F ile kelimeler
Bu harfte toplam 297 kelime var. Sozlukteki toplam madde sayisi: 11461.
- fagam dizesinde "mi" ile "sol" arasındaki ses
- faalçok çalışan, çalışkan, canlı, hareketli, aktif
- faaliyetcanlılık, hareket
- fablahlâki bir ders vermek maksadıyla, daha çok insan dışı varlıklar (hayvanlar,bitkiler) arasında geçtiği tasavvuf edilen olayları ele alan alegorik ve genellikle manzum masal, hikâye, öykünce
- fabrikaİşlenmemiş veya yarı işlenmiş maddelerin makine, araç vb. ile işlenerek tüketime hazır duruma getirildiği sanayi kuruluşu; üretimevi, üretimlik
- fabrikasyonfabrikada yapılarak tüketime hazır duruma getirilen (madde)
- faciaçok üzüntü veren, acıklı olay, afet
- fagottahtadan parçaları uç uca takılı, uzun bir boru biçiminde, perdeli, nefesli bir çalgı
- fahişehayat kadını
- fahişelikhayat kadınlığı, orospuluk
- fahrenhayterimekte olan buzun sıcaklığını 32 °C, kaynar suyun buhar sıcaklığını 212 °C'de gösterebilecek biçimde derecelenmiş bulunan bir termometre türü
- faiküstün, yüksek
- failtesir eden, müessir
- faizişletmek için bir yere ödünç verilen paraya karşılık alınan kâr, ürem, nema
- fakatama, ancak, lâkin
- fakirHindistan'da yokluğa, eziyete kendini alıştırmış derviş
- fakirleştirmekyoksullaştırmak
- fakryoksulluk, fukaralık
- faksTelefon hattı üzerinden elektrik sinyalleri aracılığıyla yazılı veri ileten makine, belgegeçer
- faktitifettirgen fiil
- faktöriyelmatematikte, sağına ünlem işareti konulmuş sayıya verilen isim
- fakülteBir üniversitenin, öğrenim alanı veya uzmanlık konusu bakımından ayrılmış kollarından her biri; medrese
- falgeleceği öğrenmek, şans ve kısmeti anlamak amacıyla oyun kâğıdı, kahve telvesi, el ayası vb.ne bakarak anlam çıkarma, bakı
- falakaayakları sıkıştırıp tutmak için kullanılan, ortasına halka şeklinde ip geçirilmiş kalınca bir sopa ile tabanlara vurmaya yarayan bir değnekten yapılmış dayak âleti, ceza olarak çıplak ayak tabanlarına vurmakta kullanılan, ayakları uygun bir durumda sıkıştırıp tutan, kalınca bir sopa ile bunun iki ucuna bağlı bir ipi olan cezalandırma aracı
- falansöylenmesi istenmeyen veya gerekli görülmeyen bir özel adın yerini tutan kelime, filan
- falcıfala bakmayı kendine geçim yolu yapan kişi, bakıcı
- falçatamaket bıçağı
- familyabirçok ortak özelliği sebebiyle bir araya getirilen cinslerin topluluğu, fasile
- faniölümlü, gelip geçici, sonlu, sonu gelen ve yok olan
- fanilaGenellikle ince pamuk ipliğinden dokunmuş, ten üzerine giyilen iç çamaşırı
- fantaDağ isketesi denilen mavi ve yeşil renkli ufak bir kuş
- fantazyaArap atlılarının bayram günlerinde yaptıkları gösteri, atlı gösteri
- fanteziSonsuz, sınırsız hayal; fantazya.
- fanusSüslü, ayaklı fener
- fartaşıtların ön bölümünde bulunan, kısa ve uzun mesafeyi aydınlatmaya yarayan ışık düzeneği
- farazadiyelim ki
- farazivarsayımsal.
- faraziyeGerçekliği deneyle kesinleşmemiş var sayılan fikir
- faraşToplanan süprüntüleri alıp atmak için kullanılan teneke veya plastikten yapılmış bir tür kürek.
