncaHenüz açılmamış veya açılmak üzere olan çiçek, tomurcuk
- gondolgenellikle Venedik'te kullanılan, ayakta, kıç tarafta tek kürekle yürütülen, 10 m uzunluğunda, yassı ve iki başı yukarıya kıvrık kayık
- gorilAfrika'nın Ekvator bölgesinde ormanlarda yaşayan, iri ve güçlü bir maymun türü
- goygoycuArap takviminin muharrem ayında kapı kapı dolaşarak ve ilâhîler okuyarak dilenen kimse
- grafikbir işlemi ya da bağıntıları özlüce gösteren çizim
- grafitkurşun kalem ve bazı araç parçalarının yapımında kullanılan, yumuşak toz durumuna gelebilen, gri siyah renkli, yapay olarak billurlaşabilen bir çeşit doğal karbon
- gramajAğırlık ölçüsü, gram
- gramofonÖnceden özel bir madde üzerine tespit edilmiş sesleri, istenildiğinde tekrar eden alet, sesyazar, fonograf
- grandükBüyük bir düklüğün egemenine verilen ad
- granülBir maddenin en küçük tanesi
- greviş bırakımı, işi bırakma
- greyderAltında bulunan ve değişik açılarda çalışabilen bıçağı ile toprağı kazıyan veya yayan yol makinesi, kazıyıcı
- greyfurtTurunçgillerden sıcak bölgelerde yetişen bir meyve ağacı ve bu ağacın portakaldan daha iri, kanarya sarısı renginde, tadı acımsı meyvesi
- grisiyaha yakın renk ismi, kül rengi, boz, kır, demirî
- gripYaşam kalitesinin kısa süreli düşmesine ve iş günü kaybına sebep olan her yıl kendini yenilediği söylenen bir virüsün yol açtığı hastalık
- grivnaUkrayna'nın resmî para birimi
- grupgörüşleri, çıkarları bir olan kimseler bütünü, ekip
- gugukgugukgiller familyasından çeşitli kuş türlerinin ortak adı ve kuş türü, bayağı guguk, guguk kuşu
- gurbetDoğup yaşanılmış olan yerden uzak yer; gurbetlik.
- gurbetçiyurt dışında veya memleketinden çok uzakta yaşayan kişi, yadelci
- gurmeYiyecek ve içecek konusunda uzmanlık ölçüsünde bilgisi bulunan, tadına bakan ve lezzetini değerlendiren; tatbilir.
- gurupAy, güneş, yıldız vb. gök cisimlerinin ufkun altına inmesi
- gururkendini beğenme, büyüklenme, benlik, kibir
- gururlubenliğine düşkün
- gusletmekGusül abdesti almak
- gusülBoy abdesti
- guvernörBir kamu kuruluşunu yöneten kimse
- gâvurdinsiz kimse
- göbekİnsan ve memeli hayvanlarda göbek bağının düşmesinden sonra karnın ortasında bulunan çukurluk.
- gökiçinde gök cisimlerinin hareket ettiği sonsuz boşluk, uzay
- gökdelenYüz metreden yüksek veya daha çok katlı büyük bina
- gökdoğandoğangiller familyasından sırtı ve kanat üstleri mavimsi kül grisi, başı siyah ve alt kısmı krem rengi üzerine enine koyu kahverengi çizgili bir yırtıcı kuş, bayağı doğan, doğan
- gökkuzgunGökkuzgunugiller familyasından; başı ve kanatları mavi, boynu ve karnı yeşil göçücü kuş
- gökkuşağıdüşmekte olan yağmur damlacıklarında güneş ışınlarının kırılıp yansımasıyla gökyüzünde oluşan yedi renkli, kemer biçimindeki görüntü, alkım, ebekuşağı, ebemkuşağı, eleğimsağma, hacılarkuşağı, meryemanakuşağı, alaimisema
- gökselgökle ilgili, semavi
- gökyüzüAtmosferin gözle görünen bölümü; hava
- gökçeGök rengi, mavi.
