H ile kelimeler
Bu harfte toplam 534 kelime var. Sozlukteki toplam madde sayisi: 11461.
- haistek uyandırmak için kullanılır
- habbetahıl tanesi
- haberbilgi, mâlûmât
- habercihaber getiren kişi, ulak
- haberdarhaberli, bilgili
- haberleşmekbir durumu karşılıklı olarak iletmek, karşılıklı olarak haber alıp vermek, iletişmek, muhabere etmek
- habersizhaber vermeden, habersizce
- habitatyerleşme, oturma, yaşam alanı
- hacGenellikle tek tanrılı dinlerde kutsal olarak tanınan yerlerin o dinden olanlarca yılın belli aylarında ziyaret edilmesi
- hacimbir cismin uzayda doldurduğu boşluk, oylum, cirim, sıygı
- hacizbir alacağın ödenmesi için borçlunun parasına, aylığına veya malına icra dairesi tarafından el konulması
- hacıEfes'i, Kudüs'ü ya da başka kutsal bir yeri ziyaret etmiş olan Hristiyan
- hacılıkhacı olma durumu
- hadinsanın yetki ve değeri
- hadisİslâm Peygamberi'inin davranışları, sözleri veya tasdik ettikleri
- hadisemeydana gelen, ortaya çıkan hâl, alakayı çeken veya çekebilecek vasıfta olan her türlü iş
- hadımlıkHadım olma durumu.
- hafifsıkıntısız, ferah, rahat olarak
- hafiflemekherhangi bir sebeple eski ağırlığı azalmak
- hafifletmekhafiflemesine yol açmak, hafifleştirmek, yeğniltmek, tahfif etmek
- hafifçehafif olarak, hafif biçimde, belli belirsiz
- hafniyumatom numarası 72 olan bir kimyasal element
- hafriyatkazı işlerinin tümü
- haftabirbiri ardınca gelen yedi günlük dönem, yedil
- haftayagelecek hafta
- hafızaöğrenilen konuları, yaşananları ve bunların geçmişle ilişkisini şuurlu olarak zihinde saklama gücü
- haholması istenen veya beklenen bir şey olur olmaz duyulan sevinci ve onama duygusunu anlatır
- hahamYahudi din adamı
- haileçok acıklı olay
- hainhıyanet eden (kişi)
- haincehain bir biçimde, haincesine
- haizbir şeyi olan, elinde bulunduran, taşıyan
- hakadaletin, hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey, kazanç
- hakanTürk, Moğol ve Tatar hanları için "hükümdarlar hükümdarı" anlamında kullanılan bir ünvan, kağan, kaan
- hakaretonur kırma, onura dokunma
- hakemtarafların aralarındaki anlaşmazlığı çözmek için yetkili olarak seçtikleri ve üzerinde anlaştıkları kişi; yargıcı
- hakemlikhakemin görevi, yargıcılık
- hakiyeşile çalan toprak rengi, kirli sarıdan yeşilimsi kahverengiye kadar değişen renk türüdür.
- hakikatAlevîlik'te dört kapı kırk makam inancındaki kapılardan dördüncüsü
- hakikigerçek, essah
- hakiraşağı görülen
- hakkaniyethak ve adalete uygunluk, doğruluk, nasfet
- hakkındaalakalı olarak, ilgili olarak, üzerine
- haklıhakka uygun, doğru, yerinde
- haklılıkHaklı olma durumu
- haksızhak ve adalete uygun olmayan
- haksızlıkhaksız olma durumu
- halSebze, meyve, bakliyat vb.nin satıldığı yer.
- halababanın kız kardeşi, bibi, eme
- halatpamuk, kenevir, Hindistan cevizi gibi bitkisel liflerin veya çelik tellerin sarılmasıyla oluşan kolların bir arada bükülmesiyle elde edilen kalın ip
- halavetsevimlilik, şirinlik, tatlılık
- halayAnadolu'nun çeşitli bölgelerinde davul ve zurna eşliğinde toplu olarak oynanan bir halk oyunu.
- halebazı yıldızların, özellikle ayın çevresinde görülen geniş ve aydınlık teker, ayla, ağıl
- halelBozma, bozukluk
- halhalkadınların ayak bileklerine taktıkları bilezik
- halifeMuhammed'in halefi olma iddiasına dayanan monarşik ünvan.
- halifelikMuhammed'in İslam Devleti'ne halef olma iddiasına ve halife adı verilen bir hükümdarın onun vârisi ve halefi olarak tanımlanmasına dayanan, 7. yüzyıl Arabistan'ında ortaya çıkan monarşik bir yönetim biçimi.
- halimYumuşak huylu (insanlar)
- haliskatışıksız
- haliçgelgit akıntılarının etkisiyle akarsu ağzının huni biçiminde genişleyen kısmı
- halkAynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu; cumhur, folk.
- halkaçember şekliinde çeşitli cisimlerden yapılmış tutturma aracı
- halkacıHalka yapan veya satan kimse
- halkçıhalkın yararı için uğraşan kişi
- halkçılıkToplumu ekonomik sınıflar yerine meslek grupları üzerinden tanımlayan ve örgütleyen yaklaşımdır. Erken Cumhuriyet Halkçılığının somutlaşmış halidir.
