N ile kelimeler
Bu harfte toplam 239 kelime var. Sozlukteki toplam madde sayisi: 11461.
- naaşölü insanın vücudu, ceset, mevta, kadavra
- nabekârYararsız, işe yaramaz
- nabızkalp atışının sağladığı kan basıncından dolayı atardamarlara ve özellikle bilekteki atardamara parmakla basıldığında duyulan kımıldama
- nacaksapı kısa, küçük odun baltası.
- nadasTarlayı sürerek dinlenmeye bırakma
- nadideaz görülen ya da görülmemiş
- nadirseyrek bulunan
- nafakaGeçinmek için gerekli olan şeylerin tümü, geçimlik.
- nafilefazladan kılınan namaz veya tutulan oruç
- nah(kaba) öncesinde söylendiği sözcüğe olumsuzluk katar.
- nahifince yapılı, narin
- nahırSığır sürüsü
- naifGüzel sanatların özellikle resim alanında kendi kendini yetiştirmiş sanatçısı veya onun yapıtı.
- nailermiş, ele geçirmiş, başarmış, kazanmış, ulaşmış
- naiptahtta hükümdar olmadığı zaman veya hükümdarın çocukluğu sırasında devleti yöneten kişi
- nakaratbir şarkıda her kıtadan sonra tekrarlanan ve bestesi değişmeyen parça
- nakavtBoks maçında yumruk etkisiyle yere düşen ve 10 saniye içinde kalkıp devam edemeyen oyuncunun yenilmesi durumu
- nakilbir yerden alıp başka bir yere iletme, aktarma, taşıma, geçirme, aktarım, iletim
- nakitelde tutulan ve ödemelerde anında kullanılabilen para, likit
- nakkaşbinaların duvar ve kubbelerinde süslemeler yapan usta, bezekçi, musavvar
- naklenNakil yoluyla, aktarılarak
- nakletmekNakil işini yapmak, bir yerden başka bir yere geçirmek, iletmek.
- nakliyatTaşıma işleri, taşımacılık
- nakliyeTaşıma işi
- nakışGenellikle kumaş üzerine renkli iplikler veya sırma ve sim kullanarak elle, makineyle yapılan işleme; ince iş: ince iş
- nalat, eşek, öküz vb. yük hayvanlarının tırnaklarına çakılan, ayağın şekline uygun demir parçası
- nalbantHayvanları nallayan kişi
- nalçaAyakkabıların altına çakılan demir
- nalınnalıncı, nalınlı, nalınsız
- namazMüslümanların günde beş vakit yapmaları emredilen ve dua okuyarak kıyam, rükû, sücut, kuut denilen rükünlere göre Allah'a edilen bedenî ibadet.
- namazgâhAçıkta namaz kılmak için hazırlanmış olan ve kıble yönüne doğru dikili bir taşı bulunan yer
- namağlupyenilmemiş
- namertkorkak, alçak, mert olmayan
- namevcutMevcut olmayan, bulunmayan, yok.
- namlutüfek, tabanca, top vb ateşli silâhların ucunda bulunan boru biçimindeki parça
- namlısamanından ayrılmış arpa, buğday yığını
- namusbir toplum içinde ahlâk kurallarına karşı beslenen bağlılık, iffet
- namussuzAhlak kurallarına uygun davranmayarak, ahlak kurallarını çiğneyerek
- namzetsözlü veya yavuklu
- namüsaitUygun olmayan, elverişsiz
- naneballıbabagillerden, yaprakları sapsız, çiçekleri beyaz veya menekşe renginde, güzel kokulu, yaprakları baharat olarak kullanılan, çok yıllık ve otsu bir kültür bitkisi ve bu bitkinin kurutulmuş yapraklarından elde edilen baharat, anık, dağ reyhanı, dadlana
- nanesizNanesi olmayan
- nanköriyilikbilmez
- nanometreMetrenin milyarda biri, milimetrenin milyonda biri
- napalmYangın bombalarının doldurulmasında kullanılan, alüminyum veya sodyum palmitatla kıvamlaştırılmış madde
- narkınagillerden, yaprakları karşılıklı, çiçekleri büyük, koyu kırmızı renkte, küçük ağaç ve nar ağacın kırmızımtırak sarı sert kabukla örtülü, içinde çok sayıda kırmızımtırak, sulu taneler bulunduran yuvarlak yemişi
- nargiletömbeki denilen bir cins tütünü ısıtıp suyla filtreledikten sonra tütünün içilmesine yarayan alet
- narhTüketiciyi korumak amacıyla, özellikle temel ihtiyaç maddeleri için resmî makamlarca belirlenen ve her yerde geçerli olan fiyat.