- göletbirikinti suların sulamak amacıyla genellikle bir set ardında toplandığı küçük göl, gölcük, gölek, büvet, büğet
- gölgesaydam olmayan bir cisim tarafından ışığın engellenmesiyle ışıklı yerde oluşan karanlık
- gölgeligölge altında olan
- gölgelikGölge altında bulunan yer
- gölükkötü cins at
- gömlekVücudun üst kısmına giyilen kollu veya yarım kollu, yakalı giysi; işlik
- gömmekyerin altına koyarak üstünü toprakla örtmek
- gömülmekgömme işi yapmak veya buna konu olmak
- gömülüGömülmüş olan, toprak altında saklanmış olan, metfun
- gönişlenmiş deri
- gönderbayrak direği
- gönderibir yerden bir yere özellikle posta ile gönderilen paket, telgraf, mektup vb
- göndericiposta ile paket, telgraf, mektup vb gönderen kimse, mürsil
- gönderilmegönderilmek işi
- gönderilmekgönderme işi yapılmak veya gönderme işine konu olmak
- göndermegöndermek işi, irsal
- göndermekbir yere doğru yola çıkarmak, yollamak, ulaşmasını, gitmesini sağlamak, irsal etmek
- gönenmekmutlu, mesut olmak, rahat bir hayat sürmek, sevinç duymak, sevinmek, abat olmak
- gönençBolluk, rahatlık ve varlık içinde iyi yaşama, huzur, refah.
- gönlünceDileğine uygun
- gönyeDik açıları ölçmeye ve çizmeye yarayan dik üçgen biçiminde araç.
- gönüldaşduyguları aynı olanlardan her biri, candan dost
- gönüllübir işi yapmayı hiçbir yükümlülüğü yokken isteyerek üstlenen kimse
- görebir şeye uygun olarak, bir şey uyarınca, gereğince
- görecebir şeye göre olan, varlığı başka bir şeyin varlığına bağlı olan, kesin olmayıp kişiden kişiye, zamandan zamana, yerden yere değişebilen, bağıl
- görenekBir şeyi eskiden beri görüldüğü gibi yapma alışkanlığı; âdet.
- görevbir cismin veya kişinin yaptığı iş
- görevdaşBirlikte görev yapan
- görevliresmî görevi olan kişi, memur
- görgübir toplum içinde var olan ve uyulması gereken saygı ve incelik kuralları, terbiye
- görgüsüzgörgüsü olmayan
- görkemgöz alıcı ve gösterişli olma hâli
- görkemlibüyüklüğü, görünüşü ve güzelliğiyle görenleri etkileyen, gösterişli, debdebeli, haşmetli, ihtişamlı, muhteşem, şaşaalı, şatafatlı, tantanalı, anıtsal
- görmegörmek işi, görünme, rüyet, müşahede
- görmekgöz yardımıyla bir şeyin varlığını algılamak, seçmek
- görselgörme duyusuyla ilgili olan, görmeye dayanan
- görügörme yetisi
- görülmekgöz yardımıyla bir şey, bir varlık algılanmak, seçilmek
- görümceKocanın kızkardeşi.
- görünmekgörülür duruma gelmek, görülür olmak, gözükmek
- görünmezgörünmek fiilinin bildirme kipi geniş zaman 3. teklik şahıs olumsuz çekimi
- görünmezlikGörünmez olma durumu.
- görüntügerçekte var olmadığı hâlde varmış gibi görünen şey, hayalet
- görüntülenmekGörüntüleme işine konu olmak.
- görüşbenzerlerinden ayıran özellik
- görüşlüGörüş bulunan
- görüşmekbuluşup konuşmak, konuşup sohbet etmek
- görüşürüzgörüşmek fiilinin bildirme kipi geniş zaman 1. çokluk şahıs olumlu çekimi
- gösteriilgi dikkat çekmek için, bir topluluk önünde gösterilen beceri veya oyun
- göstericiGösteri yapan kimse; nümayişçi
- gösterilmegösterilmek işi
- gösterilmekgörülmesi sağlanmak
- gösterimgörüntülerin gösterici yardımıyla bir yüzeye yansıtılması işi, projeksiyon
- gösterişgösterme işi
- gösterişligösterişi olan, cafcaflı, cakalı, hökelekli, fiyakalı, sunturlu, tumturaklı, müşekkel
- gösterişsizgösterişi olmayan, mütevazı
- göstermegöstermek işi, arz, teşhir
- göstermekbirini veya bir şeyi işaretle belirtmek
- götKalın bağırsağın dışarıya açılan deliği ve vücudun kuyruk sokumu bölgesi için kullanılan kaba söz; kıç, makat, dübür.
- götvereneşcinsel ilişkide pasif durumdaki erkek
- götürmektaşımak, ulaştırmak veya koymak
- götürüfiyatı veya ücreti toptan belirlenen (iş vb.)
- gövdeBir şeyin asıl bölümü.
- göynümekDertlenmek, üzülmek, içlenmek.