- halleşmekKarşılıklı dertlerini anlatmak, dertleşmek
- halsizlikHalsiz olma durumu
- halterbirbirine metal sapla bağlanmış iki gülle veya disklerden yapılmış araç
- halterciHalter sporu yapan kimse
- halüsinasyonsanrı, varsanı
- halıYere veya mobilya üstüne serilmek, duvara gerilmek için, genellikle yünden dokunan, kısa ve sık tüylü, nakışlı, kalın yaygı.
- halıcıHalı dokuyan veya satan kimse
- halıcılıkHalı dokuma sanatı veya sanayii
- hamyenecek kadar olgun olmayan (meyve), olmamış
- hamakiki ağaç veya direk arasına asılarak içine yatılan ve sallanabilen, ağ, bez vb.nden yapılmış yatak, ağ yatak
- hamaltaşınabilir yükleri, omuzda veya sırtta bir arkalık üzerinde bir küfede, sırık ve iple semerle veya bir çekçekte, bir el arabasında bir ücret karşılığında taşıyan ve sadece bu iş ile geçinen, sırtında yük taşıyarak geçinen kişi; sırtçı, taşıyıcı, yükçü
- hamamyıkanılacak yer; ısıdam, yunak
- hamamcıHamam işleten kimse
- hamamlıkBazı evlerde yıkanmak için ayrılmış, çoğunlukla içi ve yanları çinko kaplı, dolaba benzer yer
- hamaratÇalışkan, becerikli, elinden iyi iş gelen.
- hamburgerBir tür köfteli ve yuvarlak ekmekli sandviç
- hamilElinde bulunduran, üzerinde taşıyan
- hamilelikgebelik, erkekten gelen sperm ile kadının yumurtalıklarından atılmış olan yumurtanın döllenmesi ile meydana gelen fetusun kadın organ ve dokularında değişiklikler meydana getirdiği, doğuma kadar geçen yaklaşık 9 aylık (266-270 günlük) dönem
- hamiyetBir insanın yurdunu, milletini ve ailesini koruma çabası
- hamlamaÇini toprağından yapılmış nesnelerin ilk pişirilişi
- hamlamakUzun zaman idman yapmamak, hareket etmemek yüzünden gücünü veya çevikliğini yitirmek
- hamsiHamsigillerden, Akdeniz, Karadeniz ve Batı Avrupa kıyılarında avlanan, 10-12 santimetre boyunda, ince uzun bir balık (Engraulis encrasicholus).
- hamsterCricetidae familyasına dahil kemirgen bir hayvandır
- hamtAllah'a şükretme
- hamurUnun su veya başka sıvılarla yoğrulmuş durumu durumu
- hanDoğu ülkelerinde yerli beyler ve Kırım girayları için kullanılan ünvan.
- handikapat yarışlarında binicilerle eyerin toplam ağırlığının, atların koşuyu kazanma şansını etkileyecek biçimde ayarlanması
- hanebir bütünü oluşturan bölümlerden her biri
- hanedanHükümdar, devlet büyüğü vb. bir kişiye dayanan soy, büyük aile.
- hanedanlıkHanedandan olma durumu
- hangiiki veya daha çok şeyden bir tanesini belirtecek bir cevap istemek için kullanılan soru sıfatı
- hangisibirkaç kişi arasından kim veya birkaç şey arasından hangi şey
- haniHanigillerden olup Akdeniz'de yaşayan, alaca kırmızı renkli, beyaz etli, orta büyüklükte bir balık
- hanlıkHan olma durumu
- hantalkocaman, iri, kaba
- hanzo(argo) Taşralı, kaba saba, görgüsüz kimse. Kubbealtı Lugati
- hançerUcu eğri ve sivri, kamaya benzer, silah olarak kullanılan bir tür bıçak.
- hançerlemekHançerle yaralamak veya öldürmek
- hançerlenmekHançerle yaralanmak veya öldürülmek
- hanımtoplumsal durumu, varlığı iyi olan, hizmetinde bulunulan kadın
- hanımefendiÜstün bir saygı göstermiş olmak için kadın adlarının sonuna getirilir veya adların yerine kullanılır
- hanımelihanımeligillilerden, hoş kokulu açan ,çalı şeklinde bir tırmancı çiçekli bitki,
- hapKolayca yutulabilmesi için toparlak durumuna getirilmiş ilaç.
- hapisbir yere kapatıp salıvermeme
- hapsedilmekHapsetmek işi yapılmak
- hapsetmekBir suçluyu hapishaneye koymak
- hapşuHapşırırken çıkan ses
- hapşırmahapşırmak işi, aksırma
- harabeyıkılmış veya yıkılmaya yüz tutmuş yapı; yıkı
- haramDin kurallarına aykırı olan, dince yasak olan
- haramiHırsız, haydut, eşkıya
- harapbayındırlığı kalmamış, yıkılacak duruma gelmiş, yıkkın, viran
- hararGenellikle kıldan dokunan büyük tahıl çuvalı.
- hararetsusama, susuzluk
- haraçBir yerden, bir kimseden zorbalıkla alınan para
- haraççıHaraç toplamakla görevli olan kimse
- harbiateşli silahların içini temizlemekte kullanılan çubuk.
