E ile kelimeler
Bu harfte toplam 475 kelime var. Sozlukteki toplam madde sayisi: 11461.
- e-postaelektronik posta
- ebabilsağangiller familyasından 16-17 cm boyunda, kentler ve açık alanlarda yaşayan bir kuş türü, dağ kırlangıcı
- ebedisonsuz, ölümsüz, bengi
- ebedileşmeksonsuzlaşmak
- ebediyensonsuz olarak, sonsuzluğa kadar
- ebegümeciEbegümecigillerden, mor renkli çiçekleri ilaç, yaprakları sebze olarak kullanılan, kendiliğinden yetişen çok yıllık bir bitki.
- ebetsonu olmayan gelecek zaman, sonsuzluk
- ebeveynanne ve baba veya ana baba
- ebobsıfırdan farklı en az 2 sayıyı bölebilen sayılardsan en büyük olanı.
- ebrukâğıt süslemeciliğinde kitre, kola vb. yapıştırıcılarla yoğunlaştırılmış su üzerine, neft yağı ile sulandırılmış yağlı boya damlatılarak yapılan ve kâğıda geçirilen süs
- ecdatgeçmişteki büyükler, atalar, dedeler
- ecelyaşamın sonu, ölüm zamanı
- eczacanlılardaki rahatsızlıkların bozuklukların ve çeşitli hastalıkların tanısı, önlenmesi veya tedavisi için yararlanılan doğal veya sentez yoluyla hazırlanmış madde
- eczacıEczacılık fakültesinden mezun olarak eczacılık mesleğini yapmaya hak kazanmış kimse:
- eczaneİlaçların hazırlandığı veya hazır ilaçların satıldığı yer.
- edattek başına mânâsı olmayan, sonuna geldiği sözle cümledeki diğer kelimeler arasında ilişki kuran kelime
- edebiyatolay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak şekillendirmesi sanatı, literatür, yazın
- edebîedebiyata ilişkin, edebiyatla alakalı
- edepToplum töresine uygun davranma
- edevatiş için gerekli olan malzemelerin, parçaların tümü
- edibaneTerbiyeli, nazik
- edikyumuşak ve renkli sahtiyandan yapılmış yarım konçlu lâpçın
- edilgenedilgen fiil, meçhul
- edilmeketme işine konu olmak, yapılmak
- edinmekkendini bir şeye sahip kılmak, kendine sağlamak
- editöryazıları yeniden düzenleyerek yayıma hazırlayan kimse
- efdalerdemli, faziletli
- efeYiğit, özellikle Batı Anadolu köy yiğidi; zeybek.
- efektradyo ve televizyon yayınlarında, tiyatro oyunlarında ya da film seslendirmelerinde, devinimleri izlemesi gereken seslerin doğal kaynakların dışında, optik, mekanik, kimyasal yöntemlerle gerçekleştirilmesi
- efendiEğitim görmüş kişi için özel adlardan sonra kullanılan ünvan.
- efendimBir sesleniş karşısında "buradayım" anlamında kullanılır.
- efkârDüşünceler
- efkârlanmakkaygılanmak, tasalanmak, üzülmek
- eflatunSoluk mora çalan renk.
- eforçaba, gayret
- efratbireyler, fertler
- efsaneeski çağlardan beri söylenegelen, olağanüstü varlıkları, olayları konu edinen hayalî hikâye, söylence
- efsaneviefsanelerde geçen, kendisi için efsaneler düzülen veya efsaneyi andırır nitelikte olan, menkıbevi
- efsunBüyü
- egemenyönetimini hiçbir kısıtlama veya denetime bağlı olmak sızın sürdüren, bağımlı olmayan, hükümran, hâkim
- egemenlikegemen olma durumu, saltanat
- egobir kişiliğini oluşturan temel öge, ben
- egoizmGenel anlamıyla bireyin kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesi ile ilgili
- egosantrikBeniçincilik yanlısı
- egzistansvarlık, mevcudiyet, varoluş
- egzoterikHerkesin öğrenmesinde sakınca görülmeyen, gizli kapalı olmayan (her türlü bilgi, öğreti), ezoterik karşıtı
- egzoziçten yanmalı motorlarda yanan akaryakıtın gazı
- ehemmiyetönem
- ehemmiyetsizlikehemmiyetsiz
- ehilbir işte yetkili olan, bir işi yapan, erbap
- ehliyetustalık, uzluk, sürücü belgesi
- ejakülasyonMeninin vücuttan atılması olayı, boşalma.
