D ile kelimeler
Bu harfte toplam 852 kelime var. Sozlukteki toplam madde sayisi: 11461.
- dabakŞap hastalığı.
- dadanmaktadını aldığı, hoşlandığı bir şeyi sık sık istemek
- dadaşerkek kardeş
- dadıevlerde çocuğa bakan kişi; daye, taya
- dahabunun dışında
- daimaher vakit, sürekli olarak, daim
- daimisürekli, kalıcı
- dakikdüzenli işleyen, aksamayan
- dakikasaatlik zamanın altmışta biri, birine eşit olan zaman birimi
- daktiloyazı makinesi
- dalağaç gövdesinden ayrılan kol, ağacın gövdesinden ayrılan kollardan her biri, sap, sak
- dalakmidenin arkasında, diyaframın altında, sol böbreğin üstünde, yassı, uzunca, akyuvar üreten ve yıpranmış alyuvarları toplayan, damarlı, gevşek bir dokudan oluşmuş organ
- dalaletdoğru yoldan ayrılma
- dalavereyalan dolanla gizlice görülen kötü iş, gizli oyun
- dalavereciçıkarı için hileye başvuran kimse, taklacı, kolpocu, aferist
- dalaşkavga, gürültülü bağrışıp çağrışma
- dalaşmakköpekler boğuşup birbirini ısırmak
- daldırmakDalmak işini yaptırmak, dalmasına sebep olmak
- daldırtmakDaldırmasınısağlamak
- dalgabir yüzeydeki kıvrım
- dalgalandırmakDalgalı duruma getirmek.
- dalgalanmaküzerinde dalga oluşmak
- dalgalıdalgası olan
- dalgasızdalgası olmayan
- dalgınkendinden geçmiş durumda
- dalgınlaşmakDalgın duruma gelmek
- dalgınlıkDalgın olma durumu
- dalgıçdalgıç elbisesi ve başlığı giyerek suya dalan ve yapıların, gemi veya yüzer dokların inşaatı ve bakımı işlerinde çalışan kişi
- dalkavukkendisine çıkar ve yarar sağlayacak olanlara aşırı bir saygı ve hayranlık göstererek yaranmak isteyen kimse
- dallıdalları olan
- dalmaksuyun içine bütün vücuduyla ve hızla girmek
- dalsızdalı olmayan
- dalyanDeniz, göl ve ırmakların kıyılara yakın yerlerinde ağ ve kazıklarla oluşturulan, büyük balık avlama yeri
- dalyancıDalyanla balık avlayan balıkçı.
- dalyarakGiyeceği olmayan, baldırıçıplak.
- dalınçGüzel bir görünüş, bir düşünce karşısında kendinden geçercesine sessiz bir coşkuya dalma
- dalışDalmak işi veya biçimi
- damüzeri toprak kaplı ev, küçük ev, köy evi
- damakarelere ayrılmış zemin üzerinde on altı taşla iki kişi arasında oynanan oyun
- damacanaSu vb. sıvıları taşımaya yarayan, dar ağızlı, şişkin karınlı, genellikle hasır veya plastik sepet içinde korunan büyük şişe.
- damakağız boşluğunun tavanı
- damarcanlı varlıklarda kanın veya besleyici sıvıların dolaştığı kanal
- damarsızDamarı olmayan
- damatevlenmekte olan bir erkeğe, evlenme töreni sırasında verilen ad, güvey
- damgaBir şeyin üzerine bir nişan, bir işaret basmaya yarayan araç.
- damgacıDamga vurmakla görevli kimse
- damlaYuvarlak biçimde, çok küçük miktarda sıvı; katre
- damlamakDamla durumunda tane tane düşmek
- damlatmakDamla damla akıtmak
- damperBir şasinin üzerine takılmış, inip kalkan kasası olan, kendinden hareketli, yükü boşaltan düzen
- damsızDamı olmayan
- damıtmakSıvı karışımları oluşturan öğelerden bazılarını diğerlerinden ayırmak.
- damızlıkdişi hayvanlarla çiftleştirmek için döl alınan erkek hayvan
- dandikDüşük nitelikli, bu nedenle fazla işe yaramayan ya da çabuk bozulan.
- danişmentTanzimattan önce, kadıların yanında yetişmek üzere görevlendirilen kimse
- dansMüziğin temposuna uyularak yapılan ve estetik değer taşıyan düzenli vücut hareketleri; raks.
- dansiteözgül ağırlık
- dansçıDans eden kişi
- dansördans etmeyi meslek edinen erkek
- dansözDans etmeyi meslek edinmiş kadın.
- dantelHer türlü iplikle örülen veya bir kumaşın kenarına işlenen türlü biçimde ince ve ağ görünümünde örgü, tentene
- danışmadanışmak işi, müşavere, istişare, müzakere, meşveret
- danışmakbir iş için bilgi veya yol sormak, görüş almak, istişare etmek, müracaat etmek, meşveret etmek
- danışmanBilgisine başvurulan uzman kişi
- dariçine alacağı şeye oranla ölçüleri yetersiz olan, geniş ve bol karşıtı
- darakabıyla birlikte tartılan bir nesnenin kabının ağırlığı
- daralmakDar duruma gelmek; darlaşmak.
- daraltmakDar duruma getirmek
- darağacıidama mahkum edilenleri asmak için kurulan üç ayaklı sehpa, idam sehpası
- darbebirini kötü hâle düşüren, sarsan olay
- darbukakadeh biçiminde, bir tarafı açık diğer tarafına deri gerilmiş vurmalı bir çalgı
- dargınDarılmış, gücenmiş olan, küskün
- dargınlıkDargın olma durumu
- darlıkdar olma durumu
- darmadağınçok dağınık ve karışık, darmadağınık, tarumar
- darpvurma, dövme
- darüşşifaSağlık yurdu
- darıbuğdaygillerden, kuraklığa dayanıklı bir bitki, akdarı
- darılganÇabuk alınıp darılan (kimse)
- darılmakhoşlanılmayan bir davranıştan dolayı konuşmayı,alışverişi kesmek
- datifYönelme durumu
- davaKorunmanın bir hüküm ile sağlanması için yargı organlarına yapılan başvuru
- davacıdava eden kişi
- davarkoyun ve keçiye verilen ortak ad
- davetçağrı, çağırma
- davetiyeçağrı belgesi, celp
- davetkârÇağırarak davet eden, çekici.
- davetsizÇağrılmadan gelen
- davetçiÇağrıda bulunan kimse, çağrıcı
- davranmakbir kişiye veya bir şeye karşı belli tavır takınmak
- davranışdavranma işi, tutum, davranım, muamele, hareke
- davranışsaldavranışlarla ilgili
- davulbüyük ve enlice bir kasnağın iki yanına deri geçirilerek yapılan, tokmak ve değnekle çalınan çalgı
- davulcuDavul çalan kimse
- dayakinsan veya hayvanı dövme işi, patak, kötek
- dayalıdayanarak, dayanmış bir biçimde
- dayamakbir yerden, bir kişiden yararlanmak, güç almak
- dayanakDayanılacak şey; istinatgâh, mesnet
- dayanmakbir yere yaslanmak, kendini dayamak
- dayanıklıdayanabilen, sağlam, güçlü, mukavim, zorlu, stabil, mukavemetli
- dayanıklılıkdayanıklı olma durumu, metanet
- dayanılmakdayanma işi yapılmak
- dayanılmazkarşı konulamaz veya karşı çıkılamaz (kimse veya şey), tahammülfersa
- dayanışmaDayanışmak işi.
- dayanışmacıDayanışmacılıktan yana olan
- dayanışmacılıkToplumun kurum ve kuruluşlarıyla ortak değerlerde birleşmesi ve birlikte hareket etmesi
- dayanışmakBir şeyi gerçekleştirmek için duygu, düşünce ve çıkar birliği göstermek, birbirini kollamak, mütesanit olmak.
- dayatmakDayama işini yaptırmak
- dayıannenin erkek kardeşi
- dayılıkDayı olma durumu
- dazlakTepesindeki saçı dökülmüş olan (kimse, baş)
- dağbüyük acı, üzüntü
- dağarağzı yayvan, dibi dar toprak kap
- dağcıdağa tırmanma sporu yapan kişi, alpinist
- dağcılıkdağa tırmanma sporu, alpinizm
- dağlamakKızgın bir demirle hayvan derisine damga vurmak
- dağlıdağlık bölge halkından olan
- dağlıkbirçok dağın bulunduğu, dağlarla kaplı (bölge)
- dağılmadağılmak işi
- dağılmaktoplu durum dayken ayrılıp birbirinden uzaklaşmak
- dağınıkGeniş bir alana yayılmış olan.
