Ç ile kelimeler
Bu harfte toplam 459 kelime var. Sozlukteki toplam madde sayisi: 11461.
- çabalamakgüç bir durumdan kurtulmaya uğraşmak
- çabukalışılandan veya gösterilenden daha kısa bir zamanda, tez, yavaş karşıtı
- çabuklukçabuk olma durumu
- çadorİranda kadınların giydikleri siyah renkte bir örtü.
- çadırKeçe, deri, kıl dokuma, sık dokunmuş kalın bez veya plastik maddelerden yapılarak direklerle tutturulan, taşınabilir barınak; çerge, oba, otağ
- çadırcıÇadır yapan veya satan kimse
- çakaletoburlardan, sürü hâlinde yaşayan, kurttan küçük yaban hayvanı
- çakmaktaşa vurulup kıvılcım çıkarılan çelik parçası
- çakmaklıÇakmak taşı ve zemberekle ateş alan eski zaman tüfeği
- çakmakçıÇakmak yapan veya satan kimse
- çakmakçılıkÇakmak yapıp satma işi
- çaktırmadanBelli etmeden, gizlice, sezdirmeden
- çakıAçılıp kapanan bir veya birkaç ağızlı küçük cep bıçağı
- ÇakırÇanakkale ili Yenice ilçesine bağlı köy
- çakırcıKuş avında çakır doğanını tutan kimse
- çakırdikenMaydanozgillerden, hekimlikte kullanılan bir bitki; deveelması (Eryngium campestre).
- çakırkanatÖrdekgiller familyasından, göl ve bataklıklarda yaşayan, kanatları mavi hareli bir ördek türü
- çakırlaşmakÇakırkeyf olmaya başlamak
- çakışmaçakışmak işi
- çakışmakbirbirine geçip kenetlenmek, takılmak.
- çakşırPaça bölümü diz üstünde veya diz altında kalan bir tür erkek şalvarı.
- ÇalDenizli ilinin bir ilçesi
- ÇaldıranVan ilinin bir ilçesi
- çaldırmakÇalma işini yaptırmak.
- çalgımüzik aleti, enstrüman, saz
- çalgıcıçalgı çalmayı kendine meslek edinmiş kişi
- çalgıçbahçe süpürgesi, çalkı
- çalkalamaksulu bir şeyi sarsarak veya çırparak karıştırmak
- çalkantıdenizde ve gölde dalgalanma
- çalmakbaşkasının malını gizlice almak, hırsızlık etmek, aşırmak
- çalparaParmaklara takılıp çalınan zil veya buna benzer alet.
- çalıböğürtlen, ahududu gibi küçük, dalları dibinden çatallanan ve sapları odunsu bitki, ağaççık
- çalılıkçalısı çok olan yer
- çalımkarşıdakini etkilemek amacıyla yapılan abartılı davranış, kurum, caka, afra tafra, afur tafur, zambır
- çalımlıbaşı yüksek, yapısı dar gemi
- çalınmakçalma işine konu olmak
- çalıntıçalınmış olan, çalma
- çalışkanişten yılmayıp çok çalışan
- çalışkanlıkÇalışkan olma durumu, faaliyet
- çalışmaçalışmak işi, faaliyet
- çalışmakbir şeyi oluşturmak veya ortaya çıkarmak için emek harcamak, iş yapmak
- çalıştayBilim adamlarının ve uzmanların bir konuda ön hazırlık yapmak üzere katıldığı inceleme ve değerlendirme toplantısı.
- çalıştırmaÇalıştırmak işi veya biçimi.
- çalıştırmakçalışmasını sağlamak
- çalıştırıcıspor dalında, sporcuyu eğiten, yetiştiren ve çalıştıran kişi, antrenör, koç
- ÇamardıNiğde ilinin bir ilçesi.
- ÇamaşOrdu ilinin bir ilçesi.
- çamaşıriç kıyafet
- çamaşırcıGiyecek eşyası, yatak örtüleri ve benzeri eşyaların küçük bir çamaşırhane veya evlerde yıkanması, kurutulması ve ütülenmesi gibi işleri yapan kişi.
- ÇameliDenizli ilinin bir ilçesi.
- ÇamlıdereAnkara'nın bir ilçesi
- ÇamlıhemşinRize ilinin bir ilçesi.
- ÇamlıyaylaMersin ilinin bir ilçesi.
