Ö ile kelimeler
Bu harfte toplam 214 kelime var. Sozlukteki toplam madde sayisi: 11461.
- öbekçarpım işlemi altında kapalı kalıp her öğesinin evriğini içeren, birim işlerli öğeler kümesi
- öcüküçük çocukları korkutmak için uydurulmuş hayalî yaratık, umacı
- ödemdokularda genellikle yüzde, ellerde, ayaklarda ve bazı iç organlarda aşırı miktarda sıvı birikmesi
- ödemekalış veriş ilişkisinde, borcu alacaklıya vermek, tediye etmek
- Ödemişİzmir ilinin bir ilçesi
- ödenmekÖdemek eylemine konu olmak.
- ödevyapılması, yerine getirilmesi, insanlık duygusu, töre ve yasa bakımından gerekli olan iş veya davranış, vazife, vecibe
- ödlekkorkak, tabansız, yüreksiz
- ÖDPÖzgürlük ve Dayanışma Partisi
- ödyometreKimyasal tepkimelerde gazların oylum değişmelerini ölçmeye yarayan aygıt
- Ödüliyiliğe karşılık olarak verilen armağan
- ödüllendirilmekÖdüllendirme işine konu olmak.
- ödüllendirmekBir başarıyı ya da bir iyiliği ödülle değerlendirmek, mükâfatlandırmak.
- ödünçileride geri verilmek veya alınmak şartıyla alınan veya verilen şey
- ödünçlemeködünç olarak almak
- öfkeengelleme, incinme veya gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi, hışım, hiddet, kızgınlık
- öfkelenmeköfkeli duruma düşmek, kızmak, hiddetlenmek
- öfkelihiddetli, kızgın, öfkelenmiş şekilde
- öforiİçki, uyuşturucu, sigara gibi özdeklerin içinde bulunan kimyasalların neden olduğu coşkuya verilen ad.
- ögebir bütünü oluşturan, bütünden ayrıştırıldığında da kendi başına anlam taşıyan parça, unsur, uzuv
- öglenatatlı sularda yaşayan, kamçı biçimindeki uzantısı ile hareket eden mekik biçimindeki bir hücreli
- ökaryothücrelerinde bir çekirdek ve başka organeller içeren bir canlılar grubu olup bilimsel sınıflandırmada arkeler ve bakterilerle beraber tüm canlıları kapsayan üç ana gruptan bir organizma
- ökenmekBirinin yaptıklarını, söylediklerini yineleyerek alay etmek, yansılamak, öykünmek.
- ökseökse otu saplarından veya çobanpüskülü kabuklarından çıkarılan yapışkan macun.
- ökselemekÖkse ile yakalamak
- öksürmeksolunum yolları zarlarının rahatsızlığı sebebiyle akciğerlerdeki havayı birdenbire ve gürültülü bir sesle dışarı vermek.
- öksürükciğerlerdeki havanın, solunum organlarının kasılması ve zorlanmasıylı ağızdan gürültü ile çıkması
- öksüzanası veya hem anası hem babası ölmüş olan, yetim çocuk
- Öktemgüçlü, onurlu, gösterişli, korkusuz
- ökçeayakkabı altının topuğa rastlayan yüksek bölümü, topuk
- öküzÇift sürmekte, kağnı çekmekte kullanılan, etinden yararlanılan, iğdiş edilmiş erkek sığır.