- farebilgisayara komut vermek için kullanılan elektronik ve mekanik özellikleri olan donanım
- farenjitboğazın şişip iltihaplanmasıyla ortaya çıkan hastalık, yutak iltihabı
- farfaraağzında sır tutamayacak derecede çok konuşan
- farizaTanrı buyruğu
- farkayrım, başkalık
- farklıAralarında fark bulunan; değişik, ayrımlı, daha bir, alternatif
- farklılaşmakayrımlılaşmak
- farklılıkfarklı olma durumu, ayrımlılık, başkalık
- farkmazfark etmez anlamında söylenir.
- farksızfarkı olmayan
- farmakolojiİlaçların etkisini ve kullanılışını inceleyen bilim dalı; ilaç bilimi
- farmasonDinsiz, imansız
- farzyapmak zorunda kalınan şey, boyun borcu
- fasaryaBoş, anlamsız söz.
- fasihaçık ve düzgün söyleyen
- fasonBiçim, kesim
- fasoneÇizgili, yünlü kumaş
- fasulyebaklagillerden, barbunya, çalı, ayşekadın, horoz vb. türleri bulunan bitki
- fasıkfesat peşinde olan kişi
- fasılBölüm, kısım, devre
- fataliteAlınyazısı, kader
- faturaSatılan bir malın cinsini, miktarını ve fiyatını bildirmek için satıcının alıcıya verdiği hesap pusulası.
- favoriYüzün iki yanında, saçın devamı olarak bırakılan sakal demeti, duluk, faul
- fayYer kabuğunu oluşturan kayaçların bir yüzey boyunca kırılması ve oluşan iki parçanın birbirine göre nispî olarak yer değiştirmesi
- fayansduvarları kaplayıp süslemek için kullanılan, bir yüzü sırlı ve türlü desenlerle bezenmiş, çini
- faydalıfaydası olan kişi
- faytontek körüklü, dört tekerlekli, genellikle çift atlı binek arabası
- fazbir dalganın referansa göre durumu, elektrik geriliminde evre
- fazlagereksiz, yersiz bir biçimde
- fazlacagereğinden biraz daha çok olarak, bir hayli, çokça
- fazlalıklüzumsuz olma hali, tespit edilen miktarı aşan
- fazlasıylaolağandan, gerekenden çok, pek çok, ziyadesiyle
- fazılFaziletli, erdemli (kimse)
- façetaelmasın yontulmuş yüzlerinden her biri
- faşistFaşizm yanlısı olan (kimse, görüş vb.)
- faşizmİtalya'da 1922-1943 yılları arasında etkinliğini sürdüren, meslek kuruluşlarına dayanan, devlet sınırlarını genişletmeyi amaçlayan, yetkinin, tek partinin elinde toplandığı düzen.
- feciçok acıklı
- fedakârBaşkalarının menfaati için veya devlet uğrunda kendi menfaatlerini feda eden, özverili.
- fedakârlıkBir amaç uğruna ya da gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için karşılık beklemeden kendi yararlarından vazgeçme
- federasyonAynı alandaki çeşitli kuruluşları bir arada toplayan dayanışma birliği
- federeBir federasyona bağlı olan
- feerikahramanları;cinler,periler,melekler,ruhlar,cadılar olan ve tamamen hayali bir vakaya dayanan dram veya opera
- fehimanlama, kavrama
- fekbozma, feshetme, kesme, ayırma, koparma
- felaketBüyük sıkıntı, üzüntü ve zarara yol açan hadise veya hâl
- felekgök, gökyüzü, sema
- felsefevarlık ve düşünmeyi oluşturan ilkeler, gerçeklik ve nedenselliğin araştırılması, düşünbilim
- felsefecimaddenin, bilginin kapsamı ve kaynağı, insanın dünyadaki yeri ve rolü, iyi doğru ve güzelin ne olduğu alanlarında inceleme ve araştırma yapan, düşünce üretebilen kişi, feylozof, filozof
- feminazifeminizmi savunan kişi
- feministfeminizm yanlısı (kimse, görüş)
- feminizmtoplumda kadının kısıtlı olduğuna inanılan ve yararlanması gereken hakları çoğaltıp ve erkeğinkiler düzeyine çıkarmak, eşitlik sağlamak amacını güden düşünce akımı, kadın hareketi
- fenFizik, kimya, matematik ve biyolojiden elde edilen verileri iş ve yapım alanında uygulama, teknik.