- ÇamolukGiresun ilinin bir ilçesi
- çamurSu ile karışıp bulaşır ve içine batırılır duruma gelmiş toprak, balçık
- çamurcukSazangillerden, sazandan küçük, eti tatsız bir göl ve bataklık balığı (Chrondrostoma nasus)
- çamurcunÖrdekgiller familyasından, göl ve bataklıklarda yaşayan bir ördek türü
- çamurlamakÇamur sürmek, çamurla sıvamak
- çamurlanmakÜzerine çamur sürülmek
- çamurlatmakÇamur sürdürmek, çamurla sıvatmak
- çamurlaşmakçamur durumuna gelmek
- çamurluçamur bulaşmış, üstünde veya içinde çamur bulunan
- çamurlukÇamuru çok olan yer
- çanaktoprak, metal v.s. malzemelerden yapılmış yayvan, çukurca kap
- ÇanakkaleBir il belediyesi.
- ÇanakkaleliÇanakkale ilinden olan kimse.
- çanakçıÇanak yapan veya satan kimse
- ÇandırYozgat ilinin bir ilçesi.
- Çangaiyi soydan gelen, soylu, pençe
- ÇankayaAnkara'nın bir ilçesi
- ÇankırıBir il belediyesi
- çantakösele meşin, kumaş gibi hafif gereçlerden yapılan kapamaçlı kap
- çantacıÇanta yapan veya satan kimse.
- çapCisimlerin genişliği; kutur.
- çapaTarlalarda toprağı işlemek için kullanılan ağaç veya demir saplı kazı aracı
- çapakGöz pınarında birikerek pıhtılaşan akıntı
- çapalamakÇapa ile kabartmak
- çapkıngeçici aşklar ve ilişkiler peşinde koşan (kişi), gönül avcısı, hovarda
- çapmakAkın etmek, koşmak.
- çaprazEğik olarak birbiriyle kesişen.
- çaprazvariÇaprazlamasına
- çapulyağma, talan, plaçka, saldırı
- çapulcuDüzene aykırı davranışlarda bulunan, düzeni bozan, plaçkacı.
- çarRus hükümdarlarına verilen ad
- ÇardakDenizli ilinin bir ilçesi
- çarebir sonuca varmak, ortadaki engelleri kaldırmak için tutulması gereken yol, çıkar yol, çözüm yolu
- çaresizçıkar yol bulamayan biçimde
- çaresizlikÇaresiz olma durumu
- çariçeÇarın karısına veya kadın çara verilen unvan
- çarkBir eksenin döndürdüğü tekerlek biçimindeki makine parçası
- çarkçıVapurlarda makine bölümünü yöneten kimse
- çarkıfelekDönerken ateş ve kıvılcım sıçratan donanma fişeği.
- çarmıhSuçlunun öldürülmek amacıyla çivilendiği haç biçimindeki darağacı.
- çarpanbir çarpma işleminde çarpılan sayının kaç kez tekrarlanacağını gösteren sayı, çoğaltan
- çarpmakhızla değmek, vurmak
- çarpıkaba sıva, çarpma sıva
- çarpıntıkalbin hızlı ve sık vurması, kalp çarpıntısı
- çarpışmakbirbirine çarpmak, tokuşmak
- ÇarşambaSamsun iline bağlı bir ilçe belediyesi
- çarşıDükkânların bulunduğu alışveriş yeri; pasaj
- ÇarşıbaşıTrabzon ilinin bir ilçesi.
- çatsert bir şeyin kırılırken çıkardığı ses
- ÇatakVan ilinin bir ilçesi.
- çatalyemek yerken kullanılan iki, üç veya dört uzun dişli çoğunlukla metal araç
- Çatalcaİstanbul ilinin bir ilçesi
- ÇatalpınarOrdu ilinin bir ilçesi.
- ÇatalzeytinKastamonu ilinin bir ilçesi.
- çatlakHerhangi bir yerde uzunluğuna olan açıklık; çatlaklık
- çatlamakparçaları ayrılıp dağılmayacak biçimde yarılmak
- çatlatmakçatlak duruma getirmek
- çatmakodun, değnek, kılıç, tüfek vb. uzun şeylerden birkaç tanesini, tepelerinden birbirine çaprazlama dayayarak durdurmak
- çatıbarınılan, sığınılan yer
- çatırtıÇatırdama sesi.
- çatışÇatmak işi veya biçimi
- çatışmaçatışmak işi
- çatışmakbirbirine çatmak veya çatılmak
- çavdarbuğdaygillerden, unlu tane veren bitki ve bu bitkinin esmer ve uzun tanesi
- ÇavdarhisarKütahya'nın bir ilçesi.
- ÇavdırBurdur'un bir ilçesi
- çavuşbir işin veya işçilerin başında bulunan ve onları yöneten sorumlu kişi
- ÇavuşoğluÇorum ili İskilip ilçesine bağlı bir köy.
- çayÇaygillerden, nemli iklimlerde yetişen bir ağaççık (Thea chinensis).
- ÇaybaşıOrdu ilinin bir ilçesi.
- ÇaycumaZonguldak ilinin bir ilçesi.