- dağıtmaktoplu durumda bulunanları birbirinden uzaklaştırmak veya ayırmak
- dağıtıcımektup, gazete vb. şeyleri dolaşarak dağıtan kişi, müvezzi
- dağıtımDağıtma işi, tevzi
- daşşaktaşak, testis
- dedahi, bile anlamında ayrı yazılan bağlaç
- debdebegösteriş, şatafat, ihtişam
- debilBedensel ve zihinsel bakımdan güçsüz
- debriyajotomobilde motorla vites kutusunu birbirine bağlayıp ayıran, motordan gelen devinimi sarsıntısız olarak öteki aktarma öğelerine ileten düzen, kavrama
- deccalyalancı, fesat, dedikoducu
- dedantörOcak, fırın, soba vb. araçlarda kullanılan likit gazın akışını düzenleyen aygıt
- dedetorunu olan erkek, büyükbaba, büyükpeder, annenin ya da babanın babası
- dedektifSuç sayılan bir işi veya bu işi yapanı ortaya çıkarmakla görevli kimse; hafiye, polis hafiyesi
- dedelikdede olma durumu, büyükbabalık
- dedikodubaşkalarını çekiştirmek için yapılan konuşma
- dedikoducuçok dedikodu yapan, kovcu, gıybetçi, dillek
- dedüksiyonDoğru öncüllerden kalktığında, zorunlu olarak doğru sonuç veren çıkarım türü
- defbir tür kumaş
- defaktouygulamada olan
- defalarcaSık sık, sürekli olarak
- defatenAnsızın, birdenbire
- defibratörYongaları liflerine ayrıştırmak için kullanılan özel alet.
- defileYeni moda giyecekleri göstermek için canlı mankenlerin yaptığı gösteri
- definÖlüyü gömme
- defineToprak altına gömülerek saklanmış para veya değerli şeyler; gömü, hazine
- deflasyonİktisatta enflasyon eğilimi karşısında para hacmini azaltarak tüketimi kısıtlamayı ve fiyatları düşürmeyi öngören politika
- defnedefnegillerden, yaprakları güzel kokulu ve yaz kış yeşil olan bir ağaç, develik veya Akdeniz defnesi
- defnetmeDefnetmek işi, gömme
- defnetmekÖlüyü gömmek, toprağa vermek
- defoKusur, özür, bozukluk
- defolçık buradan!
- defolmaksavuşmak, çekilip gitmek
- deformasyonçeşitli iç ve dış kuvvetlerin etkisi ile bir cismin birim şekil değiştirmesi, şekil bozukluğu, orijinal şeklinden başkalaşmaya uğraması
- deftergenellikle hafif bir kapak içerisinde, yazı yazmak için araya tutturulmuş kâğıt yaprakları
- deftercidefter yapan veya satan kimse
- defterdardefter tutan.
- dehaBilimde, sanatta, edebiyat v.b alanlarda insan zekasının, erişebileceği en yüksek nokta
- dehaletSığınma, korunma
- dehlizsınır,uç -yfy geçit
- dehşetbir tehlike veya korkunç bir şey karşısında duyulan ürküntü, yılgı
- deistDeizm yanlısı kişi
- deizmEvren’i başlangıçta yaratan, fakat işleyişine müdahale etmeyen bir tanrının varlığını savunan felsefî görüş.
- dejavuBir yeri daha önce görmüş olma veya bir olayı daha önce yaşamış olma duygusu
- dejenereleşmeksoysuzlaşmak
- dekdüzen, hile, entrika
- dekanÜniversitelerde bir fakültenin yönetiminden sorumlu profesör.
- dekarOn ar (1000 m²) değerinde yüzey ölçü birimi
- deklanşörFotoğraf makinesinin resim çekilirken basılan düğmesi
- deklarasyonbildirme, duyurma, ilan etme
- deklareBildirilmiş, ilan edilmiş
- dekoltegöğüslerin çatalını gösteren açık giyim
- dekontÖdenmiş veya ödenecek olan hesapların dökümü
- dekortiyatro, sinema ve televizyonda sahneye konulan eserin yazıldığı yerin ve geçtiği çağın özelliklerini belirleyen perde, aksesuar vb. ögelerin bütünü
- dekorasyonDekor yapma işi
- dekoratifdekor olarak kullanılan, süslemeye yarayan, süsleyici, tezyinî
- dekoratörTiyatro, opera vb. dekorlarını tasarlayan sanatçı
- dekoreSüsleme amacıyla düzenlenmiş
- delaletaracılık, kılavuzluk
- delegasyonHerhangi bir topluluğu temsil etmekle görevli yetkili kurul
- delegeKendisine yetki verilerek bir yere veya birinin katına gonderilen kimse
- delgeçMukavva, kâğıt, kayış, maden gibi şeylerde delik açmaya yarayan araç, delecek, zımba
- delibir bitkinin kılçıklı olan tohumu, delice
- delicebuğdaygillerden, genellikle buğday tarlalarında yetişen, tohumu zehirli, yabani bitki (Lolium temulentum)
- delicidelen, delme işini yapan kimse veya nesne
- delikdar, küçük açıklık
- delikanlıÇocukluk çağından çıkmış genç erkek.
- delilinsanı aradığı gerçeğe ulaştırabilecek iz
- delilikdeli olma durumu veya delice davranış, cinnet
- delirmeDelirmek işi.
- delirmekDeli olmak, aklını yitirmek, çıldırmak, keçileri kaçırmak
- delişmenSözleri ve davranışları ölçüsüz olan:
- delmekdelik açmak, delik duruma getirmek
- demnefes, soluk
- demansBeyin dokusunda yozlaşmaya bağlı olarak gelişen, başta bellek, dikkat, soyut düşünme, yargılama gücü gibi bilişsel işlevlerde kalıcı ve ilerleyici bozukluğa neden olan, duygu, davranış ve kişilik değişimiyle tanımlanan organik ruhsal bozukluk, bunama.
- demedemek işi, söyleme
- demekinanılmayan, beklenmeyen durumlarda kullanılan pekiştirme veya şaşma sözü
- demetbağlanarak oluşturulmuş deste, bağlam
- demeçHerhangi bir konuda yetkili kişinin yayın organlarına yaptığı açıklama, beyanat
- demisözü onaylatmak anlamında kullanılan soru edatı
- deminaz önce, demincek, deminden:
- demirdemirden yapılmış bir parça
- demirciDemir satan, demir eşya yapan ve onaran kişi
- demircilikDemircinin yaptığı iş.
- demirhaneDemir döküm atölyesi
- demirliIçinde metal veya karışım durumunda demir bulunan
- demlemeDemlemek işi
- demlemekPişen yiyecek veya içecekleri ateşten indirerek kapaklarını kapalı tutup kendi buharlarında dinlenmeye bırakılması
- demodeModası geçmiş olan
- demografinüfus bilimi
- demografikNüfus bilimiyle ilgili
- demokrasihalkın hakimiyeti esasına dayanan idare şekli
- demokratDemokrasi yanlısı
- demokratikDemokrasiye uygun
- demonstrasyonTanıtım gösterisi
- demoralizasyonİçgücü bozumu
- demoralizeMorali bozulmuş
- dendenBir çizelgede alt alta gelen aynı söz veya söz gruplarının birkaç kez yazılmasını önleyerek kolaylık sağlamak için birinci satırın altındakiler yerine kullanılan (") işareti
- dendrologağaç bilimci
- denedane, buğday
- deneküzerinde deney yapılan canlı veya şey
- denemedenemek işi, sınama
- denemeciDeneme yazarı
- denemekdeğerini anlamak, gerekli niteliği taşıyıp taşımadığını bulmak için bir insanı, bir nesneyi veya bir düşünceyi sınamak, tecrübe etmek
- denetDenetleme işi, teftiş
- denetçidenetlemeyle görevli kişi, murakıp, kontrolör
- deneybilimsel gerçeği göstermek, yasayı doğrulamak, varsayımı kanıtlamak amacıyla yapılan işlem, tecrübe
- deneyimbir kişinin belli bir sürede veya hayat boyu edindiği bilgilerin tamamı, tecrübe, eksperyans
- deneyimlemekTecrübe etmek.