- fenaİstenilen ve gereken nitelikte olmayan kimse.
- fenerSaydam bir maddeden yapılmış veya böyle bir madde ile donatılmış, içinde ışık kaynağı bulunan aydınlatma aracı.
- fenercifener yapan veya satan kişi
- fennîFenle ilgili
- feracekadınların dışarı çıkarken giyindikleri üstlük
- ferahkalp, gönül, iç vb.nin sıkıntısız, tasasız olma durumu
- ferahlatmakFerah duruma getirmek, rahatlatmak
- ferasetanlayış ve sezgi gücü
- ferdîfertle ilgili, bireysel
- ferforjekapılara, pencerelere veya evlerin iç bölümlerine süsleme amacıyla yapılıp takılan dövme demir
- feribottaşıt araçlarının taşınmasında kullanılan vapurların genel adı; arabalı, araba vapuru, arabalı vapur
- fermanPadişah buyruğu
- fermantasyonbir maddenin bakteriler, mantarlar ve diğer mikroorganizmalar aracılığıyla, genellikle ısı vererek mayalanması işlemi, mayalanma
- fermuarelbise, giysi, çanta vb. yerlerde kullanılan, karşılıklı dişler ve bunların üzerinde yürüyen kapatıcıdan oluşan düzenek, cırcır, carcur
- fersah12000 adıma veya 4 saatlik yola denk geldiği kabul edilen, eski ölçü birimi
- feryatHaykırış, çığlık
- fesşapka yerine kullanılan, kalın çuhadan yapılmış, tepesinde püskülü olan, kırmızı renkte silindir biçiminde başlık
- fesahatdini doğru
- fesatBozgunculuk
- fesleğenBallıbabagillerden, Akdeniz ülkelerinde yetişen, yaprakları güzel kokulu, beyaz veya pembe çiçekli, bir yıllık ve otsu bir süs bitkisi; reyhan .
- fethetmekbir yeri veya ülkeyi savaşarak almak, ülke açmak
- fetihBir şehir veya ülkeyi savaşarak alma.
- fetişUğurlu sayılan şey.
- fetretİki peygamber veya padişah arasında peygambersiz veya padişahsız geçen süre
- fettanFitneli, karıştırıcı.
- fetvaİslam hukuku ile ilgili bir sorunun dinî hukuk kurallarına göre çözümünü açıklayan, şeyhülislam veya müftü tarafından bildirilen görüş ve bunu resmileştiren belge.
- feveranfışkırma, kaynama
- fevkaladeolağanüstü
- fevriBirdenbire, düşünmeden yapan
- feyezanTaşma, taşkın, seylap
- fezaucu bucağı olmayan boşluk
- fi-de, içinde anlamlarında sözlerin başında kullanılan edat
- fibrinojenPıhtılaşma sırasında fibrine dönüşen bir kan proteini
- fidanyeni yetişen ağaç veya ağaççık
- fidetohumdan yetiştirilip başka yerlere dikilmek için hazırlanan sebze veya körpe çiçek
- fidyeesiri veya herhangi bir kişiyi içine düştüğü durumdan kurtarmak için verilen mal veya para
- figürResim ve yontu sanatlarında varlıkların biçimi
- figüranGenellikle tiyatro ve sinemada, konuşması olmayan ya da konuşması çok az olan rollere çıkan kimse
- fihristbir kitabın başına veya sonuna konan ve o kitapta bulunan konu ve maddeleri alfabe sırasına göre gösteren cetvel, içindekiler.
- fiildavranış, iş
- fiilimsifiilden türetilen, olumsuzu yapılabilen mastar, sıfat-fiil, zarf-fiil vb. türleri bulunan ad
- fikirdeşAynı düşüncede olan, aynı düşünceyi savunan.