- ejderhaateş üfleyen, genelde kanatları ve yılan pullarıyla betimlenen korkunç bir masal canavarı, dragon, ejder
- ekbir gazete veya derginin günlük yayımından ayrı ve ücretsiz olarak verdiği parça
- ekarte“Saf dışı etmek, konu dışında tutmak” anlamındaki ekarte etmek, saf dışı edilmek, konu dışında tutulmak” anlamındaki ekarte olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz
- ekimyılın 31 gün süren onuncu ayı, teşrinievvel
- ekinTahılın tarlaya atıldığı andan harman oluncaya kadar aldığı durum; firez
- ekinoksgün-tün eşitliği
- ekipGörev bakımından birbirini tamamlayan kimselerin topluluğu; takım, grup, kadro
- ekipmanbir işte veya bir yerde kullanılan eşya ve aletlerin tamamı, takım, teçhizat
- eklektikSeçmecilik yanlısı, seçmeci
- eklektizmFarklı düşünce sistemlerinden seçilen öğretilerin ayrı bir sistem içinde birleştirilmesi
- eklemvücut kemiklerinin uç uca veya kenar kenara gelip birleştiği yer
- eklemekbir şeyi ekle tamamlamak, ulamak, ilave etmek
- eklemesizbitişken olmayan
- eklenmekekleme işi yapılmak
- eklentibir şeye eklenmiş olan, ek durumunda bulunan parça
- eklerDışı çikolata, içi beyaz kremalı küçük pasta
- ekletmekEklemek işini yaptırmak.
- eklieklenmiş olan
- ekliptikDünyanın güneş çevresinde dönerken takip ettiği elips biçimindeki yolun oluşturduğu düzlem
- ekmekTahıl unundan yapılmış hamurun fırında, sacda veya tandırda pişirilmesiyle yapılan yiyecek; nan, nanıaziz.
- ekmeksizEkmeği olmayan
- ekmekçiEkmek yapan veya satan kimse
- ekokMatematikte en küçük ortak
- ekolbir bilim ve sanat kolunda ayrı nitelik ve özellikleri bulunan yöntem veya akım, okul
- ekolaliBaşka birinin söylediği bir sözcüğü ya da deyişi patalojik olarak papağan gibi ve açıkça anlamsız biçimde yineleme
- ekologEkolojiyle uğraşan kimse, ekoloji uzmanı
- ekolojicanlıların hem kendi aralarındaki hem de çevreleriyle olan ilişkilerini tek tek veya birlikte inceleyen bilim dalı, çevre bilimi
- ekolojikEkolojiyle ilgili olan
- ekonomiinsanların yaşayabilmek için üretme, ürettiklerini bölüşme biçimlerinin ve bu faaliyetlerden doğan ilişkilerin bütünü ve bu ilişkileri inceleyen bilim dalı, iktisat
- ekonomikekonomi ile ilgili olan, iktisadi
- ekonomistEkonomi uzmanı; iktisatçı
- ekosistembelirli bir alanda bulunan canlılar ile bunları saran çevrenin karşılıklı ilişkileri ile meydana gelen ve süreklilik gösteren ekolojik sistem
- ekranüzerine bir cismin ışık yoluyla görüntüsü düşürülen, saydam olmayan düz yüzey, görüntülük
- eksantrikDış merkezli
- eksenbir cismi iki eşit parçaya bölen çizgi, mihver
- ekserBüyük çivi, enser
- ekseriyagenellikle
- ekseriyetçoğunluk, çokluk
- eksiçıkarma işleminde " - " işaretinin adı, nakıs
- eksibeKum yığını, kumul
- eksikBir bölümü olmayan; kalık, noksan, natamam
- eksiklenmekEksiği bulunmak
- eksikliKendisine bir şey gerekli olan, muhtaç
- eksiklikeksik olma durumu, eksik olan miktar, noksan, nakisa, fıkdan
- eksilenÇıkarma işlemindeki ilk sayı
- eksilmekAzalmak, az duruma gelmek
- eksiltianlatımda kolaylık sağlamak üzere sözcükteki eklerin veya cümledeki sözcüklerin azaltılarak kullanılması olayı, elips
- eksiltilmekEksiltilmek işine veya durumuna konu olmak
- eksiltmeEksiltmek işi
- eksiltmekeksik duruma getirmek, sayısını azaltmak
- ekspozeBir yere sunulan bildiri özeti
- ekspresYalnız belirli duraklarda duran tren, otobüs veya gemi.
- ekstraEn iyi, üstün nitelikli
- ektirmekEkmek işini yaptırmak
- ekâbirbüyükler, devlet büyükleri, ileri gelenler
- ekümenikEvrensel, tüm dünyaya ait
- ekşilikekşi olma durumu
- ekşimekekşi duruma gelmek
- ekşitmekEkşimesine yol açmak
- elkolun bilekten parmak uçlarına kadar olan, tutma veya iş yapmaya yarayan kısmı
- elayeşile çalan kahverengi (genellikle göz rengi için kullanılır)
- elbetİki testi tokuşunca biri elbet kırılır
- elbetteher hâlde, şüphesiz, kuşkusuz, elbet
- elbisevücudu örtmek, kaplamak için kullanılan, genellikle kumaştan yapılan her türlü giyim eşyası; kıyafet, esvap, giyecek, giysi, libas, urba
- eldivendış etkilerden korumak için ele giyilen kumaş, deri veya kauçuktan yapılan el giysisi
- elebaşıOyunda arkadaşlarına baş olan çocuk.