- öküzlükBudalalık, sersemlik
- öldüresiyeÖldürürcesine
- öldürmekaşırı yormak
- öldürtmeÖldürmek işi
- öldürtmekÖldürmek işini yaptırmak
- öldürücüÖldüren, ölüme sebep olan, ölüme yol açan
- öldürülmekÖldürmek işine konu olmak
- ölesiyeÖlecek kadar
- ölmekYaşamsal fonksiyonların durması, hayatın bitmesi, doğmanın karşıtı; hayatını kaybetmek, vefat etmek, can vermek
- ölçertutum, yeti, yetenek ve becerileri ölçmek üzere başvurulan ve ölçünlenmiş edimli ya da sözlü sınarlardan oluşan ölçme aracı
- ölçmeken, boy, oylum, süre gibi nicelikleri kendi cinslerinden seçilmiş bir birimle karşılaştırıp kaç birim geldiklerini belirtmek
- ölçtürmekÖlçmek işini yaptırmak
- ölçübir niceliği, o nicelik için kabul edilmiş birimlerden birine göre oranlayarak değerlendirme, mizan
- ölçülmekölçmek işine konu olmak
- ölçütbir yargıya varmak veya değer vermek için başvurulan ilke, kıstas, mısdak, kriter
- ölçüşmek(biriyle) Yan yana gelerek boy bakımından ölçülmek
- ölühayatı sona ermiş olan, artık yaşamıyor olan, diri karşıtı
- ölümBir insan hayatının tam ve kesin olarak sona ermesi; ahiret yolculuğu, son, ebedî uyku, son yolculuk, emrihak, irtihal, memat,mevt, vefat.
- ölümcülölümle sona erme ihtimali olan veya ölümle sona eren
- ölümsüzleştirmekölümsüz duruma getirmek, ölmezleştirmek, ebedîleştirmek
- ölünmekHerhangi biri ölmek
- ÖmerliÖmer olduğu hâlde
- ömürçok hoşa giden şey
- önbellekMerkez birimin gereksinimi olabilecek düşük kapasiteli bellek.
- önbilgiHerhangi bir konuda derinlemesine bir araştırma yapmadan sağlanan birtakım bilgiler.
- önceilk olarak, başlangıçta, sonra karşıtı
- öncekiönce olan, evvelki, mukaddem, sabık
- öncelikbir şeyin öbüründen önce olması durumu, takaddüm
- öncelikleÖne alınarak, daha önce olarak
- öncüönde gidip haber ulaştıran kimse
- öncülüköncü olma durumu
- öndergücü, ünü ve toplumsal yeri dolayısıyla belli zaman ve durumlar içinde ilişkili bulunduğu küme veya toplumun tutum, davranış ve etkinliklerini değiştirip yönetme yeteneğini gösteren kimse.
- önderlikönder olma durumu veya öndere yakışır davranış, öncülük, liderlik
- önembir şeyin nitelik veya nicelik bakımından değeri olma durumu, ehemmiyet
- önemliönemi olan, mühim, ehemmiyetli
- önemlilikönemli durumu, ehemmiyetlilik, mühimlik
- önemsemekönemli saymak, önem vermek, mühimsemek
- önemsizönemi olmayan
- önemsizlikönemsiz olma durumu, ehemmiyetsizlik
- önerisorunu çözmek üzere öne sürülen görüş, düşünce, teklif
- önermektavsiye etmek
- öngörmekIlerisi için kararlaştırmak, göz önünde tutmak, derpiş etmek
- öngörüBir işin ilerisini kestirme veya bir işin nasıl bir yol alacağını önceden anlayabilme ve ona göre davranma
- öngörülüBir işin ileride nasıl olacağını kestirerek ona göre davranan, öngörüsü olan.
- önlemkötü veya yanlış bir şeyi önleyecek yol, tedbir
- önlemekbir şeyin olmasına veya yapılmasına engel olmak
- önlükherhangi bir iş genellikle de yemek yaparken giysi kirlenmesin diye giyilen, boyundan askılı ve bele bağlanan örtü, iş önlüğü
- önselfizik, kimya olaylarını denemsel yollarla değil, ana ilke ve yasalardan, kesin matematiksel tümdengelimlerle bulmaya ilişkin, apriori
- önsezihiçbir belirti yokken bir şeyin olacağını sezme, içe doğma, hissikablelvuku, altıncı duygu, altıncı his
- önyargıBir birey ya da grup hakkındaki önceden edinilen, yeni bilginin ortaya çıkması halinde bile değişmeye direnç gösteren düşüncelerin benimsenmesi.