- deneyimlideneyim kazanmış olan, tecrübeli, anaç
- deneyimsizdeneyimi olmayan, tecrübesiz
- deneyimsizlikdeneyimsiz olma durumu, tecrübesizlik
- deneyselDeneylerle, ölçümlerle ilgili
- dengebir cismin veya insanın devrilmeden durma hâli
- dengelemedengelemek işi, muvazene
- dengelemekDengeli duruma getirmek
- dengelidengesi olan, muvazeneli, stabil
- dengesizdengesi olmayan, muvazenesiz
- dengesizlikBir şeyde denge bulunmaması durumu
- denilmedenilmek işi
- denilmekSöylenmek, sözü edilmek.
- denimkot vb. yapımında kullanılan bir tür pamuklu kumaş
- denizYer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi; bahir, derya.
- denizaltıdeniz yüzeyinin altında ve üstünde yol alabilen savaş veya araştırma gemisi, tahtelbahir
- denizanasıSölenterlerden, yassı bir diske benzeyen, saydam, serbestçe yüzebilen deniz hayvanı.
- denizaslanıAmerika'nın kuzeybatı kıyılarında yaşayan ve sık renk değiştiren etçil bir memeli türü
- denizatıbaşı at başına benzeyen, suda dik duran, kuyruk yüzgeci olmayan, 10-15 cm boyunda bir deniz balığı
- denizaşırıbirbirinden denizlerle ayrılmış
- denizcidenizle ilgili işlerde çalışan kimse, gemici
- denizibiğiDeniz rezenesi
- denizkestanesiHareket edebilen dikenlerle örtülü, yuvarlak kalker kabuklu, derisi dikenlilerden bir yumuşakça (Echinus esculentus).
- denizyıldızıdenizyıldızlarından, yıldız biçiminde beş kolu olan, kayalıklar üzerinde yaşayan, derisi dikenli bir hayvan
- denkyük hayvanlarının sağ ve soluna konulan iki yük parçasından her biri
- denklemİki niceliğin eşitliğini gösteren bağıntıdır.
- denliağırbaşlı, sözleri ve davranışları ölçülü olan
- denmeksöylenmek, sözü edilmek
- densizsaygısız davranan kişi
- departmanBir kurum ya da kuruluşun yönetim birimlerinden ya da okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan alt birimlerinden her biri; bölüm
- deplasmanBelirli bir durumda yüzen geminin teknesinin taşırdığı suyun ton olarak hacmi
- depoKorunmak, saklanmak veya gerektiğinde kullanılmak için bir şeyin konulduğu yer; ardiye, magazin
- depolamaksaklamak veya korumak amacıyla ambara koymak, depo etmek, biriktirmek, ambarlamak
- depolitizasyonGrup, kurum veya eylemin siyasal niteliğini yitirmesi
- depozitoGüvence akçesi
- depremyer kabuğunun derin katmanlarının kırılıp yer değiştirmesi veya yanardağların püskürme durumuna geçmesi yüzünden oluşan sarsıntı
- deprenmekKımıldamak, hareket etmek, sarsılmak
- depresyonjeolojide depresyon çevresine göre çökmüş bir yeryüzü şeklini tanımlamak için kullanılır
- derbederYaşayışı ve davranışı düzensiz (kimse).
- derbentiki dağ arasındaki geçit yeri; boğaz
- derbentçiGeçit yerlerini korumakla görevli kimse.
- dereÇaydan küçük, yazın kuruyan veya suyu azalan küçük akarsu:
- derebeyiTopraklarını derebeylik düzenine göre yöneten kimse
- derecesıcaklık ölçü birimi, santigrat veya fahrenhayt olarak ölçülebilir
- dereotuMaydanozgillerden, ince yapraklı, bazı yemeklere konulan güzel kokulu bir bitki; yabantırak, durakotu, tarhanaotu, tereotu, turakotu, darakotu, (Anethum)
- dergisiyaset, edebiyat, teknik, ekonomi vb. konuları inceleyen ve belirli aralıklarla çıkan süreli yayın, mecmua
- dergâhTekke, konak yeri
- derhalçabucak, hemen
- deriinsan ve hayvan vücudunu kaplayan tüy, kıl veya pulla kaplı tabaka, cilt, ten
- dericilikbelirli bir amaçla kullanmak için hayvan derisini işleme
- derindibi yüzeyinden veya ağzından uzak olan
- derinlikbir şeyin dip tarafının yüzeye, ağıza olan uzaklığı
- derkendendiği hâlde
- derlemeDerlemek işi, tedvin
- derlemekbirer birer seçip toplamak.
- derleyiciDerleme yapan kimse
- dermançare, çıkar yol
- dermatolojikDermatoloji ile ilgili
- dermekDerlemek, toplamak, devşirmek
- dernekbelirli ve ortak amacı gerçekleştirmek için kurulan yasal topluluk, cemiyet, deri
- dersöğretmenin öğrenciye belirli bir sürede verdiği bilgi
- dershaneÖğrencilere okul dışında para ile ders veren özel kuruluş.
- dertsorun, kaygı
- dertleşmekdertlerini paylaşmak amacıyla karşısındakine anlatmak
- dertliderdi olan, yaralı
- dertopBir araya getirilerek, büzülerek
- dervişalçak gönüllü ve her şeyi hoş gören kişi
- deryabir şeyin bol olduğu yer
- derûnİç dünya, gönül
- desençini, kâğıt, kumaş, tahta v.s. yüzeylerin üzerine yapılan çizim
- desibelİşitme duyarlığını ölçmekte kullanılan bir ölçü birimi.
- desinatörMesleği desen yapmak olan kimse
- desisealdatma, oyun, düzen, hile, entrika
- destabilizasyonSiyasi istikrarsızlaştırma
- destantarih öncesi tanrı, tanrıça, yarı tanrı ve kahramanlarla ilgili olağanüstü olayları konu alan şiir
- destansıdestan niteliğinde olan, destana benzeyen, destan gibi, destanımsı, destani, epik
- destarدستار dastār
- destecinsleri aynı veya birbirine yakın olan şeylerin bir arada bağlanmışı, demet, bağlam
- destekBir şeyin yıkılmaması için konulan eğik veya düz ağaç; dayak, payanda
- desteklemekDestek koymak
- destroyerOrta tonajda, yüksek hızlı savaş gemisi
- desturİzin, müsaade
- detaylandırmakayrıntılandırmak
- deterjanPetrol türevlerinden elde edilen, temizleme özelliği bulunan, toz, sıvı veya krem durumunda olabilen kimyasal madde
- determinizmBelirlenimcilik
- detoneyanlış, kusurlu (ses), perdesizleşme
- devmasallarda anlatılan boyu çok uzun insana benzer yaratık
- devailaç, çare
- devalüasyonDeğer düşürümü
- devalüe“Değerini düşürmek” anlamındaki devalüe etmek, “değeri düşürülmek” anlamındaki devalüe olmak birleşik fiillerinde geçen bir kelime.
- devamsürme, sürüp gitme, kesilmeme, bitmeme
- devamlısürekli, bitmeyen, kesintiye uğramayan bir şekilde
- devamlılıkdevamlı olma durumu.
- devamsızlıkDevam etmeme durumu, süreksizlik
- devasaDev gibi, çok büyük:
- devasızIyileştirilemeyen, ilâcı bulunamayan
- deveGeviş getiren memelilerden, boynu uzun, sırtında bir veya iki hörgücü olan, yük taşımakta kullanılan hayvan, .
- deveciDeve sahibi, deve kiralayan kimse
- developmanFotoğrafçılıkta kullanılan, kimyevi bir tür banyo maddesi
- deveranDolaşım, dönme
- devetüyüDevenin tüyünün rengi, açık kahverengi,
- devinimdevinme işi, hareket
- devinmekvücudu oynatmak veya kıpırdatmak, kımıldanmak, hareket etmek
- devirkendine özgü bir özellik taşıyan zaman parçası
- devirmekayakta veya dik duran bir şeyi düşürmek, yatay duruma getirmek
- devlettoprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasî bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık
- devralmakbir şeyi devir yoluyla almak, teslim almak
- devranZaman , devir, devre
- devreBelirlenmiş zaman dilimi, fasıl.
- devrenDevir (II) yoluyla, devrederek
- devriDevirle ilgili
- devrikkatlanıp kendi üzerine bükülmüş.
- devrilmekDevirme işi yapılmak:
- devrimbelli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik
- devrimciDevrim yapan kişi.