- elektaneli veya un gibi toz durumunda olan şeyleri yabancı maddelerden ayıklamak veya incesini kabasından ayırmak için kullanılan, tahta bir kasnak ve tek tarafa gerilmiş, gözenekli tel, kıl, bez vb.nden oluşan araç, elemek için kullanılan alet
- elektrifikasyonElektrik enerjisini endüstri, ulaşım ve gündelik hayata uygulama, elektriklendirme
- elektrikMaddenin elektron, pozitron, proton v.s. parçacıklarının hareketleriyle ortaya çıkan enerji türü.
- elektrikliElektriği olan, elektrik enerjisiyle yüklü olan, elektrikle işleyen.
- elektriksizElektriği olmayan, elektrik enerjisiyle yüklü olmayan, elektrikle çalışmayan
- elektrikçiElektrik işleri yapan usta.
- elektromanyetikelektromanyetizması bulunan veya bununla ilgisi olan
- elektromanyetizmaElektriklenme ile mıknatıslanmanın karşılıklı olarak etkilenmelerinden ortaya çıkan olayların bütünü
- elektromobilElektrik enerjisiyle işleyen otomobil
- elektronbütün atomlarda bulunan negatif yüke sahip temel parçacık, pozitron karşıtı, eksicik
- elektronikserbest elektronların hareketinin denetimini konu edinen bilim dalı
- elekçiElek yapan veya satan kimse
- elekçilikElek yapıp satma işi
- elemekelek yardımıyla ayıklamak veya incesini kabasından ayırmak, elekten geçirmek
- elemliüzüntülü, kederli
- elenmekElemek işine konu olmak veya elemek işi yapılmak
- eleştirelEleştiri niteliği taşıyan, tenkidî
- eleştiriBir insanı, bir eseri, bir konuyu, doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek maksadıyla inceleme işi, tenkit
- eleştiricieleştiri yapan kimse, eleştirmeci, eleştirimci, eleştirmen, tenkitçi, münekkit
- eleştirilmekEleştirmek işi yapılmak
- eleştirimEleştirmek işi.
- eleştirmekbir düşüncenin, eserin, yargının doğruluk veya yanlışlığını ortaya çıkarmak ve gerçek değerini, tenkit etmek
- eleştirmenUzmanı olduğu sanat dalındaki eserleri ve olayları izleyen, değerlendiren, eleştiri yazıları yazan kişi; eleştirmeci, tenkitçi, münekkit
- elhamdülillahAllah'a şükür` anlamında kullanılan bir söz
- elifArap, Fars ve Osmanlı alfabelerinin ilk harfidir. Uzun dik bir çizgi şeklinde yazılır. .Mahreçi (bakınız hemze).
- elimAcınacak, acıklı
- elipsbütün noktalarının belirli iki ayrı noktaya olan uzaklıklarının toplamı birbirine denk olan kapalı eğri
- eliptikkısaltılmış, eksiltili
- elitistSeçkinci, özen gösteren
- elitizm[Seçkincilik,Seçkincilik fikrini taşıma ,benimseme]
- ellemekElle dokunmak
- ellidokunma organı anlamında ele sahip olan
- ellinciellinin sıra sıfatı; sırada kırk dokuzuncudan sonra gelen
- elmaGülgiller familyasından, çiçekleri pembe ya da beyaz, yapraklarını döken, ülkemizde meyvesi için kültürü yapılan bir tür. (Pyrus malus).
- elmacıElma yetiştiren veya satan kimse
- elmasyerin derinliklerinde bulunan, billurlaşmış arı karbon
- eltiKocanın kardeşinin karısı.
- elvedaBir daha görüşmemek üzere hoşçakal
- elverişliuygun, işe yarar
- elvermekyetmek, yetecek kadar olmak
- elzemÇok gerekli, vazgeçilmez.
- elçiBir devleti başka bir devlet katında temsil eden kimse; sefir
- elçilikElçi olma durumu
- elöpenKüçük boylu kertenkele
- emanetBirine geçici olarak bırakılan ve teslim alınan kişice korunması gereken eşya, kimse vb.; inam, vedia:
- emanetenEmanet olarak
- embesilBudala, aptal, ahmak
- embriyotohum içerisinde döllenmiş yumurtadan oluşan bitki taslağı
- emciközellikle ağlayan bebekleri sakinleştirmek için kullanılan alet
- emekuzun ve yorucu, özenli çalışma
- emeklemekDizler ve eller üzerinde yürümek
- emekliBelirli bir süre çalıştıktan sonra kanunlar gereği işi ile ilgisi kesilerek kendisine aylık bağlanmış olan (kimse)
- emektarBir görevde uzun süre kalıp o işe emeği geçmiş olan (kimse):
- emelgerçekleştirilmesi zamana bağlı istek
- emetofobikusmaktan korkma
- eminkesinlik bildirmek için kullanılır.