- öpmeksevgi saygı bağlılık teşekkür belirtmek ereğiyle dudakları bir kimseye ya da şeye değdirmek
- öptürmekÖpmek işini yaptırmak veya öpmesine izin vermek
- öpüşöpmek işi veya biçimi
- öpüşmekBirbirini öpmek
- ördekPerde ayaklılardan, evcil ve yabani türleri bulunan su kuşu; badi, badik,
- ördekbaşıYeşille lacivert arası renk, petrol yeşili; teal.
- ördekgagasıAçık turuncu renk
- örekeYün, pamuk, keten eğirirken kullanılan bir ucu çatal değnek.
- örenAit olduğu eski uygarlık hakkında fikir edinmemizi sağlayan kültür ve tabiat kalıntılarından oluşan alan.
- örfÖrf, âdet
- örfiÖrfle ilgili
- örgüÖrme işi veya biçimi.
- örgütOrtak bir amaç veya işi gerçekleştirmek için bir araya gelmiş kurumların veya kişilerin oluşturduğu birlik; teşekkül, teşkilat
- örgütlemekBelli bir işin gereği gibi görülebilmesi için örgüt kurmak, teşkilâtlandırmak
- örgütlenmeÖrgütlenmek işi, teşkilatlanma
- örgütlenmekÖrgütlemek işine konu olmak, teşkilâtlanmak
- örmekiplik, yün, tel, saz v.s.'ni birbirine dolayarak veya geçirerek işlemek veya tezgâhta dokumak
- örnekbenzeri yapılacak olan, benzetilmek istenen şey, model
- örneğinmesela, söz gelişi
- örsbiçimleri yapılacak işe göre değişen, üzerinde maden dövülen, çelik yüzeyli, demir araç
- örselemekYıpratmak, eskitmek, hırpalamak, zedelemek
- örtbas"Bir durumun, bir olayın duyulmamasını, yayılmamasını sağlayan önlemler almak" anlamındaki örtbas etmek ve "bir durum, bir olay duyulmamak, yayılmamak" anlamındaki örtbas olmak deyimlerinde geçer
- örtmekkorumak, görünmez duruma getirmek veya gizlemek için üstüne bir şey koymak
- örtüÖrtmek için kullanılan şey; destar, kuvertür, vualet
- örtükÖrtülü, kapalı
- örtülüaçıklama yapmadan, belli belirsiz bir biçimde, müphem
- örüYama olarak yapılan örgü.
- örülmekörme işi yapılmak
- örümcekÖrümcekler takımından, ince bir ağ örerek küçük böcekleri avlayan eklemli bir hayvan; örümce (Araneae)
- örüntüOlay veya nesnelerin düzenli bir biçimde birbirini takip ederek gelişmesi.
- östrojenOmurgalılarda östrus oluşturan bir grup steroit hormon
- ötebir şeyin arkadan gelen bölümü
- ötekidiğeri, öbürü
- ötekileştirmekötekileştirme işini yapmak
- ötmekkuş veya böceklerin değişik tonda ses çıkarmaları, sır etmek
- ötücügüzel öten, ötüşü güzel olan
- ötürüBir şeyden dolayı, bir şey yüzünden.
- ötüşmekBirlikte veya karşılıklı ötmek
- öveçİki üç yaşındaki erkek koyun.
- ÖveçlerKastamonu ili Cide ilçesine bağlı bir köy.
- övgübirini, bir şeyi övmek için söylenen söz veya yazılan yazı, methiye
- övmeÖvmek eylemi
- övmekbirinin veya bir şeyin iyiliklerini, üstünlüklerini söyleyerek değerini yüceltmek, methetmek, sena etmek, yermek karşıtı
- övülmekÖvmek işine konu olmak
- övünceövünç kaynağı.