- çaycıÇay yapıp satan kimse
- çaydanlıkçay pişirmek için kullanılan kap
- ÇayeliRize ilinin bir ilçesi.
- çayeviÇay gibi içeceklerin hazırlandığı ve bunların içildiği yer, çayhane
- ÇaykaraTrabzon ilinin bir ilçesi
- çaylakyırtıcılardan, uzun kanatlı, çengel gagalı, küçük kuşları ve fare gibi zararlı hayvanları avlayan, tavuk büyüklüğünde bir kuş (Milvus migrans), kara çaylak
- çayırüzerinde gür ot biten düz ve nemli yer
- ÇayıralanYozgat ilinin bir ilçesi.
- ÇayırlıErzincan ilinin bir ilçesi
- ÇayırovaSivas ili Kangal ilçesine bağlı bir köy.
- çaça(Sprattus sprattus), Ringayı andıran küçük bir deniz balığı, çaça balığı
- çaçaronYüksek sesle, şirretçe ve karşısındakini bezdirip yıldıracak biçimde konuşan kişi; yandan çarklı
- çağanozKabukluların ön ayaklılar alt takımından, eti için avlanan, pavuryaya benzer küçük su hayvanı
- Çağatayyavru at, tay, doğu Türklerine, lehçelerine dayanılarak verilen ad, çocuk gibi sevimli, Cengiz Han'ın oğlu
- Çağataycayazılmış olan
- çağdaşaynı çağda yaşayan, çağcıl, asri, muasır
- çağdaşlıkÇağdaş olma durumu, modernlik
- çağlaBadem, kayısı, erik gibi çekirdekli yemişlerin yenilebilen hamı
- çağlamaksu, köpürerek ve ses çıkararak coşkun bir biçimde akmak
- ÇağlayanceritKahramanmaraş'ın bir ilçesi.
- çağrıbirinin bir yere gelmesini isteme
- çağrılmakçağırma işi yapılmak
- çağrışmakbirbirini çağırmak
- çağrışımbir düşünce, görüntü vb.nin bir başkasını hatırlatması
- çağırmakBirinin gelmesini kendisine yüksek sesle söylemek, seslenmek.
- çaşıtAra bozmak amacıyla söz taşıyan kimse
- çeÇe adı verilen bu harf, ses bilimi bakımından ötümsüz, katışık, diş-diş eti ünsüzünü gösterir
- çedikeskiden mest üzerine giyinen sarı pabuç
- çekkıymetli evrak niteliğine sahip kambiyo senedi olup, bir havalenin ödenmesi için çıkarılan teyit emri
- çekecekAyakkabı ile topuk arasına sokularak ayağın ayakkabıya kolay girmesini sağlayan, maden, boynuz veya plastik maddeden yapılmış alet.
- ÇekerekYozgat iline bağlı ilçelerden biri
- çekicikaza veya arıza yapan, yanlış yere park eden aracı belli bir yere götürmek için kullanılan taşıt
- çekicilikçekici olma durumu, cazibe
- çekilmekçekme işi yapılmak
- çekimfiilerin çeşitli zaman, kip ve şahıslara, isimlerin de ismin hâllerine göre uğradığı şekilleri, tasrif
- çekimlemeÇekimlemek işi
- çekimlemek(bir cismi) genel çekim yasasına göre başka bir cismi çekmek
- çekimseroy vermekten, eğilim göstermekten veya bir şey yapmaktan kaçınan, kararsız, taraf olmayan (kimse), müstenkif
- çekimserlikÇekimser davranma durumu
- çekingenher şeyden çekinme huyu olan, ürkek, sıkılgan, muhteriz
- çekinmeçekinmek işi
- çekinmeksaygı, korku, utanma vb. duygularla bir şeyi yapmak istememek, kaçınmak
- çekintiDuraksama, kararsızlık, tereddüt
- çekirdeketli meyveleriin içinde bir veya birden çok bulunan, çoğu sert bir kabukla kaplı tohum
- çekirgedüz kanatlılardan (Orthoptera), uzun olan arka bacaklarıyla uzağa sıçrayabilen, birçok türleri olan bir böcek
- çekiççivi çakma, madenleri dövme vb. işlerde kullanılan saplı bir el aleti
- çekişmekiki yönünden karşılıklı çekmek
- çekmecemasa, dolap gibi şeylerin dışarıya çekilen gözü, çekme
- çekmekbir şeyi tutup kendine veya başka bir yöne doğru yürütmek
- Çekmeköyİstanbul iline bağlı bir ilçe.
- çektirmekçekme işini yaptırmak
- çelebiEfendi, kibar, görgülü ve ince kişi.