- emirbuyruk, ferman, komut, talimat
- emirlikBir emirle yönetilen bölge
- emisyonBir ülkede, kâğıt para, tahvil ve bono, hisse senetleri gibi değerlerin ilk kez piyasaya sürülmesi, sürüm
- emlakarsa, bahçe, ev gibi gayrimenkûl ve mülklerin ortak adı
- emlakçılıkEmlakçı olma durumu
- emlikEmme dönemindeki küçük çocuk
- emmekDudak, dil ve soluk yardımıyla bir şeyi içine çekmek; somurmak
- emniyetgüven, inanma, itimat
- emojigenellikle sanal sanal yazışmalarda kelimelerin yerine kullanılan, yüz ve el ifadeleri ile taşıt, bina, yiyecek vb. görsel malzemelerden oluşan simgelerin her biri, resimce
- empatiKişinin kendisini başka bir bilincin yerine koyarak o bilincin duygularını, isteklerini ve düşüncelerini anlayabilmesi becerisi
- emperyalizmbir milletin sömürü temeline dayanarak başka bir milleti siyasi ve ekonomik egemenliği altına alıp yayılması veya yayılmayı istemesi, yayılmacılık, yayılımcılık
- empozeDayatmak" anlamındaki empoze etmek birleşik fiilinde geçen bir söz
- emprovizasyonŞiir veya müzikte hazırlanıp düşünmeden, birdenbire, içe doğduğu gibi söyleme veya çalma
- emrivakioldubitti, olupbitti
- emsalbenzer, eş, denk
- emzikSüt çocuklarını oyalamak için ağızlarına verilen kauçuk meme:
- emzirmeEmzirmek işi.
- emzirmekDişi canlının memesindeki sütü yavruya vermesi
- emülgatörbir gıda katkı maddesinde yağ ve su gibi iki veya daha fazla fazın karışımlarının katmanlara ayrılmasını önlemeye yardım eden maddeler
- enbir yüzeyde boy sayılan iki kenar arasındaki uzaklık
- enayifazla bön, avanak, et kafalı, budala
- encümenalt kurul, komite
- endambeden, boy bos, vücut
- endeksdizin, indeks
- endekslemekEndekse bağlamak
- endeksliEndekse bağlanmış
- enderaz bulunan, seçkin
- endişelenmekTasalanmak, kaygılanmak.
- endişeliTasalı, kaygılı; kuşkulu, korkulu
- endüstriyelEndüstriyle ilgili olan.
- enerjimaddede var olan ve ısı, ışık şeklinde ortaya çıkan güç, erke
- enerjikenerji ile ilgili
- enfarktüsBir organda, bir atardamarın, doku bozukluğu sonucu kan pıhtısı ile tıkanması
- enfeksiyonOrganizmada hastalığa yol açan patojenlerin genel veya yerel gelişmesi
- enflasyonpara şişkinliği
- enformasyonhaber alma, haber verme, haberleşme, malumat
- engelbir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mâni, mahzur, müşkül, pürüz, mânia, handikap, beis
- engellemekbir şeyin gerçekleşmesini veya yapılmasını önlemek
- engelliengeli olan, mânialı
- engerekengerekgillerden, başı üç köşeli, rengi kara veya karaya yakın, taşlık ve güneşli yerlerde yaşayan, zehirli yılan (Vipera aspis)
- enginUcu bucağı görünmeyecek kadar geniş, çok geniş; vâsi.
- enginarPapatyagillerden çok yıllık, dikenli bitki ve bu bitkinin sebze olarak tüketilen, iri, yuvarlak, yeşil çiçeği, (Cynara scolymus)
- enik. kedi, köpek yavrusu. Derleme Sözlüğü (Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü), Türk Dil Kurumu.
- enikonuIyiden iyiye, iyice
- enişteKız kardeşin eşi.
- enjeksiyonVücutta damar, doku, kanal veya boşluk içine enjektör aracılığıyla sıvı veya ilaç verme
- enjektörSilindir ve pistondan oluşan ve ucuna iğne takılabilen, sıvı maddeleri vermek veya çekmek için kullanılan tıbbi araç
- enkazyıkıntı, döküntü, çöküntü
- enlemyer yuvarlağı üzerinde herhangi bir noktadan geçen paralel ile Ekvator arasındaki yay parçasının açısal değeri, arz derecesi
- enseBoynun arkası.
- ensestAna-baba otoritesine sahip bir erişkin ile bir çocuk veya ergen arasındaki her çeşit cinsel ilişki
- enstalasyonGenellikle bir galeride sergilenen sanat gösterisi.
- enstantaneIşıklama süresi saniyenin 1/25'i veya daha kısa olan hızlı bir hareketi çekme yöntemi
- enstitüBir üniversiteye bağlı veya bağımsız bir kuruluş olarak genellikle araştırma yapan ve bazı durumlarda öğretime de yer veren eğitim kurumu
- enstrümantalÇalgısal, sözsüz
- entegreEntegrasyon, bütünleşme, bütünleme, uyum.