- narinince ve kırılgan görünümlü
- nasihatçiÖğüt veren kimse, öğütçü
- nasipyazgı payı
- nasiplenmeNasiplenmek işi
- nasiplenmekNasibini almak, sebeplenmek
- nasyonalizmulusçuluk, milliyetçilik
- nasılbir işin ne biçimde, hangi yolla olduğunu belirtmek için kullanılan söz
- nasılsaherhangi bir sebeple veya bilinmeyen bir sebeple
- nasılsınBir soru, bir selamlama
- nasırlıNasırı olan, nasır bağlamış, nasırlaşmış
- nasırsızNasırı olmayan
- natamameksik, tamamlanmamış, bitmemiş
- nataşaKaradeniz yöresinde para ile cinsel ilişkiye giren, eski Sovyet cumhuriyetlerinden gelen kadınlara verilen ad.
- natürmortcansız nesneleri konu alan resim, ölüdoğa
- navigasyonYol ve belirlenen yeri bulma işi.
- naylonDayanıklı ve esnek döküm maddesi
- nazkendini beğendirmek amacıyla yapılan davranış
- nazarbelli kişilerde bulunduğuna inanılan, kıskançlık veya hayranlıkla bakıldığında insanlara, eve, mala mülke hatta cansız nesnelere kötülük verdiğine inanılan uğursuzluk, göz
- nazarangöre, oranla, kıyasla
- nazenincilveli, nazlı
- nazikBaşkalarına karşı saygılı davranan.
- nazikleşmekNazik davranmak
- nazikçeNazik, ince, saygılı
- nazlanmakKolayca gönlü olmamak, ısrar beklemek
- nazlıdeğer verilerek, üstüne titrenilerek
- naçizanedeğersiz (olarak)
- nebir şey hakkında bilgi almak için kullanılan soru zamiri; hangi şey
- nebatatbitki bilimi
- nebeviPeygamberle ilgili, peygambere ilişkin
- nebiPeygamber, savacı
- nebzeAz şey, az
- necasetdışkı, ters
- necehangi dilde, hangi dilden?
- necine iş yapar, ne ile uğraşır?
- necipsoylu, soyu temiz
- nedametnadim olma durumu, pişmanlık
- nedenbir olayı ve durumu gerektiren, doğuran başka olay veya durum
- nedenseBilinmeyen, belli olmayan bir sebep dolayısıyla; her nasılsa, her ne hikmetse, her nedense.
- nedensiznedeni olmayan, sebepsiz
- nedimeYüksek makamda bulunan kadınların yardımcısı olan hanım
- nefasetNefis olma durumu.
- neferEr, asker
- nefesdini temellere bağlı aşık edebiyatı nazım şekillerinden ilahilerin Alevi-Bektaşi aşıklarınca yazılanları
- nefretNefret
- neftNafta, petrol
- nefySürgün, reddetme
- nefâkGider, iaşe payı
- nefîsGüzel, latif
- negatifgerçekteki aydınlık ve karanlık bölümleri tersine gösteren fotoğraf camı veya filmi, arap
- nehbânKoruyucu, nöbetçi
- nehiyâtYasaklar, menler
- nehîrNehir
- nekrofilÖlü seven, ölü ile cinsel ilişkide bulunan
- nemhavada bulunan su buharı miktarı
- nemlendiriciklima tesisatında havanın nemlenmesini sağlayan bölüm
- nemlendirmekNemli duruma getirmek, rutubetlendirmek
- nemlenmekNemli duruma gelmek, rutubetlenmek
- nemlinem olan, az ıslak, rutubetli
- neonAtom numarası 10 olan kimyasal element
- nepotizmAkraba ve yakın arkadaşları kayırma
- neptünyumAtom numarası 93 olan bir kimyasal element
- nerdenerede sözünün kısalmış biçimi
- neredehangi yerde, hangi yönde
- neredenHangi yerden
- neredeyseBir işin, hareketin, olayın gerçekleşmesi anının yaklaştığını anlatan bir söz; az daha, bayağı, kıl payı, âdeta, handiyse.
- nergisNergisgillerden, çiçekleri ayrı veya bir kök sap üzerinde şemsiye durumunda, açılmadan önce bir yenle örtülü bulunan ve bazı türlerinde beyaz, bazılarında sarı renkte, 20-80 cm yükseklikte, soğanlı bir süs bitkisi.
- nesihArap harflerinin, basımda ve yazma kitaplarda en çok kullanılan türü
- nesilsülale, soy, cet
- nesiçdokunmuş olan şey, dokuma.