- övüngençok övünen, farfara
- övüngenlikÇok övünme durumu
- övünmekbir niteliği sebebiyle kendini yücelmiş sayarak bundan abartmalı bir biçimde söz etmek, iftihar etmek
- övüntüÖvünülecek tutum veya davranış
- Övünçerkek veya kız ad
- öyküAyrıntılarıyla anlatılan olay.
- öykünmekbirinin yaptığı gibi yapmak, birine veya bir şeye benzemeye çalışmak, taklit etmek
- öyküntüSanatta başka bir sanatçının üslubunun veya yöntemlerinin kullanılması, pastiş, benzek
- öyleo yolda, o biçimde, o tarzda
- öylesineaşırı bir biçimde, fazla, o kadar çok
- öz"Kendine, kendi kendini" anlamlarında birleşik kelimeler türeten söz
- ÖzalpVan ilinin bir ilçesi.
- ÖzbekÇanakkale ili Merkez ilçesine bağlı köy
- Özbekçeyazılmış olan
- Özbeyİzmir ili Torbalı ilçesine bağlı bir köy.
- özdekduyularla algılanabilen, bölünebilen, ağırlığı olan nesne, madde
- özdekçimateryalist, maddeci
- özdekçilikher şeyin maddeden oluştuğunu ve bilinç de dahil olmak üzere bütün görüngülerin maddi etkileşimler sonucu oluştuğunu öne süren, a priori olan hiçbir metafiziksel kavramı kabul etmeyen felsefe kuramı materyalizm
- ÖzdemirAğrı ili Patnos ilçesine bağlı köy
- özdeşHer türlü nitelik bakımından eşit olan, ayırt edilmeyecek kadar benzer olan, aynı.
- özekbir şeyin çevreden aynı uzaklıkta olan yeri, özek
- özelyalnız bir kişiye, bir şeye ait veya ilişkin olan, spesiyal
- özelleşmekÖzel bir duruma gelmek
- özelleştirmekbir şeyi özel duruma getirmek veya özel olarak kullanmak
- özellikBir şeyin benzerlerinden veya başka şeylerden ayrılmasını sağlayan nitelik; hususiyet, hasiyet, hassa, mahsusluk, özgülük, spesiyalite
- özellikleözel olarak, her şeyden önce, başta, hele, bilhassa, hassaten, hususuyla, bahusus, mahsus, mahsusen
- özenişin elden geldiğince iyi olmasına çabalama, özenme, itina, ihtimam
- özendirmeÖzendirmek durumu, işi, teşvik
- özendirmeközenmesini sağlamak, teşvik etmek
- özenliözen gösterilerek yapılan, itinalı
- özenmekBeğendiği şeye benzemeye çalışmak, o şeyi yapmak için çaba göstermek
- özentiBenzemeye çalışmak
- ÖzerYozgat ili Akdağmadeni ilçesine bağlı bir köy.
- özerkAyrı bir yasaya bağlı olarak kendi kendini yönetme yetkisi olan (kuruluş)
- özerklikbir topluluğun, bir kuruluşun ayrı bir yasaya bağlı olarak kendi kendini yönetme, hakkı muhtariyet, muhtariyet, otonomi
- özetbir yazı veya sözün anlamını daha kısa ve özlü biçimde veren yazı veya söz, hülasa, fezleke, ekspoze.
- özetlemekyazı veya sözü daha az sözle, daha kısa bir biçimde anlatmak, özünü vermek, kısaltmak, hulâsa etmek
- Özgeerkek veya kız ad
- özgeciKişisel yarar gözetmeksizin başkasına yararlı olmaya çalışan (kimse)
- özgecilÖzgeci tutumu olan
- özgemekDeğişmek : Beni görünce yüzü özger.
- özgünBir buluş sonucu olan, nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan.
- özgürherhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, şarta bağlı olmayan, serbest, hür
- özgürleşmekÖzgür duruma gelmek
- özgürleştirmekÖzgür duruma getirmek, özgür hâle gelmesini sağlamak
- özgürlükherhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestlik
- ÖzkanAfyonkarahisar ili Emirdağ ilçesine bağlı bir köy.