- entelektAkıl, zihin, idrak, anlık
- entelektüelfikir sorunlarıyla ilgili
- enternasyonaluluslararası
- entomolojiböcek bilimi
- entrikabir işi sağlamak veya bozmak için girişilen gizli çalışma, oyun, dolap, düzen, dalavere, desise, hile, dek
- envanterBir ticaret kuruluşunun para, mal ve diğer varlıklarıyla genel olarak borçlu ve alacaklı durumlarını, nicelikleri ve değerleriyle ayrıntılı olarak gösterme
- enzimHücre içinde üretilen ve bütün hayat olaylarını başlatan, hızlandıran, protein yapısındaki katalizörler
- epedelici kılıç
- epeyaz denmeyecek kadar, oldukça, hayli, epeyi, epeyce, epeyi, epeyice
- epilasyonVücutta istenmeyen kılları alma
- epistemolojibilgi kuramı
- erihtiyaçları devlet tarafından karşılanan rütbesiz asker, nefer
- erater, onbaşı ve çavuşlara verilen genel ad
- erbapbir işten anlayan, bir işi iyi yapan kimse
- erbaşİhtiyaçları devletçe karşılanan onbaşı ve çavuş rütbesindeki asker
- erbiyumAtom numarası 68 olan bir kimyasal element
- erdemahlakın övdüğü iyi olma, alçak gönüllülük, yiğitlik, doğruluk vb. niteliklerin genel adı, fazilet, meziyet
- erdemlierdemi olan, faziletli
- erdişiHem erkek hem dişi gametleri bulunan birey; erselik, hünsa, hermafrodit
- erekGerçekleştirmek için tasarlanan ve erişmek istenilen şey, amaç, gaye, maksat, hedef.
- ereksiyonCinsel uyarılma sonucunda penisin büyüyüp sertleşmesi.
- erenfevkalâde ferasetiyle birtakım gerçekleri gördüğüne inanılan kimse
- ergendöl verebilecek duruma gelmiş olan, erin, yeni yetme, akil baliğ, baliğ
- ergenlikcinsî organların fizyolojik gelişmesiyle başlayan, büluğa ermişlikle yetişkinlik arasındaki dönem
- erginolgunlaşmış, olmuş, yetişmiş, kemale ermiş
- erguvanBaklagillerden, eflatunla kırmızı arası renkte çiçek açan, güzel bir süs ağacı; deliboynuz (Cercis siliquastrum).
- erikgülgillerden, beyaz çiçekli ağaç ve bu ağacın kabuğu ince, çeşitli renklerde, mayhoş veya tatlı, eti sulu, tek ve sert çekirdekli yemişi
- erilerkek cinsten sayılan, müzekker
- erimekkatı cisim sıvı içine karışarak sıvı durumuna geçmek
- eritmekerimesini sağlamak, erimesine yol açmak
- eriyikiçindeki katı madde erimiş bulunan sıvı; mahlul, solüsyon
- erişmekVarılması zamana, emeğe bağlı olan veya uzakta bulunan bir amaca varmak, ulaşmak.
- erişteince şeritler hâlinde kesilip kurutulmuş hamur.
- erkbir işi yapabilme gücü, kudret, iktidar
- erkepozitif bilimlerde iş başarma gücü, bir direnmeyi yenme gücü
- erkekYetişkin adam; bay, er, er kişi, kişi
- erkeklikErkek olma durumu
- erkeksiErkeğe benzeyen, erkeği andıran, erkeğe yaraşan
- erkeksizerkeği olmayan kadın,kocasız ====Köken====türkçe
- erkenvaktinden önce, alışılan zamandan önce, er, geç karşıtı
- erkenciErken davranan (kimse)
- erkendenErken olarak, çok erken
- erkânYiğit, erkek soydan gelen kimse.
- erlikerkeklik, yiğitlik
- ermekYetişip dokunmak.
- ermişDinî inançlara göre kendisinde fevkalade manevî güç bulunan kişi
- eroinmorfinden kimyasal yolla elde edilen uyuşturucu madde.
- erotikCinsî duyumlar veya onlara bağlı olan duyumların uyandırdığı heyecan ve hislerle alakalı olan
- erteBir günün veya olayın arkasından gelen zaman
- ertelemeksonraya bırakmak, tehir etmek, tecil etmek, talik etmek
- ertelenmeErtelenmek işi
- ertelenmekdaha sonraki bir zamana bırakılmak
- ertesibir günün, haftanın, ayın, yılın ardından gelen (gün, hafta, ay, yıl), ferdası, devresi
- esnotada duraklama zamanı ve bunu gösteren işaretin adı
- esansbitkilerden türlü yollarla çıkarılan veya kimyasal yöntemlerle yapılan, kokulu ve uçucu sıvı
- esaretKölelik, tutsaklık, esirlik
- esasbir şeyin özünü oluşturan ana öge, yapı taşı, asliye
- esasenbaşından, temelinden, kökeninden
- esaslıgeniş ölçüde
- esefÜzüntü, kaygı, tasa
- esenhiçbir hastalığı, vücutça hiçbir eksiği olmayan, sağlıklı, sıhhatli, salim
- esenleşmekBirbirine selâm vermek, selâmlaşmak
- esenlikesen olma durumu
- eseremek sonucu ortaya konan ürün
- eshamPaylar, hisseler
- esinEtkilenme, çağrışım veya içe doğmayla akla gelen yaratıcı duygu, düşünce; ilham.