- devriyeGüvenliği sağlamak amacıyla dolaşan polis, jandarma veya asker topluluğu
- devşirmeOsmanlı zamanında asker, yönetici veya işçi ihtiyacı sebebiyle gayrimüslim çocukların toplanması.
- devşirmekbir araya getirmek, derlemek, toplamak
- deyimgenellikle gerçek anlamından az çok ayrı, kendine özgü bir anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbeği, tabir
- deyişdeme, söyleme işi
- deyyusEşinin ya da kendisine çok yakın bir kadının iffetsizliğine göz yuman kimse.
- dezavantajavantajlı olmama durumu
- dezenfektanHastalık yapan mikroorganizmaların etkilerinin durdurulması ya da öldürülmesi için kullanılan kimyasal madde.
- dezenformasyonBilerek yanlış, eksik ya da fazla bilgi vermek, bilgi kirliliği yaratarak gerçek bilgiye ulaşılmasını güçleştirmek
- değerbir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık
- değerikıymet, paha
- değerlendirmedeğerlendirmek işi, kıymetlendirme
- değerlendirmekbir şeyi yerinde ve faydalı bir yolda kullanmak
- değerlideğeri olan veya değeri yüksek olan, kıymetli
- değersizdeğeri olmayan veya değeri çok az olan, önemsiz, kıymetsiz, naçiz
- değilcümle içinde art arda kullanılan iki veya daha çok özneyi, tümleci, yüklemi, aralarından bazılarına olumsuzluk kavramı vererek birbirine bağlayan veya yüklemin olumsuz çekimini sağlayan kelime
- değinmeDeğinmek işi, temas
- değinmekBir konuyu ele alarak ondan kısaca söz etmek, dokunmak, temas etmek.
- değirmeniçinde öğütme işi yapılan yer ve kahve, buğday, nohut vb. taneleri öğüten araç veya alet, değmen
- değirmenciDeğirmen işleten kimse
- değişebilirdeğişme özelliği taşıyan, değiştirilebilen
- değişikyedek iç çamaşırı, giyecek
- değişiklikdeğişik olma durumu
- değişimbir zaman dilimi içindeki değişikliklerin bütünü
- değişkendeğişik sayı değerleri alabilen nicelik
- değişmekbaşka bir hâle girmek
- değişmezaynen kalan, değişikliğe uğramayan
- değiştiriciDeğiştirme özelliği olan.
- değiştirmedeğiştirmek işi, tebdil, tahrif
- değiştirmekbaşka bir biçime sokmak, değişikliğe uğratmak
- değmekaralık kalmayıncaya kadar birbirine yaklaşmak, dokunmak, temas etmek
- değnekelde taşınabilen incelikte düzgün ağaç, sopa, çomak
- değneklemekDeğnekle vurmak.
- değnekçiTaşıt işleri ile uğraşan kişiler arasında düzeni sağlayan kişi.
- deşifreÇözülmüş, açıklanmış
- deşilmekDeşmek işi yapılmak
- deşmekyarıp içini çıkarmak
- dibekİri tuz ve baharatları ezme işinde kullanılan kap.
- didaktikÖğretim yöntemlerini ele alan bilgi, öğretim bilgisi
- didinmekÇok güçlük çekerek sürekli çalışmak
- didişmeDidişmek işi
- didişmekel veya sözle birini hırpalamak
- diferansiyelDönemeçlerde otomobilin iki arka tekerleğinin ayrı hızla dönmesini sağlayan bir dişli aygıt
- diftongİki seslinin bir hecede birleşmesi
- dikYatay bir düzleme göre yer çekimi doğrultusunda bulunan, eğik olmayan.
- dikdörtgenaçıları dik olan paralel kenar, mustatil
- dikenbazı bitkilerin dal, yaprak, meyve kabuğu vb. bölümlerinde ve bazı hayvanların derisinde bulunan sert, ucu sivri ve batıcı çıkıntılardan her biri
- dikenlidikenli olan
- dikensizDikeni olmayan
- dikilmekDikmek (ı) işi yapılmak
- dikimDikmek işi veya biçimi
- dikineDikey olarak, diklemesine
- dikizBakma, gözetleme, erkete
- dikizciDikizleyen kimse, gözcü, gözetleyici, erketeci
- dikişliDikişi olan, dikiş yapılmış
- dikişsizDikişi olmayan
- dikkatduygularla düşünceyi bir şey üzerinde toplama, uyanıklık
- dikkatlidikkat ederek
- dikkatsizişinde dikkatli davranmayan, dalgın, savruk, özensiz
- dikmekBir cismi dik olarak durdurmak.
- diksiyonseslerin, sözcüklerin, vurguların, anlam ve heyecan duraklarının hakkını vererek söyleme biçimi
- diktatörBütün siyasi yetkileri kendinde toplanmış bulunan kimse
- diktatörlükDiktatör olma durumu
- dikteBir başkasına o anda söyleyerek yazdırma, yazdırım
- dilağız boşluğunda tatmaya, yutkunmaya, sesleri boğumlamaya yarayan etli, hareketli, uzun organ, tat alma organı
- dilatasyonCephe uzunluğu 30 metreyi aşan yapılarda yapının zeminden, yapı yüklerinden veya elemanların farklı genleşmelerinden dolayı oluşacak hasarları önlemek için ve depremde yapının tamamını kaybetmemek için yapıyı parçalı inşa etmek için bırakılan boşluk
- dilberalımlı, güzel (kadın)
- dilbilimciDilbilimle uğraşan kimse
- dildaşAynı dili konuşan.
- dilekbir kişinin dilediği şey, istek, talep, temenni, rica, murat
- dilekçebir dileği bildirmek için resmî makamlara sunulan, imzalı ve adresli, pullu veya pulsuz yazı, istida, arzuhâl
- dilemekbirinden bir şeyin yapılmasını istemek, rica etmek, arzu etmek
- dilencigeçimini dilenerek, başka insanlardan para, yiyecek vb. sağlayan kişi
- dilenmeksadaka istemek
- dilimBir bütünden kesilmiş veya ayrılmış ince, yassı parça.
- dillikonuşkan, sürekli ve tatlı konuşan
- dilmekİnce doğramak
- dilsizsarayda hazine, kiler ve seferli koğuşlarında üçer, dörder tane bulunan ve sürekli olarak padişahın kapısında nöbet tutan sağır ve dilsiz kişi, tat
- dilsizlikDilsiz olma durumu
- dimağbeyin, zihin
- dimiSıkı dokunmuş bir tür pamuklu kumaş
- dinTanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum; diyanet.
- dinamikmekaniğin kuvvet, hareket, enerji arasındaki ilişkilerini inceleyen dalı, devim bilimi
- dinamitnitrogliserin ile yapılan patlayıcı madde
- dindardin inancı güçlü, din kurallarına bağlı, mütedeyyin
- dindarlaşmakDindar hale gelmek
- dindarlıkDindar olma durumu
- dindaşAynı dinden olan kimse.
- dindirmekdinmesini sağlamak
- dinenDin bakımından
- dingiltekerleklerin merkezinden geçen ve taşıtın altına enlemesine yerleştirilmiş mil, eksen, aks
- dinginlikdingin olma durumu, durgunluk, sükûnet
- dinlemekişitmek için kulak vermek
- dinlendiriciDinlendirme özelliği olan
- dinlendirmekdinlenmesini sağlamak
- dinlenmedinlenmek işi, istirahat
- dinlenmekgüç kazanmak için çalışmaya ara vermek, yorgunluğunu gidermek, istirahat etmek
- dinletiSanatçının müzik eserlerini bir topluluğa çalması veya söylemesi, konser
- dinletmekDinlemesini sağlamak, söz geçirmek
- dinleyiciSöylenen veya çalınan bir şeyi dinleyen kimse
- dinlidinî inancı olan
- dinmeksona ermek, bitmek, durmak
- dinozorDinozorlar takımından, boyu 20 m. kadar olabilen, ilk çağlarda yaşamış, günümüze fosilleri kalmış bir sürüngen
- dinsizdinî inancı olmayan
- dinsizlikDinsiz olma durumu
- dinçcanlı, zinde bir biçimde
- dinçlikDinç olma durumu, zindelik, mecal
- dinîdinle alakalı, din üzerine, dinsel
- dipoyuk veya çukur bir şeyin en alt bölümü
- diplomasiuluslararası ilişkileri düzenleyen antlaşmalar bütünü
- diplomatdış politikayla uğraşan ve ülkesini temsil etmekle görevlendirilen kimse
- diplomatikdiplomasi ile ilgili
- dipçiktüfek vb silâhların namlu gerisinde bulunan, atış sırasında silâhın omuza dayanmasını veya tabancada elle kavranmasını sağlayan taban bölümü
- dirayetanlayışlı güç ve beceri, yönetme ustalığı
- dirayetsizYeteneksiz, beceriksiz
- direkağaçtan veya demirden yapılan uzun ve kalın destek
- direksiyonSürücünün, taşıtı yol boyunda istenilen doğrultuda kontrol etmesini sağlayan genellikle yuvarlak biçimli düzenek, yönelteç
- direktDoğru olarak, hiçbir yerde durmadan, duraksız, doğruca
- direktörBir kurumu, bir işi yönetmekle görevli en yüksek rütbeli yönetici, müdür.