- çelenkÇiçek, dal ve yapraklarla yapılmış halka
- çelikdemir, ana alaşım elementi ise maksimum %2,06 oranında olmak üzere karbon olan bir alaşımdır; su verilerek çok sert ve esnek bir duruma getirilebilen, birleşiminde az miktarda karbon bulunan demir ve karbon alaşımı, pulat
- ÇelikhanAdıyaman'ın bir ilçesi.
- çelikhaneÇelik elde edilen fabrika
- çelimsizGüçsüz, zayıf, nahif
- çelişmek(düşünce ve davranış) birbirini tutmamak, birbirlerine ters düşmek, mütenakız olmak
- çelmekYolundan çevirmek, engel olmak, engellemek.
- çeltikKabuğu ayıklanmamış pirinç.
- ÇeltikçiBurdur'un bir ilçesi
- ÇelyabinskRusya'nın yedinci büyük bir şehri ve Çelyabinsk Oblastı'nın idare merkezi
- çemberMerkez denilen sabit bir noktadan aynı uzaklık ve düzlemdeki noktalar kümesinin oluşturduğu kapalı eğri.
- çemenmaydanozgillerden kimyon türü bir bitki ve bu bitkinin kokulu tohumu
- ÇemişgezekTunceli ilinin bir ilçesi.
- çemremekKolunu veya paçalarını sıvamak, eteğini toplamak
- çenecanlılarda baş bölümünde yer alan, kemik veya kıkırdak ile desteklenen, altlı üstlü dişleri taşıyan ve ağzın kapanıp açılmasını sağlayan kasları üzerinde barındıran iki parçaya verilen ad
- çengEski bir Türk sazı
- çengelBir yere takılmaya, geçirilmeye yarayan eğri ve ucu sivri demir:
- çenkharpı andıran bir çalgı
- çentikliÜzerinde çentik bulunan
- çepeçevrebütün yanlarını kuşatacak biçimde, fırdolayı
- ÇepniAfyonkarahisar ili Hocalar ilçesine bağlı köy
- çerağMum, kandil, lamba vb. ışık veren araç, çırağ.
- çerezAsıl yemekten sayılmayan, peynir, zeytin gibi yiyecekler
- Çerkeskuzeybatı Kafkasya'nın yerli halkı
- Çerkezشركسي (Şärkäsi, Şerkesi)
- ÇerkezköyTekirdağ ilinin bir ilçesi.
- ÇermikDiyarbakır ilinin bir ilçesi
- çerçeveresim, yazı, ayna vb.ni süslemek veya bir yere asılabilecek duruma getirmek için bunlara geçirilen kenarlık
- çerçeveciÇerçeve yapan kimse
- çerçiKöy, pazar vb. yerlerde dolaşarak ufak tefek tuhafiye eşyası satan kimse.
- çeteYasa dışı işler yapmak veya etrafındakileri korkutmak amacıyla bir araya gelmiş topluluk.
- çeteciÇeteden olan kimse
- çetinamaçlanan duruma getirilmesi, elde edilmesi, çözümlenmesi, işlenmesi güç veya engeli çok olan, güç, zor, müşkül
- çetrefilKarışıklığı dolayısıyla anlaşılması veya sonuca bağlanması güç
- ÇevikKastamonu ili Taşköprü ilçesine bağlı bir köy.
- çeviriBir dilden başka bir dile aktarma, çevirme; tercüme
- çeviricikonuşulan bir dili bir veya birkaç dile sözlü olarak çeviren kişi
- çevirmeçevirmek işi
- çevirmekBir şeyin yönünü değiştirmek.
- çevirmenKonuşmayı bir dilden başka bir dile çeviren kimse; çevirici, dilmaç, tercüman, dragoman.
- çevrecanlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortam; dolay, etraf, periferi
- çevreciÇevre kirliliği sorunlarıyla uğraşan kimse veya topluluk
- çevrecilikÇevrecinin yaptığı iş
- çevrelenmekKuşatılmak, sınır içine alınmak, tahdit edilmek
- çevreselçevre ile ilgili
- çevrilmekçevirmek işine konu olmak
- çevrimBir elektrik akımının iletken üzerinde aldığı yol; devre
- çeyizGelin için hazırlanan her türlü eşya, cihaz
- çeçtahıl yığını
- çeçeİki kanatlılardan, insana uyku hastalığı aşılayan, sinekten büyük bir cins Güney Afrika böceği
- ÇeçenKafkasya'nın kuzeydoğusundaki Çeçenistan'da yaşayan bir halk veya bu halkın soyundan olan (kimse)
- Çeçenistanresmî adıyla Çeçen Cumhuriyeti İçkerya, başkenti Grozni, Kuzeybatısında Rusya Federasyonu’na bağlı Stavropol Kray, doğusunda ve güneyinde Dağıstan ile Gürcistan, batısında İnguşya ve Kuzey Osetya yer alır
- çeşitaynı türden olan şeylerin bazı özelliklerle ayrılan öbeklerinden her biri, nev, tür
- çeşitlemeçeşitlemek işi
- çeşitliçeşidi çok olan, türlü, mütenevvi
- çeşitlilikçeşidi çok olma durumu, izge, yelpaze, tenevvü, spektrum
- çeşmeGenellikle yol kenarlarında herkesin yararlanması için yapılan, borularla gelen suyun bir oluktan veya musluktan aktığı, yalaklı su hazinesi veya yapısı.