- esinlemeEsinlemek işi veya durumu
- esinlemek(birine) esin duymasınısağlamak, ilham vermek
- esinlenmeEsinlenmek işi
- esinlenmekBir şeyden ilham almak, içine doğmak, mülhem olmak
- esintibelli belirsiz hissedilen hafif yel, nefha
- esirir düşünceye veya bir kimseye körü körüne bağlı olan kimse.
- esirciKöle ve cariye alış verişi yapan kimse
- esirgemekkorumak, himaye etmek, vikaye etmek
- esirlikEsir olma durumu veya süresi, tutsaklık, kölelik
- eskalasyonİhalelerde sözleşme fiyatının maliyetlerdeki artışa göre güncellenmesi
- eskiçok kullanmaktan yıpranmış, harap olmuş şey
- eskiciHer türlü eski eşya alım satımıyla uğraşan kimse
- eskidengeçmiş zamanlarda, geçmiş çağlarda, geçmişte, mukaddema
- eskimekeski duruma gelmek
- eskimişeskimek fiilinin bildirme kipi öğrenilen geçmiş zaman 3. teklik şahıs olumlu çekimi
- eskitmekçok kullanarak eskimiş duruma getirmek, yıpratmak
- eskizmimari eserler ve resim için çizimlerle yapılan ön çalışma, kroki, taslak
- esmekhava bir yönden bir yöne akmak, rüzgâr olmak
- esmersiyaha çalan buğday rengi
- esnafküçük sermaye ve zanaat sahibi
- esnekbir dış gücün etkisi altında uzama, kısalma, eğrilme vb. biçim değişikliklerine uğradıktan sonra, etkinin kalkmasıyla eski biçimini alabilme özelliğinde olan, elastik, elastiki
- esneklikkuvvetle orantılı olarak uzayıp kısalma ve esnek olma durumu, elâstikiyet
- esnemekuykulu, sıkıntılı veya yorgunluk duyulan bir anda ağzı genişçe açarak soluk alıp vermek
- esnetmeEsnetmek işi
- esnetmekEsnemesine sebep olmak
- espriliesprisi olan
- esrargiz, sır, bilinmeyen şey
- esrarengizsırlarla dolu
- esrarkeşesrar kullanmayı alışkanlık durumuna getiren kimse
- esrikesrük, esirt, esir
- esritmekSarhoşolmasına yol açmak, sarhoşetmek
- essahDoğru, gerçek
- estağfurullahTeşekkür edilen veya övülen bir kimsenin söylediği bir incelik ve alçak gönüllülük sözü
- estetiksanatsal yaratının genel yasalarıyla sanatta ve hayatta güzelliğin kuramsal bilimi, güzel duyu, bedii, bediiyat
- ethayvan ve insanlarda deri ile kemik arasındaki kas ve yağdan oluşan tabaka
- etajerRaflı, kapaksız ve taşınabilir dolap.
- etanolrenksiz ve yanıcı bir kimyasal bileşik, etil alkol
- etapYarışın belirli uzaklığı kapsayan bölümlerinden her biri
- etekBedenin belden aşağısına giyilen, değişik biçimlerde, genellikle kadın giysisi; eteklik
- eteklikbir şeyin aşağıya doğru uzanan yüzü
- etergüçlü asitlerin alkollerden su çıkarması ile oluşan bileşikler
- etikahlak felsefesi, töre bilimi
- etiketbir malın tür, miktar, fiyat vb. nitelikleri veya kitap, defter vb. şeylerin kime ait olduğunu belirtmek için üzerlerine konulan küçük kâğıt
- etimolojiSözcüklerin kökenini araştıran bilim dalı.
- etimolojikKöken bilimsel
- etkenetki eden şey, faktör
- etkibir kişi veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir, hasiyet
- etkilemek-i etkiye uğratmak, tesir etmek, etki etmek
- etkileyicietkileyebilecek özellikte olan, karizmatik, büyüleyimli
- etkileşimDizgelerin, aralarında gösterdikleri karşılıklı kuvvetler, etkiler
- etkileşmekKarşılıklı olarak birbirini etkilemek
- etkilietkisi olan, tesirli, müessir, patetik
- etkililikEtkili olma durumu, müessiriyet
- etkinhareketli, işleyen, çalışan, faal, aktif
- etkinleştirmekEtkin duruma getirmek
- etkinliketkin olma durumu, müessiriyet, aksiyon
- etkisizetkisi olmayan, tesirsiz
- etkisizleştirmekEtkisiz, etki yapamaz duruma getirmek
- etliİçinde et bulunan.