- nesnebelli bir ağırlığı ve hacmi, rengi olan her türlü cansız varlık, şey, obje
- nesnelnesne ile alakalı, nesneye ilişkin, fail karşıtı
- nesnellikyaygın olarak her tür öznel etki ve öğelerden bağımsız olabilme durumunu ifade etmek icin kullanılan terim, nesnel olma veya nesnelerin gerçeğine dayanma durumu, afakilik, objektiflik, objektivite
- nesneselNesneye ilişkin
- netTenis, masa tenisi gibi oyunlarda servis atışlarında topun karşı sahaya geçerken fileye değdiğini belirtmek için kullanılan bir söz.
- neticesonuç
- neticedesonuç olarak
- neticelenmeNeticelenmek işi, sonuçlanma
- neticelenmeksonuçlanmak
- nevçeşit, cins, tür
- nevicins, çeşit, tür.
- nevirYüz rengi, bet beniz
- nevresimTorba biçiminde dikilmiş, yorgana geçirilen kılıf.
- nevrotikSinirsel, sinirlerle ilgili olan.
- nevrozÇocukluk çağındaki cinsel yaşamın acı olaylarına bağlı ruh hastalığı
- nevâfidYeni yetişen
- nevâkıfDuraklayan
- nevâkışDüşen yapraklar
- nevâzılİnenler
- neyseÖnemi yok, olan oldu
- neyzenNey çalan kimse.
- nezahetTemizlik, ahlak temizliği
- nezaketbaşkalarına karşı saygılı ve incelikle davranma, incelik, naziklik
- nezaretbakma, gözetme, gözetim
- nezihTemiz, temiz ahlaklı.
- nezleakut nazofarenjit, soğuk almaktan ileri gelen, burun akması, aksırma ile beliren enfeksiyon hastalığı
- neşemutlu olmaktan doğan ve dışa vurulan sevinç, şetaret
- neşelisevinçli, keyifli, şen bir biçimde
- neşirYayma, dağıtma, saçma
- neşretmekyaymak, dağıtmak, saçmak
- neşterhekim bıçağı
- niceKaç, ne kadar
- nicelNicelik bakımından olan, nicelikle ilgili
- nicelikbir şeyin sayılabilen ölçülebilen veya azalıp çoğalabilen durumu, kemiyet, miktar, kantite
- nidaçağırma, bağırma, seslenme
- nihaiişi sona erdiren, işi kesen
- nihayetsonunda
- nikbinİyimser, optimist, her şeyi iyi tarafından gören
- nikelatom numarası 28 olan bir kimyasal element
- nikotintütün yapraklarından çıkarılan, renksiz, açıkta bırakılınca havadan oksijen alarak esmerleşen, 247°C de kaynayan ve 1,033 yoğunluğunda çok zehirli alkaloit (C10H14N2)
- nikâhbir erkekle bir kadının evlilik birliği kurmasını sağlayacak yasal işlem, evlilik akdi, akit
- nilüfernilüfergillerden, yaprakları yuvarlak ve geniş, çiçekleri beyaz, sarı, mavi, pembe renkte, durgun sularda veya havuzlarda yetişen bir su bitkisi (Nymphea), suzambağı
- nimetiyilik, lütuf, ihsan
- ninebüyük anne, nene
- ninikoyuncak bebek
- ninniÇocuğun uyumasının sağlanması ya da ağlamasının durması için, sade bir dille ve hece ölçüsüne göre ezgili olarak söylenen türkü
- nisaiyejinekoloji
- nisanyılın 30 gün süren dördüncü ayı, april
- nispetbağıntı, ilgi, ilinti
- nispetenbir dereceye kadar, oldukça, nispetle
- niteNasıl, niçin
- nitekimgerçekten, hakikaten
- nitelikbir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özellik ve bir şeyin iyi veya kötü olma özelliği, kalite, vasıf, keyfiyet
- nivogeometrik nivelman yöntemleriyle kot ölçmeye yarayan optik ölçüm cihazı
- niyazYalvarma, yakarma
- niyeneden, niçin
- niyetbir şeyi yapmayı önceden isteyip düşünme, maksat
- niyobyumAtom numarası 41 olan bir kimyasal element
- nizamdüzen, tertip
- nizamiistenilen düzende olan, düzene uygun olan, kurallara uygun olan
- nizamiyeAskerlik dairesi
- niçinhangi amaçla, hangi sebeple
- nişDuvar içinde bırakılan oyuk, göz, hücre
- nişadırAmonyum klorür. Tuzlu, yakıcı ve beyaz renkli amonyak tuzu. Amonyum klorhidratın ya da amonyum sülfatın ticari adı.