- harbiyeSavaşla ilgili işler.
- harcamakbir iş görmek veya bir şey satın almak için parayı elden çıkarmak, sarf etmek
- harcanmaharcanmak işi
- harcanmakharcamak işi yapılmak, harcamak işine konu olmak
- harcıâlemHerkesin alabileceği, herkesin kullanabileceği, herkesin işine yarayan, her keseye uygun
- hardalturpgiller 100–150 cm yükseklikte, sarı çiçekli, deriyi yakıcı nitelikte olan ve tohumu hekimlikte kullanılan, tadı acı ve bir yıllık bitki (Sinapis alba) ve (Brassica nigra)
- hareketbir cismin durumunun ve yerinin değişmesi, devinim, aksiyon
- hareketlihareketi olan, yer değiştirebilen, devingen, müteharrik, mobilize
- hareketlilikhareketli olma durumu, devingenlik
- hareketsizhareket etmeyen, yerinden kımıldamayan, durgun, durağan
- hareketsizlikhareketsiz olma durumu
- harekâtdavranışlar, işler
- haremsaray ve konaklarda kadınlara ayrılan bölüm, selamlık karşıtı
- haremlikSaray ve konaklarda kadınlara ayrılan bölüm, selâmlık karşıtı
- harffizik, kimya, matematik ve teknik alanlarındaki büyüklük ve değişkenleri göstermeya yarayan işaretler
- harfiyendeğiştirmeksizin
- hariciyeDışişleri işleri
- haricîdıştan olan
- harikuladeolağanüstü
- haritacoğrafya, tarih, dil, nüfus vb. konularla ilgili yeryüzünün veya bir parçasının, belli bir orana göre küçültülerek düzlem üzerine çizilen taslağı
- haritacıharita yapan kişi, kartograf
- haritacılıkharitacının yaptığı iş, harita yapımı ve kullanımı bilim, sanat ve teknolojis
- hariçdış, dışarı
- harmanbiçildikten sonra tahıl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek tanelerin başaklarından ayrılması işi
- hartuçMerminin arkasından namluya sürülen bezden veya kartondan barut kesesi
- harçharcanan para, masraf
- harçlıkÇocukların ailelerinden aldıkları maaş
- hashükümdara ait olan
- hasarherhangi bir olayın yol açtığı kırılma, dökülme, yıkılma gibi zarar
- hasatürün kaldırma, ekin biçme işi
- hasbihâlSamimi sohbet
- hasekiBostancı ocağının küçük dereceli subayları
- hasekiküpesiDüğünçiçeğigillerden bir süs bitkisi (Aquilegia).
- hasetkıskançlık, günü
- hasisCimri, pinti, kısmık
- hasiyetözellik, hassa
- hasletİnsanın yaradılışından gelen özellik, huy
- haspaKızlara veya kadınlara şaka veya alay yollu söylenen söz
- hassasduyum ve duyguları algılayan
- hassasiyetduyarlılık, incelik
- hassiyumAtom numarası 108 olan bir kimyasal element.
- hastaaşırı düşkün, tutkun
- hastalanmahastalanmak işi
- hastalanmaksağlığı bozulmak, esenliği yerinde olmamak, hasta olmak
- hastalıkaşırı düşkünlük, tutku
- hastalıklıvücut direnci az olan, çabuk hastalanan, mariz
- hastanehastaların yatırılarak tedavi edildikleri sağlık kurumu; darüşşifa, sayrılarevi, şifahane
- hasılaortaya çıkan sonuç, toplam
- hasılıSözün kısası, kısacası
- hasımbir oyun, dava veya yarışta karşı taraf
- hasımlıkHasım olma durumu
- hasırcıHasır ören veya satan kimse.
- hatulaşım sağlayan bir taşıtın uğradığı yerlerin bütünü; yol, geçek
- hatayanılgı, yanlış
- hatalıHatası olan, yanlışlığı bulunan
- hatasızhatası olmayan, yanlışlığı bulunmayan
- hatimeson, sonuç
- hatiptopluluk karşısında etkili ve düzgün söz söyleyebilen kişi, konuşmacı.
- hatmiEbegümecigillerden, bazı cinslerinin kök ve çiçekleri hekimlikte kullanılan, çok yıllık otsu bir süs bitkisi; ağaçküpesi
- hattaBile, hem de
- hattatEl yazısı çok güzel olan sanatçı
- hatuneski zaman beylerinin, hanımlarına olan hitabı
- hatırlamahatırlamak durumuna konu olmak, anımsama
- hatırlamakanımsamak, çıkarmak
- hatırlatmahatırlatmak durumu, anımsatma
- havKadife, çuha, yün vb.nin yüzeyindeki ince tüy; ülger
- havahava yuvarını oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan, renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı
- havaalanıİçerisindeki bina, tesis ve donatımlar dâhil uçakların iniş, kalkış ve yer hareketlerini yaparken kullanabilmeleri amacıyla belirlenmiş, ülke içindeki uçuşların yapıldığı saha.