- çeşniyiyeceğin ve içeceğin tadı, tadımlık
- çiftBirbirini tamamlayan iki tekten oluşan nesneler.
- çifteİkisi bir arada bulunan veya ikili.
- ÇiftelerEskişehir ilinin bir ilçesi
- çiftetelliGöğüs ve göbek titreterek, gerdan kırarak oynanan bir oyun.
- çiftleşmeçiftleşmek işi, kopulasyon
- çiftleşmekbir şey tekken bir tanesinin daha katılmasıyla iki olmak
- çiftliktarım yapılan, hayvan yetiştirilen, çalışanlarının da oturması için evler bulunan geniş toprak parçası
- ÇiftlikköyYalova ilinin bir ilçesi.
- çiftçikendi geçimine yönelik olarak çeşitli tarım ve hayvancılık ürünleri üreten bir çiftliği idare eden kişi; dikici, ekinci, rençber
- çiftçilikÇiftçi olma durumu
- çikolataKakaonun içerisine şeker, süt, fıstık, fındık vb. katılarak yapılan bir tür tatlı yiyecek
- çikolatacıÇikolata yapan veya satan kimse:
- çilorman tavuğugillerden, eti için avlanan, ormanlarda yaşayan kuş, (Tetrastes bonasia), dağ tavuğu
- çilezahmet, sıkıntı
- çilekgülgillerden, sapları sürüngen, çiçekleri beyaz bir bitkinin güzel kokulu, pembe, kırmızı renkli meyvesi
- çilekçiÇilek yetiştiren veya satan kimse
- çileliçilesi olan, çok sıkıntı çekmiş olan
- ÇilimliDüzce ilinin bir ilçesi.
- ÇillerAnkara ili Nallıhan ilçesine bağlı bir köy.
- çilsizÇili olmayan
- çimbuğdaygillerden, bahçelerin, yol kenarlarının ve parkların yeşillendirilmesinde yararlanılan çok yıllık bitki (Lolium)
- çimdikÇimdikleme işinde yapılan hareket
- çimdiklemeBir kimsenin etini iki parmak ucu arasında kıstırarak sıkıp acıtma işlemi.
- çimdiklemekBir kimsenin etini iki parmak ucu arasında kıstırarak sıkıp acıtmak
- çimenKendiliğinden yetişmiş çim
- çimentoKilli kalkerleri özel fırınlarda pişirip ezmekle elde edilen, çamuru çarçabuk katılaşıp sertleşen ve yapılara harç olarak kullanılan kül renginde veya beyaz toz
- çimkeİki parmak ucuyla alınan miktar, tutam (toz şeyler hk.).
- çimmeÇimmek, yıkanmak işi.
- çimmekSuya dalıp çıkmak.
- ÇinceÇinlilerin konuştuğu dil/dil ailesi
- ÇineAydın iline bağlı bir ilçe
- çinekopBoyu 15 - 18 cm arası olan lüfer balığı.