- özlembir kişiyi veya bir şeyi görme, kavuşma isteği, özlenti, hasret, tahassür
- özlemekBir kimseyi, bir yeri veya bir şeyi görmeyi, ona kavuşmayı istemek, göreceği gelmek; göreslemek.
- ÖzlerBatman ili Gercüş ilçesine bağlı bir köy.
- özlüÖzü olan, öz bölümü çokça olan
- özlükbir şeyin hâli, mahiyeti
- öznecümlede bildirilen işi yapan, yüklemin bildirdiği durumu üzerine alan kimse veya şey, fail, süje
- öznelözneye ilişkin olan, öznede oluşan, nesnelerin gerçeğine değil, ferdin düşünce ve duygularına dayanan, sübjektif
- öznellikbir yargının kişiye bağlı olarak değer biçilmesi için söylenmekte
- özsüzÖzü olmayan, öz bölümü çokça olmayan
- ÖztaşMardin ili Ömerli ilçesine bağlı bir mahalle.
- ÖztürkKahramanmaraş ili Merkez ilçesine bağlı bir köy.
- ÖzvatanKayseri ilinin bir ilçesi.
- özveribir amaç uğruna ya da gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için kendi yararlarından vazgeçme, fedakârlık
- özveriliÖzveri ile davranan, özverisi olan.
- özçekimGenellikle cep telefonu kamerası ile kişinin çektiği kendi fotoğrafı.
- özümlemeözümlemek işi, yapım, temessül, temsil, asimilasyon, anabolizma, yadımlama karşıtı
- özümlemekcanlı varlıklar, dışarıdan aldıkları besinleri, değişikliğe uğratarak yeni bir birleşimle, organizmanın gereksinme duyduğu maddeler durumuna getirmek; temsil etmek
- özürbir kusurun hoş görülmesini gerektiren sebep, bir suçun elde olmadan yapıldığını ileri sürme, mazeret
- özürlüEksiklik, sakat veya kusuru olan, defolu
- öçkötü davranış veya sözü cezalandırmak için kötülükle karşılık verme isteği ve işi, intikam, öc
- öğleGüneşin gökyüzünde en yüksek noktada bulunduğu sabahla ikindi arasındaki zaman dilimi; gün ortası, öğlen, öğle vakti, nısfınnehar, zeval.
- öğlenmeridyen düzlemi, nısfınnehar
- öğrenciöğrenim görmek amacıyla ders alan kişi, okul çocuğu, talebe, şakirt
- öğrenciliköğrenci olma durumu, talebelik
- öğrenmeöğrenmek işi
- öğrenmekbilgi edinmek, bellemek
- öğretibilimde, felsefede bir görüşü bir sistem içinde belli bir anlayışa, düşünceye dayalı olarak oluşturan ilke ve dogmalar bütünü
- öğreticiöğretme, yetiştirme ve açıklama niteliğinde olan, didaktik
- öğretilmeöğretilmek işi
- öğretilmekÖğretmek işi yapılmak
- öğretimbelli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi, tedris, tedrisat, talim
- öğretmekbir kişiye bir konuda bilgi ve beceri kazandırmak
- öğretmenmesleği bilgi öğretmek olan kişi; hoca, muallim, muallime
- öğretmenliköğretmenin görevi
- öğünkere, kez, defa
- öğürmekKusarken veya kusacak gibi olurken öğürtü sesi çıkarmak
- Öğütkimseye yapması ya da yapmaması gereken şeyler için söylenen söz
- öğütlemekbirine bir şeyi yapmasını ya da yapmamasını salık vermek, tavsiye etmek
- öğütmektane durumundaki nesneleri bir araçla ezerek un durumuna getirmek
- öğütücüÖğütme özelliği olan
- öşürÖşür vergisi