- diremekBir şeyi dikine koymak, dayamak, durdurmak
- direnişDirenmek işi veya biçimi, karşı koyma, dayanma, mukavemet
- direnmekherhangi bir düşüncede, bir istekte veya bir durumda ayak diremek, inat etmek, ısrar etmek, taannüt etmek
- dirençDayanma, karşı koyma gücü; dayanırlık,mukavemet.
- dirençliDirenci olan
- dirhemOkkanın 400'de 1'ine eşit olan, 3,148 gramlık eski bir ağırlık ölçüsü; İstanbul için bir dirhem 3,207 gr olarak tespit edilmiştir
- diricanlı, ölü karşıtı
- dirilişDirilmek işi veya biçimi, dirilme, canlanma
- dirilmekgüçlenip canlanmak
- diriltmekDirilmesini sağlamak
- dirsekKol ile ön kol arasındaki eklemin arka yanı, çıkanak
- disiplinbir topluluğun, yasalarına ve düzenle ilgili yazılı veya yazısız kurallarına titizlik ve özenle uyması durumu, sıkı düzen, düzence, düzen bağı, zapturapt
- diskalifiyeYarış dışı bırakma
- disketbilgisayardaki işlemlerin kaydedildiği manyetik araç
- diskografiOmurları birleştiren ana madde içine sıvı bir madde şırınga edildikten sonra çekilen radyografi.
- diskotekPlâk, ses bandı koleksiyonu
- disleksiHarfleri bilip kelime okuyamamaya yol açan patolojik okuma güçlüğü
- dispanserHastaların ayakta bakıldığı ve ilaç verildiği yer
- disprosyumAtom numarası 66 ,simgesi Dy olan bir kimyasal element
- distopyaÜtopik bir toplum anlayışının antitezi
- divaSinema, tiyatro, müzik, dans, bale vb. sanatlara emek vermiş, alanında uzmanlaşmış ve tanınmış olan kadın sanatçı.
- divalaltı mukuvva ile beslenmiş ve üzeri sırmalı işleme
- divanHükûmet kurulu; şiir topluluğu
- divanedeli, kaçık, budala
- divanıharpAskerî mahkeme
- diyabazFeldspatlardan bir plâjiyoklâz ile ojitten oluşmuş yeşil renkli bir kütle
- diyabetşeker hastalığı
- diyabetologDiyabet uzmanı
- diyabetolojiDiyabet bilimi
- diyaframgöğüs ve karın boşluklarını birbirinden ayıran ince ve geniş kas
- diyagramHerhangi bir olayın değişimini gösteren grafik
- diyakroniArt zamanlılık
- diyalajPiroksen cinsinden, doğal kalsiyum, magnezyum ve demir silikatı
- diyalektBir dilin tarihsel, bölgesel ve siyasal sebeplerden dolayı ses, yapı ve söz dizimi özellikleriyle ayrılan kolu, .
- diyalektikgerçekliği ve onun çelişmelerini incelemeye yarayan ve bu çelişmeleri aşmayı sağlayan yolları aramayı öngören akıl yürütme yöntemi, eytişim
- diyalizBazı cisimlerin gözenekli zarlardan geçebilmesi temeline dayanan bir çözümleme veya arıtma yöntemi
- diyaloghikâye, oyun, roman, v.s. eserlerde iki veya daha çok kimsenin konuşması
- diyanetDin kurallarına tam bağlı olma durumu
- diyapazonTitreştirilince ana seslerden birini veren, U biçiminde, küçük bir çelik araç
- diyarbazı nitelik veya değerleri taşıyanların çok bulunduğu yer, yurt
- diyeherhangi bir yargıya vararak
- diyetSağlığı korumak veya düzeltmek amacıyla uygulanan beslenme düzeni
- diyezNotada bir sesin yarım ton inceltildiğini gösteren işaret
- diyoptrioptik sistemlerin yakınsaklık birimi
- dizkaval, baldır ve uyluk kemiğinin birleştiği yer
- dizaynÇizim, tasarım, tasarçizim
- dizayncıtasarçizimci
- dizeşiirin satırları, mısra
- dizeldizel motoru
- dizelgealt alta yazılmış şeylerin bütünü, liste
- dizemBir dizede ya da bir notada vurgu, uzunluk ya da ses özelliklerinin, durakların düzenli bir biçimde tekrarlanmasından doğan ses uygunluğu, tartım
- dizgeBir bütün oluşturacak biçimde birbirine bağlı ögelerin bütünü; cümle, manzume, sistem.
- dizgingemin uçlarına bağlanarak hayvanı yöneltmeye yarayan kayış
- dizibir iplik veya tel üzerine dizilmiş inci, boncuk gibi şeylerin oluşturduğu bütün, sıra
- dizilidizilmiş olan, sıralanmış, mürettep
- dizilmekdizi durumuna getirilmek, dizi işi yapılmak
- dizinBir kitabın veya derginin kişi, konu, yer adı vb. bakımından içindekileri yer numarasıyla belirten ve eserin arkasında yer alan alfabetik liste; endeks, indeks, fihrist.
- dizlikDize, korumak amacıyla geçirilen şey
- dizmekbazı nesneleri iplik, tel vb.ne geçirmek
- dizüstüDizler üzerinde durabilen veya dizler üzerine konduğunda çalıştırılabilen araç
- diğerbaşka, özge, öteki, öbür
- diğerkâmÖzgeci, özgecil
- dişbudakZeytingillerden, kerestesi sert ve değerli, 40 m.ye kadar yükselebilen ağaç (Fraxinus excelsior); demircik
- dişiErkeği tarafından döllenecek şekilde oluşmuş canlı
- dişildişi cinsten sayılan, müennes
- dişlekDişleri dışarıya doğru çıkık olan (kimse).
- dişlemekBir şeyin bir parçasını ısırmak veya koparmak
- dişlidişleri olan çark, dişli çark
- dişsizDişi olmayan
- domüzikte kullanılan birinci nota
- dofenFransız kralının en büyük oğlu
- dofinFransız kralının en büyük kızı, veliaht prenses
- dogmabelli bir konuda ileri sürülen bir görüşün sorgulanamaz, tartışılamaz gerçek olarak kabul edilmesi
- dokgemilerin yükünün boşaltıldığı veya onarıldığı, üstü örtülü havuz, tersane
- doksanseksen dokuzdan sonra gelen sayının adı
- doksanıncıdoksanın sıra sıfatı, sırada seksen dokuzuncudan sonra gelen
- doktorbir fakülteyi veya bir yüksekokulu bitirdikten sonra belli bir bilim dalında en yükseköğrenim basamağına vardığını, geçirdiği özel imtihanla ve başarılı bir eserle gösterenlere verilen akademik unvan
- doktoraBir fakülte veya yüksekokulu bitirdikten sonra o bilim dalında sınav ve bilimsel bir eserle erişilen derece, basamak
- doktorlukHekim olma durumu, hekimlik, tabiplik.
- doktrinilimde, felsefede bir görüşü bir sistem içinde belli bir anlayışa, düşünceye dayalı olarak oluşturan ilke ve dogmalar bütünü
- dokuvücudun veya organın yapı unsurlarından birini oluşturan hücreler bütünü
- dokumacıkumaş dokuyan veya dokuma ticareti yapan kimse, dokuyucu
- dokumakTezgâhta ipliği, çözgü ve atkı durumunda kullanarak kumaş yapmak
- dokunabilmekdokunma imkânı veya olasılığı bulunmak
- dokunaklıetkili, insanın içine işleyen, müessir, patetik
- dokuncakötülüğe yol açan, sağlığı bozan şey
- dokunmaknesnelerin sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık vb. niteliklerini derinin altındaki sinir uçları aracılığıyla duymak, değmek, el sürmek, temas etmek
- dokunulmakdokunmak işine konu olmak
- dokunutÇoğunlukla dizüstü bilgisayarlarda, ekrandaki imleci sürüklemek için kullanılan, dokunmaya duyarlı, düz yüzey.