- göyükYanık, yanmış
- gözGörme organı; basar, ayn, çeşm, dide
- gözaltıbirinin, güvenlik kuvvetleri tarafından belli bir yerde belli bir süre alıkonulması, gözetim, nezaret
- gözatıcıHTML sayfalarını yorumlayan, ve örneğin internette HTML linklerini dolaşıma olanak veren yazılım
- gözcüGözlemek veya gözetlemek işini yapan kimse; dideban.
- gözdağıSonradan verilecek bir cezayla korkutma, yıldırma, °tehdit.
- gözdeönemli kişinin beğendiği kadın
- gözenekdelikli bir nesnenin deliklerinden her biri
- gözenekligözenekleri olan
- gözetimgözetme işi, nezaret
- gözetmegözetmek işi
- gözetmekkorumak, bakmak, özen göstermek, himaye etmek
- gözlembir nesnenin, olayın veya bir gerçeğin, niteliklerinin bilinmesi amacıyla, dikkatli ve planlı olarak ele alınıp incelenmesi, müşahede
- gözlemcidikkatle, eleştirici bir gözle gözlem yapan kimse, müşahit
- gözlemeGözlemek işi; tarassut.
- gözlemekbir şeyin olmasını veya bir kişinin gelmesini beklemek
- gözlenmegözlenmek işi
- gözlenmekgözleme işi yapılmak veya gözleme işine konu olmak
- gözlükGörme bozukluğu olan gözlerin daha iyi görmesine veya gözleri korumaya yarayan, bir çerçeveye yerleştirilmiş çift camdan oluşan araç; camekân:
- gözlüklügözlük takmış olan, gözlük kullanan
- gözlükçüGözlük satan veya onaran kimse; optik, optikçi.
- gözsüzDağları ıssız sanma, körleri gözsüz sanma
- gözyaşıgözyaşı bezlerinin salgıladığı, bazı etkilerle akan duru sıvı damlacıklarından her biri, yaş, abre, ab-ı çeşm
- göçekonomik, toplumsal, siyasi sebeplerle bireylerin veya toplulukların bir ülkeden başka bir ülkeye, bir yerleşim yerinden başka bir yerine gitme işi
- göçebedeğişik şartlara bağlı olarak belli bir yöre içinde çadır, hayvan ve öteki araçlarla yer değiştiren, yerleşik olmayan (kişi veya topluluk), göçer, göçkün
- göçmekyerleşmek gayesiyle mahalle, köy, şehir veya ülke değiştirmek
- göçmenKendi ülkesinden ayrılarak yerleşmek için başka ülkeye giden (kimse, aile veya topluluk); muhacir
- göçürmekGöçmesine sebep olmak
- göçüşmeBir kelime içinde birbirini izleyen iki sesin yer değiştirmesi, metatez: çömlek > çölmek, yalnız > yanlız, kibrit > kirbit vb
- göğetavuk, horoz ve kuşların başlarında bulunan yuvarlak tüy yığını
- göğemYeşile çalar mor
- göğüsVücudun boyunla karın arasında bulunan ve kalp, akciğer vb. organları içine alan bölümü; bağır, kökirek, sine
- göğüslükGenellikle ilkokul öğrencilerinin giydiği bir örnek üstlük, önlük
- gübrebitkilerin beslenmesinde gerekli olan kimyasal elementleri sağlamak için toprağa ilave edilen her türlü hayvan dışkısı (tersi), kimyasal veya çürümüş organik madde, kemre
- gübrelenmeGübre dökülme
- gücenmekBirinin beklenilmeyen bir davranışıveya sözü karşısında kırgınlık duymak, üzülmek
- güdüBilinçli veya bilinçsiz olarak davranışı doğuran, sürekliliğini sağlayan ve ona yön veren herhangi bir güç.
- güdülenmeBireyin, işinin yönünü, gücünü ve öncelik sırasını belirleyen iç veya dış dürtücünün etkisi ile işe geçmesi, motivasyon
- güdümYönetme işi, idare
- güdümlüGüdülebilen, yönetilebilir
- güherçileTarımda gübre, hekimlikte ilâç olarak kullanılan, barut gibi patlayıcı maddeler yapımına yarayan, beyaz renkte ve ince billûrlar durumunda birleşik bir madde, potasyum nitrat (KNO3)
- gülGülgillerin örnek bitkisi (Rosa).
- güldürmekGülmesine sebep olmak
- güldürüGüldürme özelliği olan şey.