- ÇingeneHindistan'dan çıktıkları söylenen, dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan bir topluluk, Çingen, Kıpti, Roman ve bu topluluktan olan kişi
- çiniduvarları kaplayıp süslemek için kullanılan, bir yüzü sırlı ve genellikle çiçek resimleriyle bezeli, pişmiş, balçık levha
- çinkoAtom numarası 30 olan bir kimyasal element
- ÇinliÇin halkından veya bu halkın soyundan olan kişi
- çipuratsipúra τσιπούρα < Eski Yunanca ἵππουρος
- çirkayısı, erik, zerdali vb. meyvelerin kurusu
- çirişÇiriş otunun kökünün öğütülmesiyle yapılan ve su ile karılarak tutkal gibi kullanılan esmer, sarı bir toz
- çirkingöze veya kulağa hoş gelmeyen, bet, bed, güzel karşıtı
- çirkinceçirkin şekilde
- çirkinleşmeÇirkinleşmek işi
- çirkinleşmekÇirkin hâle gelmek
- çirkinlikÇirkin olma durumu
- çirozYumurtasını atarak zayıflamış uskumru balığı
- çiselemeÇiselemek işi
- çitlemeÇitlemek işi
- çitlemekKabak çekirdeği, fıstık gibi şeylerin kabuklarını çıkararak yemek
- çiviciÇivi satan kimse
- çivitEskiden çivit otundan, bugün yapay yollarla elde edilen, mavi renkli, sarılığını gidermek için çamaşırın son suyuna karıştırılan toz boya
- ÇivrilDenizli ilinin bir ilçesi
- çiyhavada buğu durumundayken akşamın ve gecenin serinliğiyle yerde veya bitkilerde toplanan küçük su damlaları, şebnem, jale
- çizelgeçizgilerle bölümlere ayrılmış kâğıt, cetvel
- çizgiçizilmek veya çeşitli yollarla oluşmuş iz; çizi, hat, tahril
- çizgiliÜzerinde çizgi bulunan
- çiziksıyrık, çizgi biçiminde yara
- çizilmeçizilmek işi
- çizilmekçizme işine konu olmak
- çizimçizilerek oluşturulmuş biçim
- çizmeciÇizme yapan veya satan kimse
- çizmekçizgi çekmek
- çiçehala, babanın kız kardeşi
- çiçekBir bitkinin, üreme organlarını taşıyan çoğu güzel kokulu, renkli bölümü.
- ÇiçekdağıKırşehir ilinin bir ilçesi
- çiçekeviçiçek yetiştirilen ve satılan yer
- çiçeklemeÇiçeklemek işi
- çiçeklemekÇiçek dikmek
- çiçeklendirmekÇiçekli duruma getirmek
- çiçeklenmekÇiçek açmak, çiçek vermek, çiçekli duruma gelmek
- çiçekliÇeşitli çiçeklerin taç yapraklarının pekmezle kaynatılmasından elde edilen bir çeşit yemek
- çiçeklikkoparılmış çiçekleri koymaya yarar kap, vazo
- çiçeksimekÇiçeğe benzemek, çiçek gibi olmak.
- çiçeksizÇiçeği olmayan
- çiçekçiÇiçek yetiştiren, satan veya yapma çiçek işiyle uğraşan kimse.
- çiçekçilikçiçekçinin yaptığı iş
- çiğdemZambakgillerden, türlü renklerde çiçek açan, çok yıllık, yumrulu bir kır bitkisi; mahmur çiçeği .
- çiğitpamuk çekirdeği
- Çiğliİzmir ilinin bir ilçesi.
- çiğnemekağza alınan bir şeyi dişler arasında ezmek, öğütmek
- çiğnenmekÇiğnemek işi yapılmak
- çobankoyun, keçi ve sığır sürüsünün bütün sorumluluğunu taşıyan kişi, sürücü
- çobanaldatanUzun boylu ve kuyruklu boz renkli alacatavuk denilen gece kuşu.
- çobandağarcığıTurpgillerden yabani bitki.
- çobandeğneğiKarabuğdaygillerden, beyaz ya da pembe çiçekli, yürek biçimi yapraklı, otsu bir kır bitkisi (Polygonum aviculare).
- ÇobanlarAfyonkarahisar ilinin bir ilçesi.
- çobançantasıTurpgillerden, yemişleri torbayı andıran bir yaban bitkisi
- çobanüzümüYaban mersini.
- çocukBebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız; yavru, bala, uşak, velet
- çocuklukçocuk olma durumu
- çocuksuÇocuk gibi, çocukça olan, çocuğa benzeyen
- çocuksulukÇocuksu olma durumu
- çocuksuzçocuğu olmayan
- çocuksuzlukçocuksuz olma durumu
- çokSayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan az karşıtı; hayli.
- çokdilliçok dil bilen ya da çok dille yazılmış olan
- çokdillilikiki veya daha fazla dilin bir birey ya da topluluk tarafından kullanılması
- çokgenaçı oluşturacak biçimde üç ve üçten çok kenardan oluşan kapalı şekil, poligon
- çokluksayı veya ölçü yönünden çok olma durumu, çoğul, kesret, ekseriyet, teklik karşıtı
- çoksatarO dönemin en çok satan kitapları arasında olan yayın.
- çoktanÇok zaman önce, çok zamandan beri, öteden beri, uzun süreden beri; çoktandır.
- Çolakçolak manasında erkek ismi
- çomakucu topuzlu değnek
- çomarİri köpek, çoban köpeği
- çoraktoprak damlara çekilen, su geçirmeyen killi toprak
- çoraklık(toprak için) Verimli olmama durumu
- çorappamuk, yün vb.nden örülen, ayağa giyilen giyecek
- çorapçıÇorap ören veya satan kimse
- çorbaSebze, tahıl, et vb. ile hazırlanan sulu bir yemek türü.