- havacıHava taşıtlarında görevli kişi
- havacılıkinsanlar tarafından üretilmiş hava taşıtlarıyla uçmak ya da uçmak için gerekli olan makinaların tasarımıyla veya bakımlarıyla uğraşmak demektir
- havadisilgi ile karşılanabilecek haber
- havalandırmakapalı bir yerin havasını değiştirmek amacıyla dışarıdan temiz hava girişini veya çeşitli araçlarla hava akımını sağlama işlemi
- havalandırmakKapalı bir yerin pencere ve kapılarını açarak havalanmasını sağlamak.
- havalanmaHavalanmak eylemi.
- havalanmakTemiz hava alması sağlanmak, havası değiştirilmek.
- havalimanıUluslararası veya şehirler arası hava yolu ulaşımı için gerekli teknik ve ticari kuruluşların bütünü; hava meydanı.
- havalıherhangi bir nitelikte havası olan
- havanIçinde bir şey dövüp ufalamaya yarayan, tahta, taş, maden veya plâstikten yapılan kap
- havariHz. İsa'nın öğüt ve inançlarını yayma işiyle görevlendirdiği on iki yardımcısından her biri, apotr
- havasızHavası olmayan, hava almayan
- havlamahavlamak işi
- havlamakKöpeğin bağırması, ürümek
- havluVücudun çeşitli yerlerinin kurulanmasına yarayan dokuma bez; silgi
- havlıcanZencefilgillerden, aynı adla anılan kök sapları baharat olarak kullanılan güzel kokulu bir bitki (Alpinia officinarum).
- havraYahudi tapınağı, sinagog
- havsalakuş kursağı
- havuzSu biriktirme, yüzme, çevreyi güzelleştirme vb. amaçlarla altı ve yanları mermer, beton benzeri şeylerden yapılarak içine su doldurulan, genellikle üstü açık yer:
- havuçmaydanozgillerden, koni biçimindeki etli kökü için sebze olarak yetiştirilen iki yıllık otsu kültür bitkisi ve bu bitkinin yenilen etli kökü, yeregeçen
- havyaMadenlerle yapılan kaynak işlerinde lehimi eritmek için ateşle veya elektrikle kızdırılarak kullanılan, çoğunlukla çekiç biçiminde ucu bakır alet
- havyarGenellikle mersin balığının salamura edilmiş yumurtası; balık yumurtası
- havzabölge, mıntıka
- hayaEr bezi, testis
- hayalZihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey; imge, hülya.
- hayaletGerçekte var olmadığı hâlde bazen görüldüğü sanılan peri, hortlak vb. görüntüler.
- hayalîGerçekte var olmayan, gerçek olmayan; fantastik, ütopik
- hayatCanlı, sağ olma durumu.
- hayatiHayatla ilgili veya hayata bağlı olan; dirimlik, dirimsel, yaşamsal.
- haybedenZahmet çekmeden, bedavadan
- haydaHayvanları harekete geçirmek için kullanılan söz
- haydamakçifte koşulan hayvanı sürmek, dehlemek
- haydariDervişlerin giydiği, kolsuz, kısa, aba hırka
- haydiisteklendirmek, çabukluk belirtmek için kullanılır
- haydutsilâhlı soygun yapan kimse, eşkıya, şaki
- haydutlukHaydut olma durumu veya haydutça iş, şakilik, şekavet
- hayhayİsteyerek, seve seve, elbette anlamlarında onama bildirir
- haykırmahaykırmak işi
- haykırmakTelâş, şikâyet vb sebeplerle yüksek sesle bağırmak
- haylazhoşa gitmeyen davranışlarda bulunan, hayta
- hayranÇok beğenen, hayranlık duyan
- hayranlıkhayran olma durumu
- hayratSevap kazanmak için yapılan iyilik:
- hayretbeklenmedik, garip bir şeyin sebep olduğu şaşkınlık, şaşırma
- hayrolaNe var, ne oluyor anlamında kullanılır
- haysiyetdeğer, saygınlık, itibar
- hayvanduygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık, canlı
- hayvanathayvan bilimi
- hayırlıyararı, hayrı olan
- hayırseveroksullara, düşkünlere, yardıma muhtaç olanlara iyilik ve yardım etmesini seven; iyicil, vergili, yardımsever, hayırhah, hayırperver.
- hayırseverlikYardımseverlik.
- hazhoşa giden duygulanma, hoşlanma, zevk
- hazanHayat günü defter yaprağı, hazan gelir, dökülür. - Yunus Özyavuz
- hazcıHazcılık ile ilgili olan
- hazcılıkZevki, insan hayatının tek değer ve amacı sayan, haz veren her şeyin iyi olduğunu kabul eden öğreti
- haziranyılın altıncı ayı
- hazmetmekhoşa gitmeyen bir davranışı karşılıksız bırakmak, içine atmak
- haznebir şeyin toplandığı, biriktirildiği yer, depo.
- hazretYüce kabul edilen kimselerin adlarının başına saygı, övme, yüceltme amacıyla getirilen unvan
- hazımSindirim, sindirme
- hazırlamahazırlamak işi
- hazırlamakBir şeyi kullanılacak, yararlanılacak duruma getirmek; anıklamak.
- hazırlanmahazırlanmak işi
- hazırlanmakhazır duruma getirilmek.