- güleçHer zaman gülümseyen, mütebessim
- güleğenGüler yüzlü, çok gülen (kimse)
- gülistanGül bahçesi, güllük
- gülkurusuKurutulmuş pembe gül rengi
- güllaçNişastadan yapılan, çok ince kuru yufka; bu yufkadan hazırlanan tatlı.
- gülledüziçi misket
- güllükGül bahçesi veya gülü çok olan yer
- gülmekinsanın hoşuna veya tuhafına giden olaylar ve durumlar karşısında, genellikle sesli bir biçimde duygusunu açığa vurmak
- gülsüzGülü olmayan
- gülücükÇocuk gülümsemesi
- gülümsemegülümsemek işi, tebessüm
- gülümsemekgüler gibi olmak, hafifçe gülmek
- gülünçAlayı üzerine çeken, eğlence konusu olan, güldürücü, tuhaf, komik
- gülünçleşmeGülünçleşmek işi, komikleşme
- gülünçleşmekGülünç duruma gelmek, komikleşmek
- gülüşmekKarşılıklı veya birlikte gülmek, birlikte şakalaşmak
- gümeçBal peteğini oluşturan altı köşeli gözeneklerden her biri.
- gümrükGümrük, resim kapısı
- gümüşatom numarası 47, atom ağırlığı 107,88, yoğunluğu 10,5 g/cm³ olan, 960 °C'e doğru sıvı hâline geçen, parlak beyaz renkte, kolay işlenir, levha ve tel hâline gelebilen ve periyodik cetvelde Ag (argentum) simgesiyle gösterilen bir element
- gümüşigümüş rengi, bozyeşil.
- gümüşlemekGümüşle kaplamak veya süslemek
- gümüşlenmekGümüşle kaplanmak
- gümüşlügümüşü olan, gümüşle kaplanmış veya süslenmiş olan
- gümüşserviAyın suya yansımasıyla oluşan parıltılı görünüm.
- gümüşsügümüşü andıran, gümüşe benzeyen, gümüş gibi, gümüşümsü
- gümüşçüGümüşü işleyen sanatçı veya gümüşten yapılmış eşya ve takı satıcısı.
- gümüşçünPüskül kuyruklulardan, eski kitap sayfalarında, döşeme aralıklarında, şekerli maddeler ve tahta kırıntıları yiyerek yaşayan, vücutları küçük pullarla örtülü, kanatsız böcek (Lepisma saccharina)
- günahacımaya yol açacak kötü davranış
- günahsızGünahı veya suçu olmayan
- günaydın"iyi sabahlar" anlamında sabahları söylenen selamlama sözü
- günaşırıbir gün ara ile, iki günde bir
- günbatımıGün batımı
- günbegünHer gün biraz daha
- günboyuGün boyu
- günceGünlük not
- güncelgünün konusu olan, şimdiki, bugünkü (haber, olay vb.), aktüel
- güncellemegüncellemek durumu
- güncellemekgüncel duruma getirmek
- gündelikgün hesabıyla veya her gün ödenen para, yevmiye
- gündemmeclis, kongre gibi toplantılarda görüşülecek konuların bütünü
- gündeşAynı günde olan.
- gündüzgünün sabahtan akşama kadar süren aydınlık bölümü
- gündüzlüokula gündüz giden
- gündüzlükGündüz çalışması
- güneysolunu doğuya, sağını batıya veren kimsenin tam karşısına düşen yön, dört ana yönden biri, cenup
- güneybatıgüneyle batı arasındaki yön, lodos
- güneydoğugüneyle doğu arasındaki yön
- güneşgölgelik olmayan, Güneş'in ışığına ve ısısına maruz kalınan yer
- güneşlenmegüneşlenmek işi
- güneşlenmekgüneş ışınlarından yararlanmak için kendini güneş altında bulundurmak
- güneşletmekbir şeyi güneş ışığının etkisinde bırakmak
- güneşligüneş ışınlarıyla aydınlanmış
- güneşlikGüneşlik perde
- güneşselGüneşe ilişkin, Güneşle ilgili
- güneşsizgüneş ışınlarıyla aydınlanmayan, güneş ışınlarını almayan
- günlerceBirçok gün sürerek
- günlükgünü gününe tutulan hâtırâ defteri
- günorta(halk dili) öğle
- günyüzüAçık gündüz
- güpegündüzOrtalık iyice aydınlıkken, iyice gündüz iken
- gürbol ve güçlü olarak çıkan veya fışkıran
- gürbüzGüçlü kuvvetli
- güreşGüreş
- güreşmekTürlü oyunlarla birbirinin sırtını yere getirmeye çalışmak (iki kişi)
- güreşçigüreş yapan, güreşen kimse, pehlivan
- gürgenGürgengillerden olup girintili, boz kabuklu gövdelere sahip, kerestesi beğenilen bir ağaç.