- etmekbirini bir şeyden mahrum bırakmak
- etmenbirlikte veya ayrı ayrı etkisini gösteren ve belli bir sonuca götüren güçlerden, şartlardan, ögelerden her biri, amil, faktör
- etnikSoy olarak ortak atalara, millî, dinî, veya kültürel kökenlere sahip bir grup insanla ilgili veya bunlarla ilgili.
- etoburdişleri et yiyecek biçimde gelişmiş, omurgalı, memeli, etçil, karnivor
- etraftaraflar, yanlar
- etraflıAyrıntılı, eksiksiz, kapsayıcı
- etraflıcaDerinlemesine, ayrıntılı olarak, etraflı
- ettirgenişi başkasına yaptıran veya yapılmasına yol açan
- ettirmeketme işini yaptırmak
- etyemezetyemezlik rejimini uygulayan kimse, vejetaryen
- etçilgenellikle etle beslenen
- evbir kişinin veya ailenin içinde yaşadığı yer, içinde insanların yaşadığı, çevresi duvarlarla çevrili, odalara bölünmüş, kendine ait çatısı ve bazen de bahçesi olan ahşap, toprak veya betonarme yapı; bark, ev bark, beyit, dar, hane, mekân
- evciTatil günlerini evinde geçiren (er, yatılı öğrenci v.s.)
- evcikbazı çiçeklerde tohumların saklı bulunduğu oyuklar
- evcikkıranÜzeri zeytin yeşili veya kirli sarımsı yeşil renkli, sapı beyaz, üst kısmında derimsi bir halka ve dip kısmında belirgin çanakçık bulunan, meşe ve kayın ağaçlarının altında biten, en tehlikeli zehirli mantar türü, köygöçüren.
- evcileve ve insana alışmış, kendisinden yararlanabilen (hayvan), ehlî, yabanî karşıtı
- evcimenEvine, ailesine çok bağlı (kimse)
- evdeşAynı evde oturanlardan her biri.
- evet"öyledir" anlamında kullanılan bir doğrulama veya onaylama sözü, olur, oldu, peki, tamam, ya, beli, ha, he
- evhamkuruntular
- evhamlanmakKuruntu duymak, kuruntuya kapılmak, kuşkulanmak, vehmetmek
- evirmekDöndürmek, çevirmek
- eviyeMutfakta musluk altında bulaşık yıkamaya yarayan tekne.
- evlatkişinin oğlu veya kızı, çocuk
- evlatlıkevlat olma durumu
- evlenmeevlenmek işi, izdivaç
- evlenmekErkekle kadının aile kurmak için yasaya uygun olarak birleşmesi; izdivaç etmek.
- evliEvlenmiş olan insan
- evlilikevli olma hâli
- evliyaeren, ermiş, veli
- evrakKağıt yaprakları, kitap sayfaları.
- evrebir olayda birbiri ardınca görülen, bir işte birbiri ardınca beliren, gelişen değişik durumların her biri, aşama, safha, merhale
- evrengök varlıklarının bütünü, kâinat, cihan, âlem, kozmos
- evrenselevrenle ilgili
- evrimcanlıyı ötekilerden ayırt eden biçimsel ve yapısal karakterlerin gelişmesi yolunda geçirilen bir dizi değişme olayı, tekâmül, evolüsyon
- evropiyumAtom numarası 63 olan bir kimyasal element
- evsafvasıflar, nitelikler
- evsizevi olmayan kişi
- evsizlikEvsiz olma durumu
- evvelönce
- evvelceönceden, eskiden
- evvelkiönce olan, önceki
- evvelâÖnce, ilk önce, ilkin
- eykendisine söz söylenilen kimse veya kimselerin dikkati çekilmek istendiğinde adın başına getirilen ve uzatılabilen bir seslenme sözü
- eyaletFederâl devletlerde eyalet başkanı, üniter devletlerde valilerce yönetilen ve yönetim bakımından bir tür bağımsızlığı olan büyük il.
- eyerbinek hayvanlarının sırtına konulan, oturmaya yarayan nesne
- eyercieyer yapıp satan kimse
- eyercilikEyer yapma veya satma işi
- eyerlemekAt üzerine eyeri koyup bağlamak, eyer vurmak
- eyerlenmekEyer vurulmak
- eyerliEyer vurulmuş, sırtına eyer konulmuş (hayvan)
- eyersizSırtına eyer konulmamış (hayvan)
- eylemeyleme işi, fiil, hareket, aksiyon
- eylemcidüşüncesini eylemleri ile gerçekleştirmeye çalışan kişi
- eylemcilikeylemci olma durumu, etkincilik
- eylemekbir kişiden veya bir şeyden yoksun bırakmak
- eylülYılın dokuzuncu 30 gün süren dokuzuncu ayı, sonbahar'ın ilk ayı
- eyvahBeklenmedik, kötü, hoşa gitmeyen bir haber veya olay karşısında duyulan acınmayı anlatır.
- eyvallah"Allah'a ısmarladık" yerine kullanılan bir seslenme sözü
- ezanMüslümanlıkta namaz vaktini bildirmek için müezzinin yüksek sesle yaptığı çağrı.