- fikirliHerhangi bir konu üzerinde düşüncesi olan, akıllı, düşünceli
- fikrenDüşünce yoluyla, düşünerek, zihnen
- fikrîfikirle alakalı
- filfilgillerin hortumlular takımından, sıcak bölgelerde yaşayan, çok iri, kalın derili hayvan
- fildişifil dişinin donuk beyaz rengi, balköpüğü
- fileyün, pamuk vb ipliklerden düğümlerle oluşmuş ağ
- filigranKimi kâğıtların dokusunda bulunan ve ancak aydınlığa tutulunca görülen çizgi, resim ve yazı gibi biçimler
- filikacankurtaran sandalı
- filiskinYerden 2-3 karış yükseklikte, çok yıllık ve otsu bir bitki
- filizTohumdan veya tomurcuktan çıkan körpe ve küçük dal; sürgün, ışkın, eşkin, cımbar, çıvgın, şıvgın
- filizlenmekfiliz vermek
- filkulağıYılan yastığıgillerden ana yurdu tropikal Amerika olan, kökü yumrulu bir süs bitkisi (Caladium)
- filmcamlara yapıştırılarak içerinin görünmesini engelleyen bir tür ince yaprak
- filmografiBir yönetmen veya oyuncunun yönettiği, yazdığı veya oynadığı bütün filmlerin listesi.
- filobir arada ve bir komuta altında bulunan savaş gemilerinin veya uçaklarının bütünü
- filolojidili ve yazılı belgeleri dil ve tarih açısından inceleme, dillerin yapısını, tarihsel gelişimini ve birbirleri ile ilişkilerini inceleyen bilim dalı
- filozoffelsefe ile uğraşan ve felsefenin gelişmesine katkıda bulunan kişi, felsefeci, feylesof
- finalBir işin sonu
- finansmanBir girişime işleyebilmesi, gelişebilmesi için gereken para ve krediyi sağlama işi
- fincankahve, çay vb. sıcak şeyler içmekte kullanılan, genellikle kulplu, porselen veya camdan yapılmış küçük kap
- fincancıPorselen veya cam eşya satan kimse
- finişVarış, bitiş.
- finoçok tüylü küçük köpek türü
- firarkişi tarafından bir varlığa verilen desteğin çekilmesi veya tamamıyla bırakılması
- firavuniskambil kâğıtlarıyla oynanan bir oyun türü
- firavunlaşmakKötü, acımasız bir insan olmak
- firdevsCennet bahçesi
- fireağırlık yitimi
- firketeKadınların saçlarını tutturmak için kullandıkları U biçimindeki naylon veya telden saç tokası
- fisebilillahHiçbir karşılık beklemeden
- fiskeparmak uçlarıyla yapılan hafif vuruş
- fisketGemici düdüğü
- fitillambada, kandilde ve mumda yağın, çakmakta benzinin yanmasını sağlayan, türlü biçimlerde bükülmüş veya dokunmuş pamuktan yapılan genellikle yağ çekici madde
- fitneKargaşa, bozgunculuk
- fiyakagösteriş, çalım, afi, caka
- fiyaskoBir girişimde gülünç ve başarısız sonuç
- fiyatAlım veya satımda bir şeyin para karşılığındaki değeri; eder, paha
- fiyortNorveç, İskoçya ve Kuzey Amerika kıyılarında buzulların oluşturdukları dik yamaçlı, derin eski buzul koyaklarının aşağı kesimlerinin deniz altında kalmasıyla oluşan körfez
- fizibiliteYapılabilirlik
- fizikmaddenin kimyevî yapısındaki değişiklikler dışında genel veya geçici yasalara bağlı, deneysel olarak araştırılabilen, ölçülebilen, matematiksel olarak tanımlanabilen madde ve enerji ile uğraşan bilim dalı
- fizikokimyaKimyasal olayları fiziksel yöntemlerle çözümleyen, fizik ve kimya konularını kapsayan bilim
- fizikselfizikle ilgili olan, fiziki
- fizikçifizik olaylarını araştıran ve uygulamada ortaya çıkan problemlere fizik kanunlarını uygulayıp, fizik alanında araştırmaları yürüten kişi
- fizyolojicanlıların hücre, doku ve organlarının görevlerini ve bu görevlerin nasıl yerine geldiklerini inceleyen bilim dalı, işleybilim
- fizyonomiYüz çizgilerinin genel durumundan çıkan anlam
- fişPrizden elektrik akımı almaya yarayan araç.