- ÇorluTekirdağ ilinin bir ilçesi
- ÇorumBir il belediyesi.
- çotraAğaçtan yapılmış küçük su kabı
- çoğalmakazken çok olmak, çok duruma gelmek, artmak, fazlalaşmak, ziyadeleşmek
- çoğaltmakmiktarını, sayısını, ölçüsünü artırmak, fazlalaştırmak, ziyadeleştirmek
- çoğubir şeyin büyük bölümü
- çoğulcuÇoğulculukla ilgili olan görüş/kimse
- çoğunluksayı üstünlüğü, ekseriyet, azınlık karşıtı
- çoğunluklaçoğunluğa dayanılarak, ekseriyetle
- çubukdeğnek biçiminde ince, uzun ve sert olan şey
- çubukluÇubuğu olan.
- çubuksuzÇubuğu olmayan
- çufçufGezip dolaşarak müşteri arayan hayat kadını.
- çukurÇevresine göre aşağı çökmüş olan yer
- ÇukurcaHakkari ilinin bir ilçesi
- ÇukurovaAdana ilinin bir ilçesi.
- ÇukurçayırAğrı ili Merkez ilçesine bağlı bir köy.
- çulgenellikle kıldan yapılmış kaba dokuma
- çullukAvrasya çulluğu
- ÇumraKonyanın bir ilçesi.
- çupraçupra balığı
- çuvalpamuk, kenevir veya sentetik iplikten dokunmuş büyük torba
- çuvaldızçuvalların ağzını dikmek, yorgan dikmek gibi işlerde kullanılan büyük iğne
- çuvallamakÇuvala doldurmak
- Çuvaşçayazılmış olan
- çökelekYağı alınmış süt veya yoğurdun kaynatılmasıyla elde edilen bir peynir türü; kesik, ekşimik, torak
- çökeltiBir çökelme sonunda bir sıvının dibine çöken katı madde, rüsup
- çökermekÇökmesini sağlamak
- çökertmeçökertmek işi
- çökertmekÇöktürüp oturtmak
- çökmekBulunduğu düzeyden aşağı inmek; çukurlaşmak, batmak, obrumak.
- çöküntüçöken şeylerin kalıntısı, enkaz
- çölkumluk, susuz ve ıssız geniş arazi, sahra
- çölleşmeçölleşmek işi
- çölleşmekbir arazi, verimli toprağı akıp çöl durumuna gelmek
- çömelmekdizlerini bükerek topukları üzerine oturmak
- çömezMedreselerde müderrisin hizmetine bakan ve ondan ders alan öğrenci.
- çömlektoprak tencere
- çömlekçiçömlek veya porselen eşyanın elle imalinde yer alan işlerin tamamını veya bir kısmını yapan kişi
- çömçeTahta kepçe, büyük tahta kaşık
- çöngülUfak bataklık, çamurlu küçük göl
- çöpyararsız, pis veya zararlı olduğu için atılan ufak tefek şeylerin hepsi, gübür
- çöplemeÇöplemek işi.
- çöplükÇöplerin atıldığı veya biriktirildiği yer; çöp tenekesi, küllük, süprüntülük, gübürlük, mezbele, mezbelelik
- çöpçatanKimin kiminle evleneceğini önceden kararlaştırıp gerçekleştirdiğine inanılan manevî güç
- çöpçatanlıkÇöpçatanın işi
- çöpçüçöpleri toplayan veya sokakları süpüren temizlik işçisi
- çöpçülükÇöpçünün yaptığı iş
- çörekAz yağlı, bazen şekerli ve yumurtalı, gevrekçe bir hamur işi; gato
- çörekçiçörek yapan veya satan kimse
- çörtenDam çevresindeki yağmur sularını oluklardan alıp duvar temelinden uzağa akıtan, saçak kenarlarından dışarı doğru uzanmış ağaç oluk.
- çövenKökü ve dalları, suyu sabun katılmış gibi köpürten, kir temizleyici bir bitki; sabun otu, helvacı kökü
- çözeltiiçinde birden artık kimyasal tür bulunan tektürel evre, çözünmek sonucu ortaya çıkan madde, solüsyon
- çözmekdüğümlü, bağlı veya sarılı bir şeyi açmak
- çözücübaşka bir maddeyi çözme özelliği olan şey
- çözülmeÇözülmek işi
- çözülmekçözmek işine konu olmak
- çözümProblemin çözülmesinden alınan sonuç
- çözünürlükBirim nicelikte çözelti ya da çözgen içinde, belli sıcaklık ve basınçla çözülebilen özdek niceliği
- çükerkeklik organı
- ÇüngüşDiyarbakır ilinin bir ilçesi.