- nişancıAttığı kurşun, taş v.s. ile hedefi vurmakta ustalık kazanmış olan kişi
- nişanehedef, nişangâh
- nişangâhateşli silahlarda hedefin uzaklığına ve bulunduğu yerin yüksekliğine göre namluya gereken yükseliş açısını veren, silahı bu hedefe doğrultmaya yarayan alet, nişane
- nişanlanmakNişanlı duruma gelmek
- nişanlıevlenmek için söz verip yüzük takmış olan kimse, adaklı
- nişastatahıl tanelerinden, mercimek, bezelye v.s. bakla türleri veya patates gibi birtakım yumrulardan özel yöntemlerle çıkarılan una benzer bir madde, amidon, farin
- nohutbaklagillerden, birleşik telek yapraklı, çiçekleri sarımtırak renkte, meyvesi baklamsı, bol nişastalı bitki (Cicer arietinum) ve bu bitkinin yuvarlak tanesi
- noksaneksik, eksiklik, kusur
- noktaBiçimi kalemin kâğıda bir defa dokunması ile meydana gelen ben gibi ufak şekil.
- noktalamanoktalamak işi
- noktalıNokta konmuş olan, üstünde noktalar olan
- noktürnlirik ve hüzünlü özellikleri bulunan, ağır tempolu, piyano için bestelenmiş eser; gece müziği
- nomokrasiRasyonel kanunlar ve vatandaşlık hakları üzerine kurulmuş yönetim biçimi
- normalaşırılığı, eksikliği ve taşkınlığı olmama, ortalama durum
- normalleşmekNormal duruma gelmek, normal olmak
- normalleştirmekNormal duruma getirmek
- nostaljiGeçmişte kalan güzelliklere olan özlem duygusu ve bu duygunun baskın bir duruma gelmesi.
- nostaljikYurt özlemiyle ilgili
- notbir şey hatırlamak için yazılan kısa yazı
- noterÇeşitli belge ve işlemlere geçerlik kazandırmak ve yasanın öngördüğü diğer görevleri yerine getirmekle yükümlü, belli nitelikleri ve kendine özgü bir hukuk statüsü olan kamu görevlisi; kâtibiadil.
- nuhusetUğursuzluk, kademsizlik
- numarabir şeyin dizi içindeki yerini gösteren sayı, rakam, sayıt
- numaralamanumaralamak işi
- numaralamakbir veya daha fazla sıra numarasıyla göstermek, numara koymak
- numunegöstermelik
- nuraydınlık, ışık, parıltı
- nurlanmaNurlanmak işi
- nurlanmakışık içinde kalmak
- nutukkonuşma, söz
- nâzilİnen, inmiş
- nâzımDüzenleyen, düzene koyan, tertip eden
- nâzırBakan
- nâzırlıkNâzırlık makamı
- nâzırâneNâzırca
- nâzırîNâzıra ait
- nâşirYayıncı
- nöbetkesintiye uğramaması [germek|gereken]] çeşitli görevleri yerine getirmek amacıyla belirli bir yerde, sıra ile, belirli bir süre boyunca gerçekleştirilen hizmet
- nöbetçiNöbet bekleyen, nöbet sırası kendisinde olan kimse; nokta
- nörolojigenel olarak beyin, beyin sapı, omurilik ve çevresel sinir sistemiyle kasların hastalıklarını inceleyen, teşhis ve cerrahi dışındaki tedavi uygulamalarını içeren tıbbın dalı
- nörolojiknöroloji ile ilgili
- nöronsinir sisteminin uyarıyı iletmekle görevli anatomik ve işlevsel birimi, sinir hücresi
- nörüyonYozgat'a ait konuşma biçimidir. Ne örüyorsun Ne iş görüyorsun, ne iş yapıyorsun sorusunun kısaltılmış biçimi.
- nötrArtı ya da eksi bir değer taşımayan
- nötronYaklaşık olarak proton ağırlığında ve elektrik yüklü olmayan bir atom cisimciği, ılıncık
- nüçıplak resim
- nübüvvetNebilik, savacılık, peygamberlik
- nüfuzİçine geçme
- nüfuzlusözügeçer,istediğini yaptıran, erkli.
- nüfûsNüfus
- nükleeratom çekirdeği ile ilgili, çekirdeksel
- nükleonÇekirdekdeki proton ve nötron sayılarının toplamı
- nükleotitDNA ya da RNA'nın tekrarlanan birimleri; riboz ya da deoksiriboz şekerine bağlı bir pürin ya da pirimidin bazından (adenin, guanin, sitozin, timin ya da urasil) oluşan nükleositin fosfat esteri
- nüksBir durumun veya olayın yeniden ortaya çıkması.
- nümeriksayılarla alakalı
- nümismatikEski madeni ve kâğıt para ve madalyonların tarihi ve tanımıyla uğraşan bilim
- nüshabirbirinin tıpkısı olan yazılı şeylerin her biri
- nüveBir şeyin özü
- nüzûlİniş, konaklama