- fişektüfek, tabanca vb. hafif ateşli silahlardan atılmak için sürülen ve içinde barut bulunan bir kovan ile bu kovanın ucuna yerleştirilmiş mermiden oluşan cephane
- fişlemekFişüzerine yazmak
- flamaişaret olarak veya çeşitli amaçlarla kullanılan küçük bayrak
- flaşFotoğraf çekiminde ışık yeterli olmadığında bir görüntüyü net almak için kullanılan çok kısa süreli ve güçlü parıltı.
- florAtom numarası 9 olan bir kimyasal element. atom ağırlığı 19, yoğunluğu 1,265 olan, kokusu ozonu andıran, kahverengimsi sarı renkte, halojenler grubunun ilk elementidir. (simgesi F)
- floryaİspinozgiller familyasından bir kuş türü
- fluTam olarak belli olmayan
- flöredürtücü kılıç
- flörtkadınla erkek arasındaki yakın ilişki
- flütMetalden yapılan, içi boş ve üzerinde deliklerle farklı notalarda ses çıkartan bir çalgı.
- fobofobikorkmaktan korkma
- fodlaÇoğunlukla imaretlerde yoksullara verilen kepekli undan yapılmış pideye benzer bir ekmek türü.
- fodlacıEvlere fodla dağıtan kimse
- foketçiller takımının fokgiller familyasından, 1–2 m boyunda, postu değerli, memeli deniz hayvanı, ayı balığı
- fokgilleretçillerin alt takımı köpeğimsilerin bir familyası
- fokurdamafokurdamak işi
- fokurdamakfokur fokur ses çıkararak kaynamak
- folTavuğun istenen yere yumurtlaması için o yere konan yumurta ya da yumurtaya benzeyen şey
- follukTavukların yumurtlaması için hazırlanmış yer.
- fondipSonuna kadar, bir solukta, bir dikişte
- fondötenPürüzsüz göstermek veya renk vermek için cilde sürülen, yarı sıvı veya boyalı krem; düzgün
- fonksiyonbir birleşikteki herhangi bir madde grubunun kimyasal görevi, bu görevi nitelendiren özelliklerin tamamı, işlev
- fonolojises bilimi, ses bilgisi
- forayelken açtırma
- formbiçim, şekil
- formabiçim, şekil
- formaliteYerine getirilmesi kanunca zorunlu kılınan işlem
- formülgenel bir olguyu, bir kuralı veya ilkeyi açıklayan simgeler takımı
- formüle"Bir düşünceye bir anlatım biçimi vermek" anlamında kullanılan formüle etmek birleşik fiilinde geçen bir söz
- fortlamakKalabalık ortamlarda (genellikle toplu taşıma araçlarında) cinsel tatmin amacıyla başkalarına sürtünmek veya dayanmak.
- fortçuKalabalık ortamlarda (genellikle toplu taşıma araçlarında) başkalarına sürtünerek veya dayanarak cinsel tatmin sağlayan kişi.
- fortçulukFortçu olma durumu
- forumİnternet'te kullanıcıların konulara göre ayrılmış bölümlere ileti bırakıp fikir alışverişi yapabilecekleri tartışma ortamı
- fosforatom numarası 15 olan bir kimyasal element
- fosilGeçmiş yer bilimi zamanlarına ilişkin hayvanların ve bitkilerin, yer kabuğu kayaçları içindeki kalıntıları veya izleri;müstehase, taşıl
- fosilleşmekfosil haline gelmek.