- dokunuşdokunma işi, temas
- dokuzsekizden sonra, ondan evvel gelen rakam ve sayı
- dokuzarDokuz sayısının üleştirme biçimi, her birine dokuz, her defasında dokuzu bir arada olan
- dokuzgenDokuz kenarı olan çokgen
- dokuztaşDokuz taşla oynanan ve taşların yerleri ile yürütme yolları çizgilerle gösterilen oyun, dokurcun
- dokuzuncudokuz sayısının sıra sıfatı, sırada sekizinciden sonra gelen
- dokuzunculukDokuzuncu olma durumu
- dolamakIplik, şerit, tel gibi nesneleri bir şeyin üzerine döndürerek sarmak
- dolandırmakbir kimseyi aldatarak kişisel çıkar sağlamak
- dolandırıcıbirini aldatarak mal ya da parasını alan kimse, ayyar, tokatçı, şarlatan
- dolandırıcılıkdolandırıcı olma hâli
- dolanmakBir şeyin çevresine sarılmak.
- dolapgenellikle tahtadan yapılmış, bölme veya çekmelerine eşya konulan kapaklı mobilya
- dolapçıDolap yapan veya satan kimse
- dolarABD, Kanada, Avusturalya ile Güney Amerika, Pasifik, Karahipler, güneydoğu Asya ve Afrika'daki bazı ülkelerin resmi para birimi
- dolayıçevrede, etrafta bulunan
- dolayısıyladolaylı olarak, doğrudan ilgili olmayarak
- dolaşmadolaşmak işi, tur
- dolaşmakgezmek, gezinmek
- dolaştırmakdolaşmak işini yaptırmak
- doldurmakdolmasını sağlamak, dolu duruma getirmek
- doldurulmakdolmasını sağlamak, dolu duruma getirmek
- dolgubir oyuğun, bir kovuğun içine doldurulan madde
- dolgundolarak biçimi yuvarlaklaşmış
- dolmakdolu duruma gelmek
- dolmalıkDolma yapmaya yarar
- dolmuşboş yeri kalmamış, meşbu.
- doluhavada su buğusunun birden yoğunlaşıp katılaşmasından oluşan, türlü irilikte, yuvarlak veya düzensiz biçimli saydam buz parçaları durumunda yere hızla düşen bir yağış türü
- dolunayAy'ın tam daire olarak dolgun, parlak görüldüğü evre, ayın on dördü, bedir
- domalanasklı mantarlardan, toprak içinde yumru biçiminde yetişen, yenilebilen bir bitki, yer mantarı, keme (Tuber melanosporum)
- domalmakdizler bükük, baş ileride, çömelmiş durum almak
- domatespatlıcangillerden, yaprakları tüylü, çiçekleri salkım durumunda, vitamince zengin, kırmızı ürünü için yetiştirilen bitki ve bu bitkinin yenilen kırmızı veya yeşil ürünü, domat, tomat, banadura, bonadura
- dominantbaşat, baskın
- domuzevcil domuz, hınzır
- domuzlanKın kanatlılardan bir böcek (Brachynus crepitans)
- domuzlukhainlik, haincesine inatçılık.
- donvücudun belden aşağısına giyilen uzun veya kısa iç giysisi, külot
- donanmadonanmak işi
- donanmakgiyinip kuşanmak, süslenmek
- donanımbir gemi direğine, yelkene veya başka bir parçaya bağlı bulunan halat ve makara gibi manevra araçları
- donatmakbirinin giyimini sağlamak
- donatımDonatma, teçhiz
- dondurmadondurmak işi
- dondurmacıDondurma yapan veya satan kimse
- dondurmakdonmasını sağlamak
- dondurucuDonmaya yol açan, donduran.
- donguÇimentonun su yardımıyla kum, çakıl vb. maddelerle karışması sonucu oluşan sert, dayanıklı, bağlayıcı yapı malzemesi, beton.
- donmaksıvı, soğuğun etkisiyle katı duruma gelmek, buz tutmak
- donukparlaklığı olmayan, mat
- dopingBir spor yarışması sırasında vücuda ek enerji sağlamak için kullanılan uyarıcı ilaç
- doruGövdesi kızıl, ayakları ve yelesi koyu renkli olan (at).
- dorukBir yükseltinin en yüksek yeri
- dosdoğruSağa sola sapmadan
- dostSevilen, güvenilen, gönüldaş, iyi anlaşılan kimse düşman karşıtı; yâr.
- dostlukdost olma durumu; mihribanlık, ülfet.
- dostçadosta yakışır bir biçimde, dostane
- dosyaaynı konu, aynı kimse, aynı işle ilgili belgeler bütünü
- doyasıyaDoyuncaya kadar yiyerek
- doygunHer türlü ihtiyacını gidermiş olan, tatmin olmuş, müstağni
- doymakisteği kalmayıncaya kadar yemek, açlığı kalmamak
- doymuşbir şey yiyecek tok duruma gelmiş, tok
- doyumsuzBir türlü tatmin olmayan, bıkılmayan
- doyurmakaçlığınıgidermek
- doyurucudoyurma özelliği bulunan, tatminkâr
- dozbir ilacın bir defada veya bir günde alınması gereken miktarı, dozaj
- dozajbir birleşiğe veya bir karışıma girecek madde miktarlarının belirtilmesi, düzem
- doçentÜniversitelerde profesörden önceki basamakta bulunan öğretim üyesi.
- doğaKendi kuralları çerçevesinde sürekli gelişen, değişen canlı ve cansız varlıkların hepsi; tabiat, natür
- doğaldoğada doğada bulunan.
- doğangündüz yırtıcı kuşları (Falconiformes) takımından Falconidae (doğangiller) familyasından Falco cinsini oluşturan yırtıcı kuş türlerinin ortak adı.
- doğancıAvcı doğan yetiştiren veya doğanla avlanan kimse
- doğaçŞiir veya sözü birdenbire, düşünmeden, içine doğduğu gibi söyleme, irtical
- doğaçlamayazılı metni olmayan, kararlaştırılmış taslağı, yerine, zamanına göre oyuncular tarafından, sahnede yakıştırılan sözlerle tamamlanan oyun, tuluat
- doğaüstüdoğa yasalarına uymayan, doğa yasalarıyla açıklanamayan, tabiatüstü
- doğmakdünyaya gelmek
- doğramakKeserek parçalamak veya elle küçük parçalara ayırmak:
- doğrugerçek, hakikat
- doğruculukDoğrucu olma durumu
- doğrudanaracısız olarak, herhangi bir aracı kullanmadan
- doğrulamadoğrulamak işi, teyit, tasdik
- doğrulamakbir şeyin doğru olduğunu ortaya koymak, desteklemek, teyit etmek, tasdik etmek
- doğrulanmakDoğrulamak işine konu olmak veya doğrulamak işi yapılmak
- doğrulmakEğik veya eğri bir şey, düz bir duruma gelmek
- doğrultuyön, istikamet, veçhe
- doğrulukdoğru ve dürüst olma durumu, doğru olana yakışır davranış, dürüstlük, adalet
- doğrusugerçeği söylemek gerekirse, gerçek şu ki, filhakika
- doğuBulunulan yerde sola kuzey, sağa güney alındığında yüzün dönük olduğu yön, batı karşıtı; gün doğusu, maşrık, şark.
- doğuludoğu ülkelerinden olan veya doğu uygarlığını benimsemiş (kimse), şarklı
- doğurmakyavru dünyaya getirmek, doğum yapmak
- doğuşdoğma işi, veladet
- drahmiYunan para birimi
- drahomaHristiyan ve Musevilerde gelinin güveye verdiği para ya da mal
- drajeÜstü şekerli, renkli ve parlak bir madde ile kaplanmış hap
- drenajToprakta bitkilerin yetişmesine zararlı olan fazla suların akıtılması, akaçlama
- duayakarış, yalvarış
- duayenKordiplomatikte kıdemlilik bakımından başta gelen diplomat
- dubniyumatom numarası 105 olan, atom ağırlığı 262 olan, 25 °C'de katı olduğu, gümüş renginde veya gri renkte olduğu tahmin edilen, kaliforniyum ile azot atomlarının reaksiyonu sonucu elde edilen yapay bir element (simgesi Db)
- dudakAğzın, dişleri örten ve dışarıya doğru az veya çok kıvrılan üst ve alt kenarlarından her biri; lep.