- hazırlıksızBir şey için önceden hazırlanmamış olan
- haşefebaşçık, anter
- haşlamakbir şeyi kaynar suya daldırmak
- hecelemekbir kelimenin hecelerini teker teker söylemek
- hecintek hörgüçlü deve
- hedefnişan alınacak yer, nişangâh
- hedeflemek(bir şeyi) hedef almak, hedef yapmak
- hedikkaynatılmış buğday
- hediyebirini sevindirmek, mutlu etmek için verilen şey
- hediyelikArmağan olarak verilecek değerde olan
- hegemonyabir devletin ya da bir kişinin, başka bir devlet ya da kişi üzerinde oluşturduğu baskı
- hekiminsan vücudundaki yara ve çeşitli hastalıkların teşhis ve tedavisini yapan kişi, sağın, sağaltman, sağman, doktor, tabip
- hekimlikhekim olma durumu
- hektaryüz ar, on bin metre kare'lik yüzey ölçü birimi, ha kısaltmasına sahiptir
- helakÖlme, öldürme, yok etme, yok olma
- helalAllah'ın hoşgördüğü ve yasak etmediği (mal veya davranış)
- helezonsarmal yay
- helikTaş duvar örülürken aralarda kalan boşlukları doldurmak için kullanılan çakıl taşları
- helikopterdikey kalkış ve iniş yapabilen döner kanatlı bir hava taşıtı
- heliportHelikopter pisti.
- hellimKıbrıs'ta yapılan bir çeşit beyaz peynir.
- helmeFasulye, pirinç, buğday gibi taneler kaynatıldığında, nişastanın çökelmesiyle oluşan koyu sıvı
- helvaŞeker, yağ, un veya irmikle yapılan tatlı.
- helvacıHelva yapan veya satan kimse
- helvahaneGenellikle helva pişirmekte kullanılan geniş ve az derin tencere
- helyumAtom numarası 2 olan bir kimyasal element
- hemhemoglobinde bulunan demirli porfirin protein
- hematolojikKan bilimi ile ilgili.
- hemenaşağı yukarı
- hemofiliKanın pıhtılaşmasındaki bir bozukluğa bağlı kanama hastalığı
- hendeközellikle kale, bina veya kenti çevreleyen geniş, derin ve genellikle suyla dolu tahkimattır
- hengâmeGürültü, kalabalık
- hentbolcuHentbol oynayan kimse
- hentbolculukHentbolcu olma durumu
- henüzaz önce, daha şimdi, yeni
- hephiçbiri dışta tutulmamak veya eksik olmamak üzere, bütün, tüm olarak
- hepatitkaraciğer hücrelerinde inflamasyon ile karakterize tıbbi durum
- hepsibütünü, tamamı, tümü, cümlesi
- hepçilhem hayvansal, hem bitkisel besinlerle beslenen
- herönüne geldiği ismin benzerlerini "teker teker hepsi, birer birer hepsi, birer birer tamamı" anlamıyla kapsayacak şekilde genelleştiren söz
- hercailikHercaî olma durumu veya hercaîce davranış
- herekAsma dallan ve fasulyelerin sarkmaması için destek olarak dikilen sırık; sırık, ispalya.
- hergelebineğe veya yük taşımaya alıştırılmamış at veya eşek sürüsü
- herhangibelli olmayan, özellikleri iyice bilinmeyen, rastgele
- herhâldeBüyük bir ihtimalle
- herifMeslektaş; arkadaş; yoldaş.
- herkesinsanların bütünü, cümle âlem, her biri, kâinat
- hesapmatematiksel işlem
- hesaplamahesaplamak işi
- hesaplamakhesap işlemini yapmak, hesap etmek
- hesaplanmakHesap edilmek
- hesaplatmakHesap ettirmek
- hesaplaşmakBirbirindeki alacakla vereceğin hesabını yapmak
- heteroseksüelCinsel olarak karşı cinsi çekici bulan kimse.
- heteroseksüellikKarşı cinsi arzulama durumu
- hevesistek, merak, eğilim
- heveslenmekistek duymak
- heveslişeye, işe istek duyan veya merak sarmış olan, istekli, heveskâr
- hevessizHevesi olmayan, istek duymayan
- heybeat, eşek vb. binek hayvanlarının eyeri üzerine geçirilen veya omuzda taşınan, içine öteberi koymaya yarayan, kilim veya halıdan yapılmış iki gözlü torba
- heybetgörkem ve etkileyicilik
- heyecanSevinç, korku, kızgınlık, üzüntü, kıskançlık, sevgi vb. sebeplerle ortaya çıkan güçlü ve geçici duygu durumu; teheyyüç
- heyecanlandırmaHeyecanlandırmak işi
- heyecanlanmaHeyecanlanmak işi
- heyecanlanmakherhangi bir nedenle güçlü, geçici bir duygulanımdan etkilenmek, heyecana gelmek, coşmak
- heyecanlıçabuk, kolay heyecanlanan, müteheyyiç
- heyetHeyet, kurul
- heykeltaş, tunç, bakır, kil, alçı gibi maddelerden yontularak, kalıba dökülerek veya yoğrulup pişirilerek şekillendirilen eser
- hezarenSaray çiçeği.