- fotofinişBir yarışta, yarışanların varış anını tespit eden araç
- fotokopibir yazı, kitap veya biçimin fotoğraf yoluyla kopyasını çıkarma yöntemi, tıpkıçekim
- fotosentezBitkilerin ve diğer organizmaların enerji olarak ışığı kullanarak karbondioksit ve suyu, karbonhidrat ve oksijene çevirmesi işlemi
- fotoğrafgörüntüyü, ışığa karşı duyarlıklı cam, kâğıt v.s. bir yüzey üzerinde özel makine ile tespit etme usulüyle yapılan resim
- fotoğrafçıFotoğraf çeken veya basan kimse
- fotoğrafçılıkFotoğrafçının yaptığı iş
- fragmanTanıtma filmi.
- fraksiyonbir siyasi partinin politikasını parlamentoda, yerel yönetimlerde, çeşitli kuruluşlarda yürütmek için teşkilatlanmış grup, bölüntü, bölüngü
- fransiyumAtom numarası 87 olan bir kimyasal element
- frapanGöz alıcı, göze çarpıcı, alımlı olan
- frekansbir olayın birim zaman içinde hangi sıklıkla, kaç defa tekrarlandığının ölçümü
- frenMakinenin, herhangi bir taşıtın hızını kesmeye veya onu durdurmaya yarayan mekanizma.
- frengiGenellikle cinsel birleşmelerle bulaşan, sağaltılmazsa inme, körlük, delilik gibi sonuçlara kadar varan, döle de geçerek vücutça ve akılca sakat bir soyun yetişmesine neden olan sayrılık
- freskYaş duvar sıvası üzerine kireç suyunda eritilmiş madenî boyalarla resim yapma yöntemi
- frezefrezeleme işinde kullanılan takım tezgâhı
- frijiderBuzdolabı, soğutucu
- frikikSerbest vuruş
- friksiyonOvma, ovuşturma
- frizbiGenellikle esnek ve dayanıklı plastikten yapılan, kenarları kıvrık, el ile kolay kavranabilen, fırlatılarak oynanan bir araç.
- fuarbelli zamanlarda belli yerlerde ticari metayı tanıtmak ve satmak için kurulan büyük pazar
- fuayeTiyatro salonlarında, perde arasında oyuncuların ve seyircilerin dinlenmesi için ayrılan yer, dinlenmelik.
- fuckbuddyAralarında duygusal bir ilişki olmayan, sadece cinsel beraberlik için zaman zaman bir araya gelen kişilerden her biri.
- fuhuşİçinde bulunulan toplumun kurallarına uymayan bir biçimde bir veya birkaç kişiyle para karşılığında cinsel ilişkide bulunma
- fukarayoksul, fakir
- fulTaşkırangillerden, birçok türü bulunan ağaççık ve bunun güzel kokulu beyaz çiçeği .
- fulargenellikle boyna bağlanan, bir tür ince ipek kumaş
- fullemekBütün soruları doğru yapmak.
- fulyaNergisgillerden, soğan köklü bir bitki
- futboltopu, kafa veya ayak vuruşları ile karşı kaleye sokma kuralına dayanan ve on birer kişilik iki takım arasında oynanan top oyunu, ayak topu
- futbolcuayak topu oynayan kimse
- futbolculukFutbolcu olma durumu
- futsalsalon futbolu
- fuzuliYersiz, gereksiz
- fâciralenen günah işleyen, zinaya düşkün kişi
- fönSıcak, kuru ve sert esen bir tür rüzgâr.
- fötrşapka, çanta, çiçek ve başka süs eşyası yapmak için kullanılan ince ve yumuşak keçe, aba
- föyKısa bilgileri içeren belge
- fügÇok sesli müzikte bir beste
- fünikülerEngebeli arazilerde, dağlarda kablo yardımıyla çekilen raylı sistem
- fünyePatlayıcı maddeyi patlatmaya yarayan fişek ya da düzenek
- füruayrıntılar
- füturGüvensizlik, şüphe
- fütursuzcaÖnemsemeyerek, aldırmayarak
- fütürizmİtalya'da 20. yüzyılın başlarında orataya çıkmış bir sanat akımıdır, fütüristlik, gelecekçilik
- füzeBir yanıcı ve bir yakıcı maddenin sürekli olarak yanmasından doğan itiş gücü ile hareket eden düzenek, güdüm
- fıkraKısa ve özlü anlatımı olan, nükteli, güldürücü hikâyecik.