- güruhGrup, kalabalık
- gürzSilah olarak kullanılan ağır topuz.
- gürültüaralarında uyum bulunmayan düzensiz seslerin bütünü, patırtı, şamata
- gürültülüGürültüsü olan yer veya alan.
- gürültüsüzGürültü yapmayan, gürültüsü olmayan.
- gürültüsüzlükGürültüsüz olma durumu
- gütmekhayvan veya hayvan sürüsünü önüne katıp otlatarak sürmek
- güvekurtçuğu yapağı, yünlü kumaş ve dokuma yiyen pul kanatlılardan bir böcek (Tine pellionella)
- güvençekinme, korku ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu
- güvenilirgüven duygusu veren, güvenilen, itimatlı
- güvenilirlikGüvenilir olma durumu
- güvenligüven verici, emniyetli, emin
- güvenliktoplum yaşamında kanuni düzenin aksamadan yürütülmesi, kişilerin korkusuzca yaşayabilmesi durumu, emniyet, asayiş
- güvenlilikgüvenli olma durumu
- güvenmegüvenmek işi
- güvenmekgüven duymak, güveni olmak, itimat etmek
- güvensizBaşkalarına güvenmeyen, itimatsız
- güvensizlikGüvensiz olma durumu, itimatsızlık
- güvercingüvercingillerden, hızlı ve uzun zaman uçabilen, kısa vücutlu, sık tüylü, birçok evcilleşmiş türü bulunan, yemle beslenen kuş
- güvercinlikEvcil güvercin yetiştirmek için hazırlanmış yer
- güvertegemilerde ve teknelerde baştan kıça kadar döşenmiş tahta veya madeni platform döşeme, ambar ve kamaraların üstü
- güveyfeneriPatlıcangilleren, kırmızı ve ekşimsi meyvesi idrar söktürücü olarak kullanılan, çok yıllık ve otsu bir bitki, Physalis alkekengi, çinfeneri, gelin otu
- güveçyemek pişirmeye mahsus yassıca, geniş ağızlı toprak kap
- güyaSanki, görünüşte
- güzelhoşa giden kadın veya kız
- güzelceadamakıllı, iyice
- güzelleşmekgüzel bir durum almak
- güzelleştirilmekKendisine güzellik verilmek, güzel duruma getirilmek.
- güzelleştirmekGüzel hale getirmek, güzellik vermek
- güzellikcoşku, estetik, hoşlanma, zevk hissi uyandıran vasıf
- güzergâhGeçit yolu
- güzâfAbartı
- güzârGeçen, yolcu
- güzîdeSeçkin
- güçahlâk, düşünce ve fizik yönünden etki yapabilme veya etkiye direnebilme yeteneği
- güçlendiriciGüç veren, güç katan
- güçlendirmegüçlendirmek işi
- güçlendirmekgüçlü duruma getirmek, kazanmasını sağlamak
- güçlenmekGüçlü duruma gelmek
- güçlügücü olan, kuvvetli, yavuz
- güçlükağır ve yorucu emek, zahmet, meşakkat
- güçlükleKolay olmayan bir biçimde; bin bela, ite kaka, öle dirile, zor, zorlukla, zar zor, zor bela, zoru zoruna
- güçsüzgücü olmayan, âciz
- güçsüzceGüçsüz bir biçimde.
- gıcıkboğazda duyulup aksırtan, öksürten yakıcı kaşıntı
- gıcırdamagıcırdamak işi
- gıcırdamakgıcırtı çıkarmak
- gıcırdatmakgıcırtıçıkarmasına yol açmak
- gıdıklamaGıdıklamak işi
- gıdıklamakVücudun bazı yerlerine dokunarak ürperme veya gülerek kaçınma ile beliren bir sinir tepkisi uyandırmak.
- gıdıklanmakGıdıklamak işi yapılmak
- gınabıkma, usanma
- gıptaİmrenme, imrenti
- gırgırMekanik olarak çalışan süpürge.
- gırtlakBoynun ön soluk borusunun üst kısmında yer alan bir solunum ve ses organı, ümük, imik, hançere, larinks, ümük.
- gıyabenyokluğunda
- gıyabigörüşmeden
- gıyapYokluk, bulunmama, yitiklik.
- gıybetbirinin hakkında gıyaben hoşlanmadığı bir şeyi konuşma