- dudaklıDudağı olmayan
- dudukadınlara verilen bir unvan, hanım
- duhulGirme, giriş
- dukaDük unvanının eskiden kullanılan biçimi
- dukalıkBir dukanın yönetiminde bulunan ülke.
- duleşi ölmüş veya eşinden boşanmış kadın veya erkek
- dullukDul olma durumu
- dumanbir maddenin yanması ile oluşan koyu renkli, uçucu, parçacık, buhar ve gaz karışımı
- dumanlamakdumanlı duruma getirmek; dumana tutmak
- dumanlanmakDumanlıduruma gelmek
- dumanlıdumanı olan, duman çıkaran
- dumansızDumanı olmayan, duman çıkarmayan
- duraktren, tramvay, otobüs, minibüs vb. genel taşıtların durmak zorunda olduğu veya durabileceği yer, istasyon, terminal
- duraksamakne yapmak veya ne demek gerektiğini kestiremeyerek duraklamak, tereddüt etmek
- durağanyerini değiştirmeyen, yerli, hareketsiz, sabit
- durdurmakdurmasını sağlamak
- durdurulamazDurdurulma imkanı olmayan.
- durdurulmakdurdurmak işi yapılmak
- durgunneşesiz, keyifsiz, sessiz
- durmadurmak işi, vakfe
- durmakhareketsiz durumda olmak
- durubulanıklığı olmayan; temiz, berrak
- durukhareket etmeyen nesnelerin üzerindeki kuvvet dengeleri ile uğraşan bilim dalı, statik
- durulmakduru duruma gelmek
- durumbir şeyin içinde bulunduğu içindeların hepsi, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon, vaziyet
- duruşdoğum sırasında yavrunun baş, bacaklar ve kuyruk gibi kısımlarının gövdeye göre duruşu, postür
- duruşmadavacı ile davalının yargıç karşısında hazır bulundukları yargılama evresi, mahkeme, murafaa
- dutdutgillerden (Moraceae), kuzey yarım kürenin genellikle ılıman böleglerinde yetişen yaprakları ipek böceği beslemekte kullanılan ağaç ve bu ağacın; ak, kara ve pembe renkte ekşi veya tatlı sulu meyvesi, tuy
- dutlukDut ağaçlarının çok olduğu yer, dut bahçesi
- duvakGelinin başını, bazen de yüzünü kapayan dantel veya tülden örtü
- duvarbir toprak parçasını sınırlayan taş, tuğla, kerpiçten yapılan engel
- duvarcıbriket, tuğla gibi malzemeleri kullanarak binaların içi ve dış cephe duvarlarının örülmesine, onarılmasına ve sökülmesine ilişkin işlemleri yapma bilgi ve becerisine sahip vasıflı kişi
- duyElektrik ampulünün takıldığı bakır veya pirinçten yivli yer
- duyargaönceden belirlenmiş ışığı veya nesneyi algılayıp gerekli hareketi başlatan aygıt, sensör
- duyarlıdış etkenlere karşı duyarlığı olan, hassas
- duyarsızDuyarlı olmayan
- duyguDuyularla algılama; his, ihtisas
- duygudaşBir konuda duyguları diğer bir kişiyle aynı olan kimse.
- duygulandırmakduygulanmasını sağlamak, duygulanmasına sebep olmak
- duygulanmakbir olay, görünüm karşısında birdenbire güçlü duyguların etkisinde kalmak
- duygusalduygularla ilgili, duygulara dayanan, hissî
- duygusallıkduygusal olma durumu
- duygusuzduygusu, duyarlığı olmayan, hissiz
- duygusuzlukDuygusuz olma durumu, hissizlik
- duymaduymak durumu, işitme
- duymakişitmek, ses almak
- duyuinsanların ve hayvanların, dış dünyanın uyaranlarını görme, işitme, koklama, dokunma ve tatma organlarıyla algılama yeteneği, duyum
- duyulmaDuyulmak durumu
- duyulmakduymak durumuna konu olmak
- duyurmakduymasını sağlamak
- duyuruherhangi bir olguyu, bir işi, bir durumu duyurmak için yayımlanan yazılı veya sözlü haber, ilan, anons
- duyusalduyu ile ilgili
- duştemizlik veya tedavi amacıyla suyu yüksekten üzerine doğru püskürtme yoluyla yıkanma ve bu şekilde yıkanmaya yarayan alet
- duşakHayvanın iki ayağını iple bağlayarak yapılan köstek
- dâbUsul, âdet
- dâhiOlağanüstü zekâ
- dâhiceDâhiye yakışır (biçimde).
- dâhilİçinde, dahil
- dâhiliyeDevlet yönetiminde iç işleri
- dâhilîİç, dahili
- dâiDavetçi
- dâimSürekli
- dâimenDaima
- dâimîKalıcı
- dâirİlgili
- dâireDaire, büro
- dökmeksıvı ya da tane durumunda olan şeyleri bulundukları yerden, kaptan başka yere boşaltmak
- dökülmekdökme işi yapılmak veya dökme işine konu olmak
- döküntüİşe yaramayan, değersiz şey.
- dölcanlıların üremesi sonucu ortaya çıkan yeni birey veya bireylerin bütünü, zürriyet, nesil
- dölekAğır başlı, uslu, ağır davranışlı
- döllemekerkek gamet bir yumurtacıktaki dişi gametle kaynaşmayı sağlayarak yumurtacığı tam bir hücre durumuna getirmek, ilkah etmek
- döllenmekdöllemek işine konu olmak
- döndürmedöndürmek işi, irca, tahvil
- döndürmekdönmesini sağlamak
- döndürülmekDöndürmek işine konu olmak
- dönemBelli özellikleri olan zaman parçası; periyot
- dönemeçbir yolun yön değiştirdiği yer, viraj
- dönenceyerküre üzerinde, güneş ışınlarının yılda iki kez dik açı ile geldiği, sıcak kuşağın kuzey ve güney sınırlarını oluşturan ve Ekvator'un 23° 27' kuzey ve güneyinden geçtiği varsayılan iki çemberden her biri
- dönenmekKendi etrafında dönüp durmak.
- dönereksene geçirilmiş etlerin döndürülerek pişirilmesiyle yapılan kebap, döner kebap
- dönerciDöner kebap yapan ve satan kimse.
- dönercilikDönercinin yaptığı iş.
- dönmekkendi çevresinde ya da başka bir şeyin etrafında hareket etmek
- dönümeni boyu 40'ar adım olan bir yüzey ölçüsü (1000 m²)
- dönütgeri bildirim, geri besleme
- dönüşdönme işi, avdet
- dönüşmekbir biçimden veya bir durumdan başka bir biçim veya duruma girmek, tahavvül etmek
- dönüşsüzDönüşü olmayan
- dönüştürmeDönüştürmek işi, tahvil
- dönüştürmekDönüşmesini sağlamak, tahvil etmek
- dönüştürücüaynı frekansta fakat yoğunluğu, gerilimi genellikle farklı olan bir veya birçok değişik akım dizgesini, değişik bir akım dizgesine dönüştüren elektromanyetik indükleçli duruk araç, transformatör
- dönüşümolduğundan başka bir biçime girme, başka bir durum alma, şekil değiştirme, tahavvül, inkılap, transformasyon
- dörderdört sayısının üleştirme sayı sıfatı, her birine dört, her defasında dördü bir arada olan
- dördüncüdört sayısının sıra sıfatı, sırada üçüncüden sonra gelen
- dördüncülükDördüncü olma durumu
- dörtüç ile beş arasındaki rakam ve sayı
- dörtgendört kenarı olan çokgen
- dörtköşekeyifli, sevinçli
- dörtlüdört kişiden oluşan müzik topluluğu
- dörtlükbirbirine dik iki çap boyunca dörde bölünmüş dairenin her bir dilimi
- dörtnalAtın en hızlı koşma şekli
- dörtnalaAtın dörtnal koşması:
- dövizYabancı ülke parası, özyazı
- dövmektokat, yumruk, tekme vurarak canını acıtmak
- dövülmekDövmek işine konu olmak
- dövüştokat, yumruk, tekme gibi saldırışlarla yapılan kavga
- dövüşkeniyi dövüşen veya dövüşmeyi seven
- dövüşmeDövüşmek işi
- dövüşmekkarşılıklı birbirini dövmek, vuruşmak
- dövüşçüdövüşmeyi seven kişi
- dözmekTahammül etmek, sabretmek, dayanmak, katlanmak
- döşekYatağın yumuşak kısmı
- döşemecidöşeme yapan kişi ve ya perde, koltuk, kanepe vb. satan veya onaran kişi
- döşemekbir tabanı, tahta, karo, mermer gibi yapı araçlarıyla kaplamak
- döşenmekdöşeme işi yapılmak
- döşetilmekDöşetmek işi yaptırılmak
- döşetmekDöşemek işini yaptırmak
- düalizmherhangi bir alanda birbirlerine indirgenemeyen iki karşıt ilkenin varlığını ileri sürme, ikicilik
- dübelyapı işlerinde, vidanın sağlam tutturulması için duvar, tavan, panel vb. yüzeylerdeki deliğe sokulan parça
- düdükİçinden hava veya buhar geçirildiğinde keskin ses çıkaran ve işaret vermek için kullanılan araç
- düdüklüyemekleri hızlı pişirmek için buhar gücünden yararlanma prensibi ile çalışan tencere, düdüklü tencere
- düdükçüdüdük yapan veya satan kişi
- düelloiki kişi arasında tanıklar önünde yapılan silâhlı vuruşma
- düetiki ses veya iki müzik, bir tür sanat ortaklığı
- dükBazı ülkelerde kraliyet ailesinden sonra gelen ve erkeklere verilen en üst soyluluk unvanı
- dükkânesnafın perakende satış yaptığı, küçük zanaat sahiplerinin çalıştıkları yer, satışlık
- dükkâncıDükkân işleten kimse.