- fıkıhbir şeyi, gereği gibi, iyice anlayıp bilme
- fındıkhuşgillerden, kuzey yarım kürenin ılık yerlerinde ve yurdumuzun daha çok Doğu Karadeniz bölgesinde yetişen, boyu 6-7 m, yaygın tepeli bir ağaççık ve fındık ağaççığın sert bir kabuk içinde bulunan yağlı, nişastalı ürünü
- fındıkkıranFındık,ceviz gibi sert kabuklu yemişlerin kabuğunu kırmaya yarayan alet
- fındıkçıFındık satan ve yetiştiren kimse
- fırkainsan topluluğu
- fırkateynüç direkli, bir tür yelkenli veya savaş gemisi, firkate
- fırlamakhızla, birdenbire bulunduğu yerden çıkmak, ayrılmak
- fırlatmakhızla atmak, bulunduğu yerden dışarı atmak
- fırsatherhangi bir şey için en uygun zaman, uygun durum veya şart, vesile, okazyon
- fırtınarüzgâr çizelgesinde hızı 34-40 deniz mili olan ve deniz kuvveti 8 ile gösterilen, yağmur ve kasırga getiren çok güçlü rüzgâr ve bu rüzgârın denizde veya kum çöllerinde meydana getirdiği dalgalanma
- fırtınalıçok rüzgârlı
- fırçabir şeyin tozunu, kirini gidermekte veya bir şeye boya, cila sürmekte kullanılan, bir araya getirilerek bağlanmış kıl vb.nden yapılan araç
- fırçacıFırca yapan ve satan kimse
- fırçalamakFırça ile tozunu almak veya fırça ile boya v.b sürmek
- fırçalıFırçası olan
- fırçalıkFırçaların muhafaza edildiği kap
- fırıldakrüzgarla dönen tekerlek biçiminde çocuk oyuncağı
- fırıniçinde genellikle odun yanan, her yanda aynı derecede ısı oluşturarak ekmek, pasta vb. pişirmeye yarayan, tavanı tonoz biçiminde, önünde tek açıklık bulunan ocak
- fırıncıticari bir fırın, lokanta veya pastanelerde gerekli işlerin hepsini veya bir kısmını yaparak ekmek, kek, pasta veya börek gibi fırında pişirilen yiyecek maddeleri imal eden kişi, fırın işleten kişi
- fırıncılıkfırın işletme işi
- fıskiyeHavuzda suyu yukarıya doğru, türlü biçimlerde fışkırtan gereç, fevvare, fışkırık
- fıstıkbotanik bakımdan birbiriyle ilgisi olmayan çeşitli bitkilerin çerez olarak yenen meyvelerine verilen ad.
- fıstıkiŞam fıstığının içinin yeşil.
- fıstıklıkfıstık ağaçları dikilmiş yer veya fıstık bahçesi.
- fıstıkçıfıstık yetiştiren veya satan kimse.
- fıstıkçılıkFıstık yetiştirme işi
- fısıldamakbaşkalarının duyamayacağı şekilde birbirinin kulağına bir şey söylemek.
- fısıldanmakFısıltıhâlinde söylenmek
- fısıldaşmakfısıltı halinde şöyleşmek
- fısıltıfılsıldarken çıkan ve zorlukla duuylanhafif ses.
- fıtratyaradılış, hilkat, karakter, huy
- fıtıkiç organlardan bir parçanın daha çok bağırsak bölümünün karın çeperlerini geçip deri altında ur gibi bir şişkinlik yapması, kavlıç, yarımlık
- fıçıBir araya getirilerek çemberlerle tutturulmuş ensiz tahtalardan yapılan, yuvarlak, karnı şişkin ve altı üstü düz kap
- fıçıcıFıçı yapan veya satan kimse
- fışkıHayvan dışkısı.
- fışkırmakBir yerden bol olarak birdenbire ve hızla çıkıvermek.