- çünküşu sebeple, şundan dolayı, zira
- çürükÇürümüş olan
- çürümekGenellikle mikroorganizmaların etkisiyle, kimyasal değişikliğe uğrayarak bozulup dağılmak; ufunet
- çürütmeÇürütmek işi
- çürütmekÇürümesine sebep olmak
- çürütülmekÇürütmek işine konu olmak
- çüşYürüyen eşeği durdurmak için söylenen söz
- çıbanvücudun herhangi bir yerinde oluşan ve çoğu, deride şişkinlik, kızartı, ağrı ve ateş ile kendini gösteren irin birikimi, baş
- çıfıtHileci, düzenbaz.
- çıkarDolaylı bir biçimde elde edilen kazanç; menfaat, yarar.
- çıkarcıyalnız kendi çıkarını düşünen, çıkarını kollayan kimse, menfaatçi, menfaat düşkünü, menfaatperest, menfaatperver
- çıkarcılıkYalnız kendi çıkarını düşünme durumu, menfaatçilik, menfaatperestlik
- çıkarmaçıkarmak işi; emisyon
- çıkarmakbirinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak.
- çıkarılmakçıkarma işine konu olmak
- çıkarımçıkarmak işi
- çıkmakİçeriden dışarıya varmak, gitmek.
- çıkmazSonu kapalı, çıkış yeri olmayan, hiçbir yere ulaşamayan yol
- çıkrıkKuyudan kovayı çekmeye yarayan ve el ile çevrilen araç:
- çıkrıkçıÇıkrık yapıp satan kimse
- çıktıÜretim sonucu ortaya çıkan ürün, girdi karşıtı.
- çıkıntıyüzeyde ileri doğru çıkan bölüm
- çılbırKaynamış suyun içine kırılan yumurta piştikten sonra kevgirden geçirilip üzerine sarımsaklı yoğurt ve sos dökülerek hazırlanan bir yemek türü.
- ÇıldırArdahan'ın bir ilçesi.
- çıldırmakDelirmek, aklını oynatmak
- çıldırtmakÇıldırmasına sebep olmak
- çılgınaşırı davranışlarda bulunan, deli, mecnun
- çılgıncadeli gibi, delicesine, çılgıncasına
- çılgınlıkaşırı davranış
- çınarİki çeneklilerden, 30 meyreye kadar uzayabilen, gövdesi kalın, uzun ömürlü, geniş yapraklı bir ağaç
- ÇınarcıkYalova ilinin bir ilçesi.
- çıngırakHayvanların boynuna veya ses çıkarması istenen yerlere asılan, içinde hareket eden küçük taneler bulunan madeni yuvarlak
- çınlamakYankı vermek
- çıpaGemilerin dalgalara, akıntılara kapılarak yer değiştirmemesi için suya atılan, zincirle gemiye bağlı bulunan, ucu çengelli ağır demir araç; çapa, çipo, demir, lenger
- çıplakÜstünde bulunması gereken giysi, örtü vb. bulunmayan; ari, üryan, nü, cıbıl, cıbıldak, cılcıbık, şallak, yalıncak.
- çıplaklaşmakÇıplak duruma gelmek.
- çıplaklaştırmakÇıplak duruma getirmek
- çıplaklıkçıplak olma durumu
- çıraçam gibi reçineli ağaçların yağlı ve çabuk yanmaya elverişli bölümü ve bu bölümden küçük küçük kesilerek hazırlanmış, tutuşturma ve aydınlatma işlerinde kullanılan parça
- çırakzanaat öğrenmek için bir ustanın yanında çalışan kişi
- çıraklıkÇırak olma durumu, yamaklık
- çırakmanÜzerinde meş'ale yakılan kule veya demir direk
- çırpmakhalı, kilim vb. şeyleri hızla ve kesik kesik silkelemek
- çırpınmakacı ile debelenmek
- çırpıntısuların ufak ve oynak dalgalarla kaynaşması
- çırılçıplakTamamen çıplak; çırçıplak, dımdızlak anadan doğma, anadan üryan.
- çıtKüçük bir şeyin kırılırken çıkardığı hafif ve süreksiz ses
- çıtadüzgün biçilmiş uzun ve ensiz tahta
- çıtkırıldımAşırı incelik, dayanıksızlık ve çekingenlik gösteren (kimse)
- çıtırtıÇıtırdama sesi
- çıyaneklem bacaklılardan sarımtırak renkte, zehirli böcek.
- çığdağın bir noktasından kopup yuvarlanan ve yuvarlandıkça büyüyen kar kümesi
- çığlıkacı acı veya ince ve keskin bağırma
- çığırçığın kar üzerinde açtığı iz
- çığırtkanbir olayı, bir haberi çevreye yüksek sesle duyuran kimse
- çığırtkanlıkÇığırtkanın yaptığı iş