- hezenÖzellikle ahşap yapılarda kirişlerin üzerine yerleştirilen ağaçlar
- hibritBir veya daha fazla gen bakımından farklı iki birey arasındaki melezin birinci jenerasyon dölü.
- hicaputanma, utanç, sıkılma
- hicranayrılık acısı
- hicretİslam takviminde tarih başı sayılan, Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göç etmesi
- hidayetİslâm dinine göre doğru yol, hak olan Müslümanlık yolu
- hidratbir cismin suyla birleşmesiyle veya bazı madenler üzerinde suyun etkisiyle oluşan bileşik
- hidrojenatom ve kütle numarası 1 olup, nötronu olmayan kimyasal element, müvellidülma
- hijyensağlık bilgisi, hıfzıssıhha
- hijyeniksağlık kurallarına uygun
- hikmetdinî ve tasavvufî halk şiirinde şairin anlayış ve sezgilerine göre din konularını işleyen şiirler
- hikâyeBir olayın sözlü veya yazılı olarak anlatılması; boy.
- hilafaykırı, karşıt, ters
- hilafethalife olma hâli
- hilalçocukların okuma öğrenmeye başladıklarında satır ve sözleri şaşırmamak için söz üzerinde gezdirdikleri ucu sivri, uzunca bir gösterme aracı
- hileherhangi bir çıkar veya avantaj elde etmek için gerçekleştirilen, adil veya dürüstçe olmayan davranış, çıkar sağlamak için bir şeye değersiz bir şey katma
- hilecihile yapan, hile karıştıran, hilebaz, hilekâr
- hilekârhileci olan kimse
- hilelihilesi olan, içine hile karışmış, hile ile yapılmış
- hilkatyaradılış, fıtrat
- himayekoruma, gözetme, esirgeme, koruyuculuk
- hindiTavukgillerden, XV. yüzyılda evcilleştirilerek Amerika'dan bütün dünyaya yayılan, boyun ve başı çıplak, parlak, yeşil ve esmer tüylü, kümes hayvanlarının en büyüğü; gülük, keloğlan, mısırtavuğu .
- hindibapapatyagillerden, yaprakları haşlanarak salata gibi yenebilen, bir yıllık bitki, güneğik, karakavuk (Cichorium endivia), acı marul, güneğik
- hiperÇok, aşırı, yüksek" anlamında kullanılan ön ek
- hiperbolBir düzlemin odak denilen durağan iki noktaya uzaklıkları değişmeyen noktaların geometrik yeri olan eğri
- hipermetropCisimlerin görüntüleri ağ tabakanın gerisinde kaldığı için, yakını iyi göremeyen (göz)
- hipotalamusVücut ısısı, su dengesi, uyku, iştah, korku, kızgınlık ve sevgi gibi duyguları, otonom sinir sistemi aracılığıyla organların çalışmasını ve hormon salgısını kontrol eden beynin bir kısmı.
- hissezgi, sezme
- hisarBir şehrin veya önemli bir yerin korunması için taştan yapılmış, yüksek duvarlı ve kuleli, çevresinde hendekler bulunan küçük kale.
- hissebir olaydan çıkarılan ders
- hissedarortaklık veya mal üzerinde payı olan kişi, aksiyoner
- hissedilmekhissetme işine konu olmak
- hissetmehissetmek işi
- hissetmekfiziksel bir uyarıyı duymak
- hissikablelvuku"Kâmil o adamlardan biridir ki hayatının her anında harikulade bir vakıanın hissikablelvukuunu taşır. Her adımında başına mühim bir şey geleceğini hisseder." -Peyami Safa
- hitabensöyleyerek (birine)
- hitabetetkili söz söyleme sanatı
- hitamson, bitim
- hitapsözü birine veya birilerine yöneltme, seslenme
- hiyerarşiaşama sırası
- hiyerarşikhiyerarşiye özgü
- hizadoğru bir çizgi üzerinde bulunma durumu
- hizalamaHizalamak işi
- hizalamakHizaya gelmek, hizasını bulmak
- hizipbölük, kısım
- hizmetbirinin işini görme veya birine yarayan işi yapma
- hizmetkârücretle iş gören genellikle erkek işçi, uşak
- hizmetçihizmet gören kişi, odacı
- hiçboş, değersiz, önemsiz olan şey veya kimse
- hiçbirbir addan önce getirilerek o adın bildirdiği varlıktan tanesinin bile olmadığını anlatan söz
- hiçlikhiç olma durumu
- hocaİslam'da din görevlisi
- hocamODTÜ öğrencilerinin birbirlerine ve kimi zaman başka muhataplara seslenme sözü
- hodanHodangillerden, çiçekleri hekimlikte kullanılan ve kökü kavrularak yenilen, bir yıllık ve otsu bir bitki, sığırdili (Borago officinalis)
- hokkaMetal, cam veya topraktan küçük kap
- hokkabazEl çabukluğu ile birtakım şaşırtıcı olaylar yapmayı meslek edinen kimse, hilekâr.