- düklükdük olma durumu.
- düldülAli bin Ebu Talib'e Muhammed tarafından armağan edilen katırın adı
- dülgerYapıların kaba ağaç işlerini yapan kimse.
- dümbelekMehter takımı ritim sazlarından birisi.
- dümenhava ve deniz taşıtlarında, taşıta istenilen yönü vermeye ve belirli bir doğrultuda götürmeye yarayan hareketli parça
- dümenciGemilerde dümeni kullanan kimse.
- dünbugünden bir bir önceki gün.
- dünitTemel maddesi olivin olan iri taneli kayaç
- dünküBugünden bir önceki günle ilgili
- dünyaİnsanoğlunun üzerinde yaşadığı toprak ve denizlerin tümü; acun, yeryüzü, küre, âlem, arz, cihan, darıdünya, devran, zemin.
- dünyadahiçbir zaman, hiçbir biçimde
- dünürGelinin anne veya babası ile, damadın anne veya babasının birbirlerine hitap tarzı.
- düpedüzçok düz ve doğru bir biçimde, dümdüz olarak
- dürbünuzaktaki cisimlerin görüntülerini büyütmeye veya yaklaştırmaya yarayan, objektif ve oküler adlı iki mercekten oluşan optik alet, bakaç
- dürmekBir şeyi kıvırıp silindir biçiminde kendi üzerine sarmak
- dürtmekucu sivri bir şeyle veya elle hafifçe itmek
- dürtüFizyolojik veya ruhî dengenin değişmesi sonucu ortaya çıkan ve canlıyı türlü tepkilere sürükleyebilen içten gelen gerilim, muharrik
- dürümcüDürüm yapan ve satan yer
- dürüstsözünde ve davranışlarında doğruluktan ayrılmayan, doğru
- düsturKural, prensip
- düvebuzağıdan büyük, ortalama 12 aylıktan ilk buzağısına sahip oluncaya kadarki dönemdeki dişi sığır
- düvenHarmanda ekinlerin tanelerini ayırmak saplarını saman yapmakta kullanılan tarım aracı.
- düyundüyun-u umumi
- düzengebesiz olan yer; düzlük, ova, müstevi
- düzelmekdüz duruma gelmek, düzleşmek
- düzelticiDüzeltme işini yapan
- düzeltmekdüzgün duruma getirmek
- düzenbelli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum, uyum, nizam, sistem
- düzenbazyalan dolanla iş gören, çıkarı için hile yapan, entrikacı, dessas, dubaracı, kampanacı
- düzenlemedüzenlemek işi, tertip, organizasyon
- düzenlemekdüzenli, düzgün duruma getirmek, düzen vermek, tanzim etmek
- düzenlenmekdüzenli, düzgün duruma getirilmek
- düzenliyerli yerinde, kararlı, tertipli olan, muntazam, ıttıratlı
- düzensizdüzeni bozuk veya düzeni olmayan
- düzeybir yüzeyin veya bir noktanın yüksekliğindeki yatay sınır, seviye
- düzgünkurala uygun olarak, kusursuz bir biçimde
- düzineaynı cinsten on iki parçanın oluşturduğu takım
- düzlemüzerine, kesişen iki doğrunun her noktasının dokunması gereken yüzey, müstevi
- düzlükdüz olma durumu
- düzmecegerçek olmayan, düzme, sahte
- düzmekBir gereksinimi karşılamak amacıyla birçok şeyi birbirini tamamlayacak biçimde bir araya getirmek.
- düğmegiyecek, yorgan vb.nin bazı yerlerine ilikleyici veya süs olarak dikilen kemik, metal, sedef gibi sert maddelerden yapılmış küçük tutturma aracı
- düğümiplik, ip, halat gibi bükülebilir şeyleri kıvırıp kendi üzerine veya birbirine dolayarak yapılan boğum
- düğünevlenme veya sünnet dolayısıyla yapılan tören, eğlence, cemiyet
- düğüncüDüğün sahibi, toycu
- düşesBazı ülkelerde kraliyet ailesinden sonra gelen ve kadınlara verilen en üst soyluluk unvanı
- düşeyyer çekimi doğrultusunda olan, şakuli
- düşkünbir şeye kendini aşırı vermiş olan, çok bağlı, âşıklı, tutkun
- düşlemekBir şeyi, bir kimseyi, bir durumu istenilen biçimde tasarlamak, zihinde canlandırmak
- düşmanbirinin kötülüğünü isteyen, ondan nefret eden, ona zarar vermeye çalışan kişi, yağı, hasım, antagonist, dost karşıtı, adöv, adüv
- düşmancadüşman gibi, düşmana yakışır bir biçimde, düşmancasına, hasmâne
- düşmanlıkdüşman olma durumu
- düşmekyer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek
- düşselDüş ile ilgili, hayalî
- düşükdölütün anne bedeninin dışında yaşayacak olgunluğa erişmeden bedenden atılması; yaşayabilecek duruma gelmeden doğan yavru, ceninisakıt, sakıt
- düşünceuzay ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil, yalnızca ruhen algılanabilen asıl gerçeklik, ide, idea, fikir, mülahaza, mütalaa
- düşüncelidüşüncesi olan
- düşüncesizcedüşüncesiz bir biçimde
- düşündeşAynı düşüncede olan, aynı düşünceyi savunan.
- düşündürücüDüşünmeye sebep olan, düşünmeye yol açan
- düşünmedüşünmek işi, addetme, tefekkür
- düşünmekaklından geçirmek, göz önüne getirmek
- düşünseldüşünce ile ilgili, düşünce sonucu ortaya çıkan, düşünceye dayanan, fikrî
- düşünülmedüşünülmek işi
- düşünülmekdüşünmek işine konu olmak veya düşünmek durumunda bulunulmak
- düşünürgenel sorunlar üzerine yeni ve kendine özgü düşünceleri olan kimse, düşünücü, mütefekkir
- düşünüşdüşünme işi, tefekkür
- düşürmekdüşmesine yol açmak, düşmesine sebep olmak
- dızlamakdolandırmak, çarpmak, soymak
- dışbir kişinin davranışları, görünüşü ve hâli
- dışarıdış çevre, dış yer, hariç, içeri karşıtı
- dışbükeyyüzeyi tümsek, çıkık ve şişkin olan, tümsekli, muhaddep, konveks
- dışkısindirim sonunda anüs yoluyla dışarıya atılan besin artığı, kaka, bok, büyük abdest, kazurat
- dışlamakBir kimse veya bir toplum, bir kimseyi, bir durumu, bir düşünce vb yi yok saymak, ilgilenmemek
- dışlanmakDışarıda tutulmak, bir yere veya topluluğa alınmamak
- dışında-dan/-den başka, sayılmazsa