- ezbereEzberleyerek, bir yerden okumayarak, bir yere bakmayarak
- ezelbaşlangıcı belli olmayan zaman, öncesizlik
- ezgiBelli kurallara göre düzenlenmiş, kulağa hoş gelen ses dizisi; nağme, yır
- eziciezme işini yapan
- ezikçarpma, dövülme vb. sebeplerle vücutta oluşan bere
- eziyetsıkıntı veya güçlük
- eziyetliEziyet çekerek yapılan
- ezmeküstüne basarak veya bir şey arasına sıkıştırarak yassılaştırmak, biçimini değiştirmek
- ezoterikHerkesle paylaşılmayan, belirli bir grupla sınırlı kalan (bilgi, öğreti, inanç)
- eğdirmekEğik duruma getirmek
- eğeGöğüs kafesini oluşturan, arkadan omurgaya, önden de göğüs kemiğine eklenen uzun, yassı ve eğri kemiklerden her biri; kaburga
- eğerşart anlamını güçlendirmek için şartlı cümlelerin başına getirilen kelime
- eğikdik veya paralel olmayan doğru
- eğilmekbir yana doğru eğik duruma gelmek
- eğimeğilmiş olma durumu
- eğirmekYün, pamuk gibi şeyleri iğile büküp iplik durumuna getirmek
- eğiticiEğitimi sağlayan, eğitmeye elverişli veya eğiten değerleri bulunan
- eğitilmeEğitilmek işi
- eğitilmekeğitme işine konu olmak
- eğitimÇocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doğrudan veya dolaylı yardım etme; terbiye
- eğitimlieğitim görmüş, eğitilmiş
- eğitimsizEğitim görmemiş, eğitilmemiş
- eğitmekbirinin akla uygun, fiziksel ve moral gelişmesi üzerine etki yaparak çeşitli davranış yatkınlıkları, bilgi ve görgü aşılayarak önceden tespit edilmiş amaçlara göre onun belirli bir yönde gelişmesini sağlamak, terbiye etmek
- eğitmeneğitim işiyle uğraşan kimse
- eğitselEğitimle ilgili, terbiyevî
- eğlemekOyalamak, durdurmak
- eğlenceeğlenme işi, sefahat
- eğlencelieğlendiren, hoşa giden
- eğlendirigazino, bar vb. yerlerde müşterileri oyalamak, eğlendirmek amacıyla yapılan ilgi çekici gösteri, atraksiyon
- eğlendiricieğlendirme niteliği olan, eğlendiren
- eğlendirmekeğlenmesini sağlamak, eğlenmesini yol açmak
- eğlenmekneşeli, hoşça vakit geçirmek
- eğlentineşeli ve hoşça vakit geçirilen toplantı
- eğleşmekoyalanmak, eğlenmek, tevakkuf etmek
- eğmekDüz olan bir şeyi eğik duruma getirmek.
- eğretiİyi yerleşmemiş, yerini bulmamış bir biçimde
- eğriDoğru veya düz olmayan, düzgünlüğünü yitirerek eğrilmiş, çarpık olan; münhani, doğru karşıtı.
- eğrilmekEğri duruma gelmek, iğrilmek
- eşantiyonBir malın niteliğini belirtmek, özelliklerini göstermek amacıyla parasız verilen veya gönderilen mal
- eşekatgillerden, uzun kulaklı binek ve hizmet hayvanı, merkep, karakaçan, uzun kulaklı
- eşekçiEşeklerle yük taşıyan veya insan gezdiren kimse, merkepçi
- eşekçilikEşekçinin işi
- eşeyorganizmanın dişi veya erkek olarak sınıflandırılmasını sağlayan görev, yapı ve karakter topluluğu
- eşhasŞahıslar, kişiler
- eşikKapı boşluğunun alt yanında bulunan alçak basamak; asitane
- eşityapı, değer, boyut, nicelik ve nitelik bakımından birbirinden ne artık ne eksik olmayan (iki veya daha çok şeyler), müsavi
- eşitlikiki veya daha çok şeyin eşit olması durumu, denklik, müsavilik, müsavat, muadelet
- eşitsizlikHangi yanın daha büyük olduğunu gösteren bağıntı
- eşkinAtın dörtnal ile tırıs arasındaki hızlı yürüyüşü.
- eşkâldıştan görünüş
- eşkıyaDağda, kırda yol kesen hırsızlar, haydutlar, kır uğruları
- eşkıyalıkEşkıya olma durumu veya eşkıyaca davranış
- eşleşmekBirbiriyle eşolmak, eştutmak
- eşleştirmekEşleşmesini sağlamak
- eşlikeş olma durumu
- eşofmanSpor yaparken giyilen iki parçalı giysi
- eşrafileri gelenler
- eşsizeşi benzeri olmayan veya eşi benzeri görülmemiş olan
- eşsizlikEşsiz olma durumu
- eşyaTürlü amaçlarla kullanılan, insan yapısı, taşınabilir cansız nesneler; pılı pırtı, yük.