- holbir evin antresi
- holdingana ortaklık
- holmiyumatom numarası 67 , simgesi Ho olan bir kimyasal element
- homofobieşcinsellerden korkma
- homojenBenzer karakterlere veya yapıya sahip
- homologBir başkasının tam olarak yerini tutan
- homoseksüellikeş cinsellik
- homotetiMerkez olarak alınan bir noktaya göre birer noktasının geometrik yerleri karşılıklı olarak aynı olan iki nokta grubunun durumu
- homurdanmakÖfke, kızgınlık, can sıkıntısıyla anlaşılmaz sesler çıkarmak
- homurtuHomurdanma sesi
- hoparlörElektrik akımı değişimlerini ses titreşimlerine çeviren alet, sesyayar.
- hoplamahoplamak işi
- hoplamaksevinçten, korkudan veya oyun için, bulunduğu yerde havaya doğru fırlamak
- hoppayaşına uymayan davranışlarda bulunan
- horDeğersiz, önemi olmayan, aşağı
- horasanKiremit ve tuğla tozlarının kireç ve su ile karıştırılmasından elde edilen bir çeşit harç.
- horlamakUyku sırasında soluk alırken boğaz ve burundan gürültülü sesler çıkarmak
- horoztavuğun erkeği olan kümes hayvanı
- horozbinaHorozbinagillerden, kıyılara yakın alglerin içinde yaşayan, sırt yüzgeci tek parça ve uzun, burun ucu yuvarlak, en büyüğü 5 santimetre kadar olan küçük bir balık
- horozgözüMaydanozgillerden, beyaz veya pembe çiçekli bir bitki
- hortlakmezardan çıkarak insanları korkuttuğuna inanılan yaratık, hayalet
- hortumlastikten yapılmış ince ve uzun boru
- hostesTaşıtlarda, özellikle uçaklarda yolcu ağırlayan bayan
- hoyratKaba, kırıcı ve hırpalayıcı olan.
- hoşbeğenilen, duyguları okşayan bir şekilde
- hoşbuldukHoşgeldin diyene memnun olmak, hoş bulmak türünde verilen karşılık.
- hoşgörüher şeyi anlayışla karşılayarak olabildiği kadar hoş görme durumu, müsamaha, tolerans
- hoşlanmahoşlanmak işi
- hoşlanmakhoşuna gitmek, hoş bulmak, hazzetmek, sevmek
- hoşnutsuzlukhoşnut olmama durumu
- hukukkanunların ceza ile ilgili olmayıp alacak verecek v.s. dâvâları ilgilendiren bölümü
- hukukihukuksal, türel, tüzel
- hukukçuhukuku meslek edinen, hukukla uğraşan kimse
- hulusGönül temizliği
- huluskârTemiz duygulu, içten
- hummaateşli hastalık, ateş
- hummalıHumması olan
- humus(jeoloji) Bitkilerin çürümesiyle oluşan koyu renkte organik toprak.
- hunharkan susamış, kan dökücü
- hunharcahunhara yakışır bir biçimde
- huniBir kaptan diğer bir kaba sıvı bir madde aktarmak için kullanılan dibi ince ve delik bir gereç
- hurafebatıl itikat, batıl inanç
- hurdaeski maden parçası
- huriCennette yaşadığına inanılan dişi varlık.
- hurmapalmiyegillerin eski çağlardan beri Kuzey Afrika'da kültürü yapılan, gövdesi uzun, yaprakları büyük ve dikenli ağaç ve bu ağacın tatlı meyvesi
- hurufatbasımda, baskı işinde kullanılan metal vb. bir maddeden yapılmış harf, rakam veya başka işaret kalıpları
- hurçYorgan, yastık, giyecek vb. koymaya yarayan kumaştan yapılmış özel çanta.
- husulOlma, oluş, oluşma, meydana gelme
- husumethasım olma durumu, düşmanlık
- hususiözel olarak, özel bir biçimde
- hususiyetileri derecede tanışıklık, ahbaplık, yakınlık
- hutbeBayram ve cuma namazlarında minberde belli bir formatta okunan dua ve verilen nasihat
- huyinsanın yaradılış ve ruh özelliklerinin bütünü, mizaç, tabiat
- huyluherhangi bir huyu olan
- huysuzhuyu iyi olmayan, kötü huylu
- huzuriç rahatlığı, sakinlik
- huzurluhuzuru olan, rahat
- huzursuztedirgin, rahatsız bir biçimde
- huğÇubuk veya kamıştan yapılmış bağ ve bahçe kulübesi
- huşhuşgillerden, kerestelik bir ağaç cinsi
- huşuAşağıdan alma, alçak gönüllülük etme. Tanrı'ya karşı boyun eğme, yüreği korku içinde bulunma.
- hâdimHizmetçi, hizmet eden
- hâfızEzberleyen; koruyucu
- hâkimYargıç; hükümran
- hâkimiyetEgemenlik
- hâkimâneHâkimce
- hâlbukiOysa, oysaki
- hâlenHâlâ
- hâlenkârHâlî, durumlu
- hârikaHarika, olağanüstü
- hâssÖzel, has
- hâssaÖzel bölüm
- hâsılmeydana gelmiş, ortaya çıkmış
- hâtımetSon, nihayet
- hâtırGönül, düşünce
- hâtıraAnı, hatıra
- hâtıratHatırat, anılar
- hâviİçeren
- hâvişKorku, endişe
- hâyırİyilik, hayır
- hâyızAdet gören (kadın)
- hâzinedârHazine memuru
- hâzâŞimdi, artık
- hâzîneHazine
- hâzıkCimri
- hâzırHazır
- hâzırcevapHazır cevap
- hâzıretHazret unvanı
- hâzırkârHazırlayan
- hâzırlıkHazırlık
- hâşiyeKenar notu, şerh
- hâşâKorusun Allah
- hâşırMahşer kalabalığı
- hödükgörgüsüz, anlayışsız
- hörgüçdevelerin sırtında bulunan içinde su olan bir veya iki adet yüksekçe yer
- höyükTarih boyunca türlü sebeplerle yıkılan yerleşme bölgelerinde, yıkıntıların üst üste birikmesiyle oluşan ve çoğu kez içinde yapı kalıntılarının gömülü bulunduğu yayvan tepe
- höşmerimTuzsuz taze peynirden nişasta, pirinç unu konarak yapılan bir helva
- hüccetDelil, belge
- hücreince bir zar içindeki protoplazma ve çekirdekten oluşmuş, bir organizmanın yapı ve görev bakımlarından en küçük birimi, göze
- hücumüşüşme, bir yere toplanma
- hükmetmekegemenliği altında bulundurmak
- hükûmetBakanlar kurulu
- hükümdeğer, aynı veya benzer vasıf
- hükümdarpadişah, kral, hakan gibi taht sahibi devlet başkanı, hünkâr
- hükümdarlıkhükümdar olma durumu
- hükümranHüküm süren
- hülasaÖzet, fezleke
- hülyatatlı düş, hayal
- hümanizmİnsanları, değer yargıları, ihtiyaçları, ilgi alanları, kabiliyetleri, özgürlüklerini ele alan ve yücelten laik ahlak sistemi
- hünerustalık, marifet
- hünkârOsmanlılarda yalnız padişahlar için kullanılan bir unvan, hükümdar
- hünkârbeğendiÜzerine salçalı et konulan patlıcan ezmesiyle hazırlanan bir yemek
- hünnapHünnapgillerden, yenilen meyvesi için özellikle Batı ve Güney Anadolu'da yetiştirilen dikenli bir ağaç; çiğde,
- hürherhangi bir tahdide, zorlamaya, şarta bağlı olmayan, serbest şekilde
- hürmetKıymeti, kutsallığı, üstünlüğü, yararlılığı, yaşlılığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, ölçülü, özenli davranmaya sebep olan sevgi duygusu
- hürriyether türlü dış tesirlerden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi fikirlerine dayanarak karar vermesi hâli
- hürriyetçilikHürriyetçi olma durumu
- hüsranbeklenilen şeyin elde edilememesi yüzünden duyulan acı, batkı
- hüthütİbibikgiller familyasından bir kuş türü
- hüzmeışık değneği
- hüzüngönül üzgünlüğü, gam, keder, sıkıntı
- hüzünlüGönüle üzgünlük veren, iç kapanıklığına yol açan
- hıfzıssıhhasağlıklı yaşamak için alınması gerekli önlemlerin bütünü
- hıltanTop durumundaki çiçekleri kuruduktan sonra sapları kürdan olarak kullanılan yabanî bir bitki
- hınzırgenellikle hoşa giden bir davranış veya durum için şaka yollu söylenen bir söz
- hınçöç alma duygusu ile dolu öfke, kin, gayz
- hırdavatKilit, tel, çivi vb. metal eşya.
- hırgürGeçimsizlik, kavga
- hırkaönden açık, kollu, genellikle yünden üst giysisi
- hırlamaHırlamak işi
- hırlamakHırıltıyla ses çıkarmak.
- hırpalamaHırpalamak işi.
- hırpalamakitip kakmak, azarlamak veya yıpratmak
- hırsaçgözlülük
- hırslıöfkeli, kızgın
- hırsızoltadaki asıl iğnenin yanına takılan özel iğne
- hırsızlıkçalma, arakçılık, sirkat
- hırtSersem, budala, ahmak
- hırçınÇabuk kızıp sinirlenen, kırıcı davranışlarda bulunan, aksi, huysuz
- hıyanetkutsal sayılan şeylere el uzatma, kötülük etme veya karşı davranma, hıyanetlik, hainlik
- hıyarkabakgillerden, uzun, iri meyveli, sürüngen, otsu bitkinin ürünü
- hıyarcıkKasık lenf bezlerinin iltihaplanması
- hızçabukluk, sürat
- hızlandırmahızlandırmak işi
- hızlandırmakhız verilmek, hızı artırılmak
- hızlanmaHızlanmak işi
- hızlanmakhız almak, hızı artmak
- hızlıgüç kullanarak
- hızlıcahızlı bir biçimde
- hızlılıkhızlı olma durumu, sürat
- hıçkırıkçok yemek yeme veya sinirsel bir nedenle ve istemsiz olarak diyafram kasının kasılmasıyla hava akciğerlere geçerken boğazdan çıkan ve düzgün aralıklarla tekrarlanan ses
- hışlamaHışlamak biçimi veya işi
- hışlamakHışıldamak, hışıltı sesi çıkarmak
- hışıldamaHışıldamak işi
- hışımöfke, kızgınlık